Hızlı erişimTüm Makaleler77 yazı
Yazılara dön
Kuran TefekkürleriTürkçe

[53:43] Bizi Güldüren ve Ağlatan Kimdir?

Necm 53:43 merkezinde gülmek, ağlamak, üzüntü, sevinç, teslimiyet, güven, derin saygı, hesap ve TANRI'nın mutlak kudreti üzerine 19 bölümlük bir Kuran tefekkürü.

Yayın tarihi: 25 dk okuma
[53:43] Bizi Güldüren ve Ağlatan Kimdir?

[53:43] Bizi Güldüren ve Ağlatan Kimdir?

Yazar: Berk KÖKSAL

Tarih: 08.10.2026

Yer: Mersin

Makalenin temel amacı, 53:43 ayetini diğer ilgili ayetlerle birlikte düşünmek; TANRI’nın birliğine şahitliğin bilgi, adalet, doğruluk ve teslimiyet bakımından insan hayatında ne anlama geldiğini samimi ve derin bir dille ortaya koymaktır.

Esenlikler. Esenlik üzerinize olsun.

İnsan bazen bir anda güler. Bazen de aynı insan, birkaç saat sonra tek kelime söylemeden ağlayabilir. Bir haber, bir hatıra, bir kayıp, bir buluşma, bir başarı, bir korku, bir ayet, bir ses, bir insanın sözü… Duygularımızı harekete geçiren yakın sebepler çoktur. Fakat 53:43 bütün bu yakın sebeplerin arkasına geçip daha büyük bir cümle kuruyor: “Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.”

Bu ayet beni yalnız “duyguların kaynağı nedir?” sorusuna götürmüyor. Daha sarsıcı başka sorular da açıyor. Güldüğümde kime şükrediyorum? Ağladığımda kime yöneliyorum? Bir insan beni sevindirdiğinde onu nimetin mutlak sahibi gibi mi görüyorum? Bir insan beni üzdüğünde ona hayatımın bütün duygusal otoritesini mi veriyorum? Gözyaşımı imansızlığın, gülüşümü ise mutlaka TANRI’nın benden hoşnutluğunun kanıtı mı sanıyorum?

Ayetler böyle kolay denklemler kurmuyor. Aynı surede “Ağlamak yerine gülüyor musunuz?” diye soruluyor. Başka bir yerde kötülük yapanların inananlara güldüğü anlatılıyor. Peygamberlerin vahiy karşısında ağlayarak secdeye kapandıkları bildiriliyor. Yakup’un ağır üzüntüsü saklanmıyor. Yağmur gelince insanların sevindiği, TANRI’yı hatırlayınca kalplerin sevinç duyduğu, Ahirette bazı yüzlerin gülerek neşe içinde olacağı da söyleniyor.

Demek ki mesele yalnız gülmek veya ağlamak değil. Neden güldüğüm, neden ağladığım, duygumu kime bağladığım ve o duygunun beni nereye götürdüğü de önemli.

Önceki tefekkürlerimde TANRI’ya güveni, gerçek zenginliği, şükrü ve derin saygıyı ayrı ayrı düşünmüştüm. 53:43 bunları insanın en mahrem alanlarından birinde tekrar bir araya getiriyor. Çünkü gülüş de gözyaşı da, insanın kendisini en az saklayabildiği anlardan biridir.

Özet

53:43

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ

He is the One who makes you laugh or cry.

Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.

53:42 — Son varış Rabbinedir.

53:44 — Ölümü de hayatı da kontrol eden O’dur.

53:48 — Sizi zengin ya da fakir yapan O’dur.

53:49 — O, galaksilerin Rabbidir.

1. Bizi Güldüren ve Ağlatan Kimdir?

Ayet

53:43

وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ

He is the One who makes you laugh or cry.

Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.

Kaynak: kuranteyit.com

Ayetin Tefekkürü

53:43 çok kısa bir ayet. Fakat özneyi öylesine açık kuruyor ki insanın duygular hakkında geliştirdiği sahiplik duygusunu sarsıyor: “O’dur.” Güldüren de ağlatan da O.

İlk okuduğumda bu cümleyi yalnız “TANRI bize gülme ve ağlama yeteneği vermiştir” diye daraltmak istemiyorum; çünkü ayetin Türkçe çevirisi bundan daha doğrudan konuşuyor. Aynı zamanda ayetin söylemediği ayrıntıları ekleyerek “her gözyaşının şu spesifik nedeni TANRI’nın şu hükmüdür” gibi kesin açıklamalar da yapamam. Güvenli yerde kalmak istiyorum: Ayet, gülme ve ağlamayı TANRI’ya bağlıyor.

Bu, insan aracılarının varlığını yok saymayı gerektirmiyor. Bir dostum beni güldürebilir. Bir insanın sözü beni ağlatabilir. Bir haber sevincime, başka bir olay üzüntüme yakın sebep olabilir. Fakat 53:43, yakın sebebi nihai kaynak yerine koymamam gerektiğini düşündürüyor. Benim gözüm bir insana takılıp kalabilir; ayet bakışımı daha yukarı taşıyor.

Bu ayrım tevhid açısından çok güçlü. Bir insan beni sevindirdi diye onu kalbimin sahibi yapamam. Bir insan beni üzdü diye onun elinde bütün ruhumun anahtarı varmış gibi davranamam. İnsanlar etkiler. Olaylar etkiler. Hatıralar etkiler. Fakat ayet güldürme ve ağlatmanın nihai nispetini TANRI’ya veriyor.

Bunu kendi hayatıma çevirdiğimde hem gülüşüm hem gözyaşım tevazu kazanıyor. Güldüğümde “Ben bunu kazandım” demek yerine nimetin kaynağını hatırlayabilirim. Ağladığımda da “Her şey bitti” demek yerine, gözyaşımın bile TANRI’nın bilgisi dışında olmadığını düşünebilirim.

Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisinde “makes you laugh or cry”; bunun Türkçe çevirisinde “Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.” ifadesi yer alıyor. Cümlenin ağırlığı benim için fiilden önce özneye düşüyor: Kim? O.

Ayet referansı: 53:43.

2. Son Varış Rabbinedir: Duygunun da Bir Ufku Var

Ayet

53:42 — Son varış Rabbinedir.

53:43 — Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.

Ayetin Tefekkürü

53:43’ü tek başına güzel bir duygu sözü gibi okumak kolay. Fakat hemen öncesindeki 53:42 bu ayete daha büyük bir yön veriyor: “Son varış Rabbinedir.” Ardından “Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.” geliyor.

Bu sıra bana duygunun nihai ölçü olmadığını düşündürüyor. Bugün ne kadar mutlu olduğum, hayatın son anlamını tek başına belirlemiyor. Bugün ne kadar üzgün olduğum da nihai hüküm değil. Duygular gerçektir; fakat son varış değildir.

Bazen insan bir anlık sevinci bütün hayatın doğrulaması gibi okuyabiliyor. Bir proje iyi gider, insanlar beğenir, kapılar açılır ve içimde “demek ki her şey doğru” hissi oluşabilir. Tersi de mümkün. Bir iş ters gider, bir ilişki bozulur, bir kayıp yaşanır ve “demek ki her şey yanlış” diye düşünebilirim. 53:42 bu iki aşırı yorumu da küçültüyor: Son varış Rabbimedir.

Bu bana bir tür duygusal teslimiyet öğretiyor. Sevinci reddetmeden onu putlaştırmamak. Üzüntüyü inkar etmeden onu son hüküm sanmamak. Gülüşüm geçebilir. Gözyaşım dinebilir. İnsanların bana karşı tavrı değişebilir. Fakat varış yönü değişmez.

Belki de 53:43’ü doğru yere koymak için önce 53:42’yi duymak gerekiyor. Duyguların Sahibi olan TANRI, aynı zamanda son varışın da Rabbidir. Bu nedenle duygum ne kadar yoğun olursa olsun, beni TANRI’nın önündeki sorumluluğumdan çıkaran yeni bir otoriteye dönüşmemeli.

Ayet referansları: 53:42-43.

3. Ölüm ve Hayatın Sahibi: Hissetme İmkanı Kimin Verdiği Bir Hayat?

Ayet

53:44 — Ölümü de hayatı da kontrol eden O’dur.

Ayetin Tefekkürü

53:43’ün hemen ardından ölüm ve hayat geliyor. Bu yakınlık beni etkiliyor. Gülmek ve ağlamak, hayatın içinde yaşadığım çok kişisel iki hareket. Sonraki ayet ise hayatın kendisini TANRI’nın kontrolüne bağlıyor.

Böyle okuyunca şunu fark ediyorum: Gülebilmem için önce hayat verilmiş olması gerekiyor. Ağlayabilmem için de. Bir yüz kasının hareketi, bir hatıranın zihnimde belirivermesi, bir sese cevap vermem, birini sevebilmem, kaybettiğimde canımın yanması… Bütün bunlar yaşamın içinde mümkün.

Ben çoğu zaman duygunun yakın sebebine odaklanıyorum. “Beni şu güldürdü.” “Beni şu ağlattı.” Fakat hayatın kendisinin bana ait olmadığını hatırladığımda cümle değişiyor. Duygunun yaşandığı zeminin sahibi ben değilim.

Bu düşünce, insan iradesini yok saymamı gerektirmiyor. Ayet benim bütün seçimlerimi ayrıntılı biçimde açıklamıyor. Ama hayat ve ölümün kontrolünü TANRI’ya verirken bana çok net bir sınır çiziyor: Kendi varlığımın mutlak sahibi değilim.

Bu nedenle ne kahkaham bana sonsuzluk garantisi verir ne gözyaşım beni TANRI’dan kopmuş biri yapar. İkisi de yaşamın içinde meydana gelir; yaşamın Sahibi ise O’dur.

Ayet referansı: 53:44.

4. Zenginlik, Yoksulluk ve Ruh Hali: Dış Şartların Ardındaki Sahiplik

Ayet

53:48 — Sizi zengin ya da fakir yapan O’dur.

Ayetin Tefekkürü

53:48, 53:43 ile aynı ayet dizisinin içinde: “Sizi zengin ya da fakir yapan O’dur.” Bu yakınlık gülme ve ağlamanın bazen dış şartlarla ne kadar iç içe olduğunu düşündürüyor. Para geldiğinde sevinebilir, kayıp olduğunda üzülebilirim. Bir imkan açıldığında rahatlar, imkan daraldığında korkabilirim.

Fakat ayet, zenginlik ve yoksulluğu da TANRI’dan bağımsız bir alan gibi bırakmıyor.

“Kuran’a Göre Gerçek Zenginlik: Maddi Zenginlik mi, Zengin Olmamak mı?” başlıklı önceki tefekkürümde 53:48 üzerinde durmuştum. Orada maddi durumun insanın TANRI katındaki değerinin otomatik ölçüsü olamayacağını düşünmüştüm. Burada aynı ayet başka bir yere dokunuyor: Maddi şartlar duygumu etkileyebilir ama duygumun ve rızkımın nihai merkezi para olmamalı.

İnsan parayı yalnız ihtiyaçlarını karşılamak için değil, duygusal güvenlik için de tutabilir. “Bu miktar varsa huzurluyum, yoksa tamamen güvensizim” diye düşünebilir. Oysa 53:48, güvenin merkezini paradan daha yukarı taşımaya çağırıyor gibi geliyor bana.

Bu, maddi tedbir almamak değildir. Çalışmak, hesap yapmak, birikim yapmak, sorumlulukları yerine getirmek hayatın içindedir. Fakat sonuçta zenginlik de yoksulluk da TANRI’nın hükümranlığının dışında değilse, kalbimin son dayanağını yalnız rakamlara bağlamam tevhidle gerilim oluşturabilir.

Gülüşümü paranın gelişiyle, gözyaşımı paranın gidişiyle tamamen tanımlamak istemiyorum. Çünkü aynı ayet dizisi bana hem duygunun hem rızkın üstünde aynı Sahibi gösteriyor.

Ayet referansı: 53:48.

5. Galaksilerin Rabbi ve Bir İnsanın Gözyaşı

Ayet

53:49 — O, galaksilerin Rabbidir.

Ayetin Tefekkürü

53:49’un 53:43’e bu kadar yakın olması beni her okuduğumda küçültüyor: “O, galaksilerin Rabbidir.” Birkaç ayet önce gülen ve ağlayan insan vardı; şimdi galaksiler var.

Aynı Rab.

Bu ölçekte düşündüğümde insanın bir gözyaşı çok küçük görünebilir. Fakat ayet dizisinin kendisi, insanın en kişisel haliyle kozmik büyüklüğü yan yana getiriyor. Ben bundan “her duygum evrenin merkezidir” sonucunu çıkaramam. Tam tersine, kendimi merkezden çekiyorum. Fakat küçük oluşum, TANRI’nın bilgisi dışında olduğum anlamına da gelmiyor.

Bir gece gökyüzüne bakarken insan kendi derdini küçücük hissedebilir. Bazen bu iyi gelir, bazen de “Benim yaşadığım şeyin ne önemi var?” diye düşünür. 53:43 ile 53:49’u beraber okuyunca bende başka bir denge oluşuyor: Galaksilerin Rabbi, gülmeyi ve ağlamayı da Kendisine nispet ediyor.

Bu bana yakınlık ve kudreti aynı anda düşündürüyor. TANRI’yı yalnız evrenin çok uzağında, soyut bir güç gibi düşünmek ayet dizisinin bütünlüğünü kaçırabilir. O galaksilerin Rabbidir; fakat insanın gülüşü ve gözyaşı da O’na bağlanır.

Benim için tevhidin huzur veren taraflarından biri burada. Ölçeğim küçük olabilir. Fakat Rabbim küçük değildir.

Ayet referansı: 53:49.

6. Her Gülüş Doğru Bir Yerde mi?

Ayet

53:60 — Ağlamak yerine gülüyor musunuz?

53:61 — Gidişatınızda ısrar mı ediyorsunuz?

53:62 — TANRI’nın huzurunda secdeye kapanarak tapının.

Ayetin Tefekkürü

53:43 “Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur” derken, aynı surenin sonuna doğru 53:60 çok sarsıcı bir soru soruyor: “Ağlamak yerine gülüyor musunuz?” Ardından “Gidişatınızda ısrar mı ediyorsunuz?” ve “TANRI’nın huzurunda secdeye kapanarak tapının.” geliyor.

Bu, gülmenin kendi başına doğruluk işareti olmadığını açıkça gösteriyor. İnsan yanlış bir yerde de gülebilir. Uyarı karşısında alay ederek, ciddiyeti dağıtarak veya kendi gidişatında ısrar ederek de gülebilir.

Bazen kahkaha bir rahatlama biçimidir. Bazen sevincin doğal ifadesidir. Fakat bazen de insan kendisini hakikatle yüzleşmekten korumak için güler. Ciddi bir uyarıyı küçümser. Kendisine dokunan sözü şakaya çevirir. Bir başkasının hassasiyetini “fazla ciddi” diye itebilir.

53:60’ın hemen ardından secde çağrısının gelmesi benim için yönü netleştiriyor. Mesele sürekli üzgün görünmek değil. Mesele, gülüşün insanı TANRI’nın önünde eğilmekten uzaklaştırıp uzaklaştırmadığı.

Ben de kendi hayatımda şunu sormalıyım: Güldüğüm şey ne? Bir başkasının hatası mı? Bir uyarının ciddiyetini mi küçümsüyorum? Yoksa TANRI’nın bir nimetine mi seviniyorum?

Her gülüşün ahlaki değeri aynı değil.

Ayet referansları: 53:60-62.

7. Az Gülüp Çok Ağlamak: Duygunun Sonucu Olabilir

Ayet

9:82 — Varsın az gülsünler ve çok ağlasınlar. İşte bu, kazanmış oldukları günahların karşılığıdır.

Ayetin Tefekkürü

9:82 gülme ve ağlamayı başka bir bağlama taşıyor. Burada “az gülmek” ve “çok ağlamak”, kazanılmış günahların karşılığı olarak sunuluyor.

Bu ayeti alıp hayatında çok ağlayan herkese “demek ki günahlarının karşılığını yaşıyor” demek yanlış olur. Ayet böyle genel bir teşhis yetkisi vermiyor. Kendi bağlamında belirli kişilere ilişkin bir sonuç bildiriyor.

Fakat ayetin gösterdiği daha genel bir ahlaki gerçek var: Gülmek ve ağlamak sonuçlarla bağlantılı olabilir. İnsan yaptığı seçimlerin meyvesini duygusal olarak da tadabilir.

Bu beni davranış ile duygu arasındaki ilişkiyi düşünmeye çağırıyor. İnsan bazen kısa vadede gülebilir ama yaptığı iş uzun vadede pişmanlık doğurabilir. Bazen doğru olan zor gelir, hatta gözyaşı getirir; fakat sonu esenlik olabilir. Bu nedenle anlık duygu, kararın doğruluğunu tek başına kanıtlamaz.

Özellikle “iyi hissetmek” çağında bu ayet beni yavaşlatıyor. Bir şey bana iyi hissettiriyor diye iyi olmayabilir. Bir şey beni ağlatıyor diye kötü olmayabilir. Duyguyu küçümsemiyorum; fakat onu vahyin üzerine de çıkarmıyorum.

Ayet referansı: 9:82.

8. Alay Eden Gülüş: Başkasının Acısını Eğlenceye Çevirmek

Ayet

23:110 — “Ancak onlarla alay ettiniz ve dalga geçtiniz, öyle bir noktaya kadar ki Beni unuttunuz. Siz onlara vaktiyle gülerdiniz.

83:29 — Kötü olanlar vaktiyle inanmış olanlara gülerdi.

83:30 — Vaktiyle yanlarından geçtiklerinde alay ederlerdi.

83:31 — Vaktiyle ahalileriyle bir araya geldiklerinde eğlenirlerdi.

83:32 — Onları her gördüklerinde derlerdi ki: “Bu insanlar çok uzak sapmış!

83:33 — “Onların (görünmez) korumaları diye bir şey yok.”

Ayetin Tefekkürü

Ayetler bana bir başka gülüş biçimi gösteriyor: alay eden gülüş.

23:110’da inananlarla alay edilmesi, hatta bu alayın TANRI’yı unutturan bir noktaya ulaşması anlatılıyor. 83:29-33’te de kötü olanların inananlara güldüğü, yanlarından geçerken alay ettiği, kendi çevrelerine döndüklerinde eğlendiği anlatılıyor.

Burada gülüş masum değil. Bir başkasını küçültmenin aracı.

Bu beni kendi mizahım hakkında düşünmeye zorluyor. Bir insanın hatasına gülmek kolay. İnancıyla, görünüşüyle, bilgisizliğiyle, düşüşüyle, yoksulluğuyla veya yalnızlığıyla eğlenmek de kalabalık içinde kolaylaşabilir. Grup gülüyorsa insan kendi vicdanının sesini duymayabilir.

Ben müziğin, mizahın ve yaratıcı ifadenin hayatı hafifletebileceğini düşünüyorum. Fakat ayetler mizahın ahlaki sınırını hatırlatıyor: Gülüş, başka bir insanı insanlığından çıkaran bir silaha dönüşebilir.

Daha ağır olan ise 23:110’daki ifade: Bu alay “Beni unuttunuz” sonucuyla yan yana geliyor. Birini küçümserken TANRI’yı unutmak… Belki de gülüşün en tehlikeli hali budur: Kendi üstünlüğümden o kadar hoşlanırım ki TANRI’nın önündeki eşit kulluğumu unuturum.

Gülmek nimettir; fakat başkasını ezmek için kullanıldığında nimetin yönü bozulabilir.

Ayet referansları: 23:110, 83:29-33.

9. Hesap Gününde Gülüşün Yönü Değişebilir

Ayet

83:34 — Bugün, inanmış olanlar inkârcılara gülüyorlar.

83:35 — Lüks mobilyalar üzerinde seyrederler.

83:36 — Muhakkak ki inkârcılar yaptıklarının karşılığını alırlar.

Ayetin Tefekkürü

83:29-33’te dünyada inananlara gülenler vardı. 83:34-36’da sahne tersine dönüyor: “Bugün, inanmış olanlar inkârcılara gülüyorlar.” Son ayet de karşılığın verildiğini söylüyor.

Bu tersine dönüş, dünyadaki sosyal onayın ne kadar geçici olduğunu düşündürüyor. Bir topluluk bugün birini komik bulabilir. Bir görüş bugün alay konusu olabilir. Bir insan kalabalığın içinde yalnız kalabilir. Fakat kalabalığın kahkahası hakikatin ölçüsü değildir.

Benim için bunun çok güncel bir tarafı var. Sosyal medyada birkaç saniyelik bir video, bir insanı binlerce kişinin alay nesnesine çevirebilir. Gülüş sayısı büyüdükçe sanki hüküm kesinleşmiş gibi hissedilebilir. Oysa ayet, gülüşün yön değiştirebileceğini gösteriyor.

Bu nedenle başkalarının bana gülmesi de benim yanlış olduğumu otomatik olarak kanıtlamaz; insanların beni alkışlaması da doğru olduğumu kanıtlamaz. Ölçü gülüş değil.

Bu düşünce, şahitlik ve doğru sözlülük açısından da önemli. İnsan alay edilmemek için gerçeği gizleyebilir. Kalabalığın kahkahasından korkup sözünü değiştirebilir. Fakat eğer hesap varsa, bugünkü sosyal rahatlık nihai güvenlik değildir.

Gülüş geçer. Karşılık kalır.

Ayet referansları: 83:34-36.

10. Yakup’un Gözyaşı: Üzüntü İmanı Geçersiz Kılmaz

Ayet

12:84 — “Ben Yusuf’a üzülüyorum” diyerek onlardan yüz çevirdi. Gözleri çok fazla üzülmekten beyaza döndü; o hakikaten üzgündü.

12:85 — Onlar, “TANRI’ya ant olsun, hastalanıncaya ya da ölünceye kadar Yusuf için üzülmeye devam edeceksin sen” dediler.

12:86 — O dedi ki: “Ben sadece çıkmazım ve üzüntüm hakkında TANRI’ya şikâyet ediyorum, zira TANRI’dan sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.

Ayetin Tefekkürü

Yakup’un üzüntüsü saklanmıyor. 12:84 onun Yusuf için üzüldüğünü ve gözlerinin çok fazla üzülmekten beyaza döndüğünü söylüyor. Çevresindekiler 12:85’te bu üzüntünün onu hasta edebileceğini ya da ölüme kadar götürebileceğini söylüyorlar. 12:86’da ise Yakup’un yönü ortaya çıkıyor: “Ben sadece çıkmazım ve üzüntüm hakkında TANRI’ya şikâyet ediyorum…”

Bu üç ayet benim için çok önemli bir denge kuruyor. İnanç, insanın hiç üzülmemesi demek değil. Sevdiğini kaybetmek, hasret çekmek, bir haber beklemek, bir acıyla yaşamak insanı derinden sarsabilir.

Bazen dini dil, insana sanki ağlamak zayıflıkmış gibi yük bindirebilir. “TANRI’ya güveniyorsan üzülmemelisin” denebilir. Yakup’un anlatısı bu kadar basit bir denklem kurmama izin vermiyor. O üzülüyor. Hem de çok.

Fakat üzüntünün yönü TANRI’ya dönüyor. Şikayetini TANRI’ya taşıyor.

Benim için teslimiyet burada duyguyu bastırmak değil; duyguyu TANRI’dan kaçışa çevirmemek. Ağlarken de O’na yönelmek. Çıkmazımı O’na söylemek. İnsanlara karşı rol yapmak zorunda kalmadan, üzüntünün içinde de kulluk ilişkisini korumak.

Bu ayetler bana gözyaşından utanmamayı, fakat gözyaşımı da putlaştırmamayı öğretiyor. Acım gerçek olabilir. Yine de Rabbim acımdan daha büyüktür.

Ayet referansları: 12:84-86.

11. Ağlayarak Secde: Gözyaşı Teslimiyete Dönüştüğünde

Ayet

17:109 — Onlar secde ederek ve ağlayarak çeneleri üzerine kapanırlar. Zira o onların derin saygısını artırır.

19:58 — Bunlar, TANRI’nın nimetlendirdiği peygamberlerin bazılarıdır. Onlar, Âdem’in soyunun, Nuh ile beraber taşıdıklarımızın soyunun, İbrahim ile İsrail’in soyunun arasından ve rehberlik edip seçtiğimiz kimselerin arasından seçilmişlerdi. En Lütufkârın vahiyleri onlara okunduğunda, onlar ağlayarak secdeye kapanırlar.

Ayetin Tefekkürü

17:109 ve 19:58, gözyaşını bambaşka bir yerde gösteriyor: secdede.

Burada ağlamak yalnız acının dışavurumu değil. Vahiy karşısında derin saygının ve teslimiyetin bir parçası. İnsan ayeti duyuyor, secdeye kapanıyor ve ağlıyor.

“TANRI’ya Derin Saygı: Ego, Saygısızlık ve Sınırı Aşmanın İç Yüzü” başlıklı önceki tefekkürümde derin saygının yalnız bir duygu olmadığını, davranışa ve sınıra bağlandığını düşünmüştüm. Bu ayetler o düşünceye başka bir katman ekliyor: Duygu değersiz değil. Gözyaşı, doğru yönde olduğunda secdeyle birlikte anılabiliyor.

Fakat burada da kendime dikkat etmem gerekiyor. Ağlamak tek başına üstünlük belgesi değildir. Bir insan dini bir ortamda çok etkilenebilir, ağlayabilir, sonra hayatında hiçbir şey değişmeyebilir. Ayetler bana başkasının gözyaşını ölçme yetkisi vermiyor; kendi gözyaşımla övünme hakkı da vermiyor.

Asıl soru şu olabilir: Vahiy beni ağlattıysa, beni eğdi mi? Kalbimi yumuşattı mı? Egomu küçülttü mü? Doğruya daha açık hale getirdi mi?

Gözyaşı secdeye dönüşüyorsa, duygu yönünü bulmuş olabilir. Gözyaşı beni kendime hayran bırakıyorsa, yine kendimi merkeze koymuş olabilirim.

Ayet referansları: 17:109, 19:58.

12. Umutsuzluktan Sevince: Yağmurun Ardından Değişen Kalp

Ayet

30:48 — O’nun iradesine uygun olarak gökyüzü boyunca yayılmak üzere bulutları harekete geçirmek için rüzgârları gönderen TANRI’dır. O sonra bulutları üst üste yığar, sonra sen yağmurun oradan indiğini görürsün. Kulları arasından seçtiklerinin üzerine yağdığında onlar sevinirler.

30:49 — Üzerlerine yağmadan önce, onlar umutsuzluğa kapılmışlardı.

30:50 — TANRI’nın kesintisiz merhametini ve ölmüş toprağı nasıl canlandırdığını takdir et. O, ölüleri tıpkı bu biçimde kesinlikle diriltecektir. O, Her Şeye Gücü Yetendir.

Ayetin Tefekkürü

30:48-50’de çok insani bir dönüşüm var. İnsanlar önce umutsuzluğa kapılmışlar. Sonra yağmur geliyor ve seviniyorlar. Ayet yağmuru, rüzgarları ve ölmüş toprağın canlanmasını TANRI’nın merhametiyle ilişkilendiriyor.

Bir süre önce umutsuz olan insan, kısa süre sonra sevinebiliyor.

Bu bana duyguların ne kadar değişken olduğunu hatırlatıyor. Bugün çözülmez görünen şey yarın değişebilir. Bugün kapalı görünen bir kapı açılabilir. Bugün içimi sıkan bir bekleyiş, yarın şükre dönüşebilir.

“TANRI’ya Gerçekten Güveniyor musun? Güven Sözü, Kontrol Tutkusu ve Teslimiyetin Sert Sınavı” başlıklı önceki tefekkürümde kontrol etme isteği ile güven arasındaki gerilimi düşünmüştüm. Burada aynı gerilimi toprağın bekleyişinde görüyorum. İnsan yağmuru emredemiyor; fakat yağmur geldiğinde seviniyor.

Bu, pasif kalmak anlamına gelmiyor. Çiftçi toprağı hazırlar, insan tedbir alır, çalışır. Fakat hayatın bütün sonuçlarını kendi eliyle üretmiyor.

Benim için 30:49’un en öğretici tarafı şu: Umutsuzluk bile son söz değil. Çünkü bir sonraki ayet TANRI’nın merhametini ve yeniden canlandırmayı gösteriyor.

Ağladığım bir gün, hayatımın tamamı değildir.

Ayet referansları: 30:48-50.

13. Kaçırdığına Üzülme, Verilenle Böbürlenme

Ayet

57:22 — Yeryüzünde ya da size olan her şey, yaratılıştan bile önce, zaten kaydedilmiştir. Bunu yapmak TANRI için kolaydır.

57:23 — Bu yüzden, kaçırdığınız hiçbir şeye üzülmemeli, O’nun size ihsan ettiği hiçbir şeyle de gururlanmamalısınız. TANRI, böbürlenen, gururlu kimseleri sevmez.

Ayetin Tefekkürü

57:23 bana çok ölçülü bir duygu ahlakı veriyor: Kaçırdığıma üzülmemek, verilenle de gururlanmamak. Ayet duygusuz bir insan üretmeye çalışmıyor gibi geliyor bana; çünkü Kuran’ın başka yerlerinde üzüntü açıkça anlatılıyor. Buradaki vurgu, kaybın insanı yıkıp kimliğini ele geçirmemesi ve nimetin de kibir üretmemesi olabilir.

57:22 ile birlikte okuduğumda bu denge daha anlaşılır oluyor: Olan şeylerin TANRI’nın bilgisi ve kaydı dışında olmadığı bildiriliyor.

Benim için bunun pratik tarafı çok sert. Bir iş istediğim gibi gitmediğinde ne kadar süre o kaybın içinde yaşıyorum? Bir başarı geldiğinde ne kadar hızlı kendimi büyütüyorum? Kayıp beni TANRI’ya karşı öfkeye, nimet beni kendime hayranlığa götürüyor mu?

“Şükür: Gerçekten Şükrediyor muyuz, Yoksa Kendimizi mi Kandırıyoruz?” başlıklı önceki yazımda nimeti kaynağına bağlamayı düşünmüştüm. 57:23 aynı soruyu duygunun iki ucunda soruyor. Kaybettiğimde de TANRI’yı unutmamak; aldığımda da.

Gülüşüm beni böbürlenmeye götürüyorsa, gülüşün içinde tehlike var. Gözyaşım beni ümitsizliğe kilitliyorsa, gözyaşın içinde de tehlike olabilir.

Duygunun kendisi değil, beni nereye götürdüğü önemli.

Ayet referansları: 57:22-23.

14. Başımıza Gelenler ve Güven: Efendimiz ve Sahibimiz O’dur

Ayet

9:51 — De ki: “TANRI’nın bizim için hükme bağladığının dışında başımıza hiçbir şey gelmez. Bizim Efendimiz ve Sahibimiz O’dur. İnananlar TANRI’ya güvensinler.”

Ayetin Tefekkürü

9:51 doğrudan güven çağrısı yapıyor. “Bizim Efendimiz ve Sahibimiz O’dur. İnananlar TANRI’ya güvensinler.”

Bu ayeti 53:43’le birlikte düşündüğümde duygusal bağımlılığın merkezini sorguluyorum. Bir insan beni güldürebilir; ama Efendim ve Sahibim o insan değildir. Bir insan beni ağlatabilir; ama Efendim ve Sahibim yine o insan değildir.

Bu ayrım benim için özgürleştirici. İnsanları önemsizleştirmiyor; onların yerini doğru tutuyor. Sevdiğim kişileri severim. Birinin sözü canımı acıtabilir. Bir başkasının varlığı bana güç verebilir. Fakat hiç kimse TANRI’nın yerini alamaz.

Güven de burada duygunun yokluğu değil. Korkarken güvenebilirim. Ağlarken güvenebilirim. Sonucu bilmezken güvenebilirim.

Bu yüzden “TANRI’ya güveniyorum” cümlesinin gerçek sınavı, her şey yolundayken değil, kontrolün elimden çıktığı anlarda ortaya çıkıyor. Gülüş kolayken şükretmek önemli; gözyaşı varken güveni korumak belki daha zor.

9:51 bana bu zor yerde bir isim veriyor: O, Efendimiz ve Sahibimizdir.

Ayet referansı: 9:51.

15. Kalpler Ne ile Sevinç Duyar? TANRI’yı Hatırlamak

Ayet

13:28 — TANRI’yı hatırlamaktan kalpleri sevinç duyan onlardır. Kesinlikle, kalpler TANRI’yı hatırlamaktan sevinç duyar.

Ayetin Tefekkürü

13:28, sevinci doğrudan TANRI’yı hatırlamaya bağlıyor: “Kesinlikle, kalpler TANRI’yı hatırlamaktan sevinç duyar.”

Bu ayet benim için özellikle önemli, çünkü insan sevinci çoğu zaman yalnız dış koşullarda arıyor. Yeni bir şey almak, bir başarı kazanmak, birinin onayı, bir yolculuk, bir haber… Bunların hepsi sevindirebilir. Ayet bunları inkar etmiyor. Fakat kalbin daha derin bir sevinç kaynağını gösteriyor.

Müzik üretirken bunu çok düşünüyorum. Bir ses insanı yükseltebilir, bir melodi kalbe dokunabilir. Fakat benim için müziğin en doğru yönü, kendisini son kaynak gibi sunmak değil, hatırlamaya hizmet etmek. Ses bittiğinde TANRI unutuluyorsa, duygunun yönünü tekrar sorgulamak gerekir.

“Sessiz Zikir: Ses Bittiğinde Hatırlayış Devam Eder mi?” başlıklı önceki yazımda bu sorunun etrafında durmuştum. 13:28 burada yeniden karşıma çıkıyor. Kalbin sevinci yalnız uyarıcıya değil, hatırlanan TANRI’ya bağlanıyor.

Bu beni sevinci küçümsemekten kurtarıyor. TANRI’yı hatırlamak, insanı sürekli asık yüzlü ve hayattan kopuk yapmak zorunda değil. Ayetin dili sevinçten söz ediyor.

Tevhid yalnız korku değil. Hatırlayışın sevinci de var.

Ayet referansı: 13:28.

16. Sevinçte de Korkuda da TANRI’ya Yalvarmak

Ayet

21:90 — Biz* ona yanıt verdik ve ona Yahya’yı bahşettik; onun karısını onun için düzelttik. Bunun sebebi şudur, vaktiyle doğruluğa çalışmak için acele ederlerdi ve hem sevinç durumlarında hem de korku durumlarında bize yalvarırlardı. Bize göre, onlar derin saygı duyanlardı.

Ayetin Tefekkürü

21:90’da beni en çok etkileyen ifade, “hem sevinç durumlarında hem de korku durumlarında bize yalvarırlardı” cümlesi.

İnsan çoğu zaman TANRI’yı zorda kalınca daha yoğun hatırlar. Ağlarken dua etmek kolaylaşabilir. Çıkış göremediğimizde yardım isteriz. Fakat ayet sevinci de duaya dahil ediyor.

Bu, benim için şükrün canlı bir biçimi. Gülerken de TANRI’yı unutmamak. İyi haber geldiğinde yalnız habere sarılmamak. Başarı geldiğinde yalnız kendini kutlamamak. Sevinci, kaynağına doğru açmak.

Aynı zamanda korkunun da TANRI’ya yönelmesi var. Demek ki kulluk yalnız tek bir ruh haline bağlı değil. Neşeliyken de, korkarken da, içim rahatsa da, tedirginsem de aynı Rabbe yönelebilirim.

Bu bana çok bütünlüklü geliyor. Çünkü insan tek bir duygudan oluşmuyor. Bazen güçlü, bazen kırılgan. Bazen umutlu, bazen kaygılı. Ayet bütün bu değişken hallerin üstünde sabit bir yön gösteriyor.

Benim duygum değişebilir. Yönüm değişmek zorunda değil.

Ayet referansı: 21:90.

17. Korkunun ve Üzüntünün Sonu: Cennet Müjdesi

Ayet

41:30 — “Bizim Rabbimiz TANRI’dır” diye ilan edip ardından doğru bir hayat sürenler; melekler onların üzerlerine inerler: “Hiçbir korkunuz olmayacak, üzülmeyeceksiniz de. Cennetin size ayrılmış olduğu müjdesinden sevinç duyun.

41:31 — “Biz bu hayatta ve Ahirette sizin müttefikleriniziz. Orada dilediğiniz her şeye sahip olacaksınız; istediğiniz her şeye sahip olacaksınız.

43:68 — Ey Benim kullarım, o gün hiçbir korkunuz olmayacak, siz üzülmeyeceksiniz de.

43:69 — Vahiylerimize inanmış olandır onlar ayrıca teslimolanlardı.

43:70 — Eşlerinizle beraber Cennete girin ve sevinin.

Ayetin Tefekkürü

41:30 ve 43:68 aynı iki ağırlığı kaldırıyor: korku ve üzüntü. Cennet müjdesiyle birlikte “Hiçbir korkunuz olmayacak, üzülmeyeceksiniz de” deniliyor. 43:70 ise “Cennete girin ve sevinin” diye bitiyor.

Bu ayetler bana dünya duygularının sonsuz olmadığını düşündürüyor. Burada korku var. Burada kayıp var. Burada gözyaşı var. Burada bir şeyin olmasını bekleme ve olmayınca üzülme var. Fakat Ahiret tasvirinde korku ve üzüntünün ortadan kalktığı bir alan gösteriliyor.

Bu, dünyadaki acıyı küçümsemiyor. Tam tersine, ona bir ufuk veriyor.

41:31’in devamında “dilediğiniz her şeye” sahip olma sözü var. Önceki 53:24 tefekküründe arzuyu düşünürken bu ayet üzerinde durmuştum. Şimdi aynı ayet başka bir yüzünü gösteriyor: Dileğin karşılandığı yer, korku ve üzüntünün son bulduğu yerle birleşiyor.

Benim için Cennet düşüncesi yalnız maddi nimet listesi değil. Duygusal güvenliğin de tamamlandığı bir yer. Kaybetme korkusu yok. Ayrılık korkusu yok. Gelecek belirsizliği yok. Üzüntü yok.

Ve ayet “sevinin” diyor.

Bu nedenle gülüşün en güvenli yeri belki de TANRI’nın onayına bağlanan o nihai sevinçtir.

Ayet referansları: 41:30-31, 43:68-70.

18. Yüzlere Yansıyan Sonuç: Gülüş, Neşe ve Pişmanlık

Ayet

80:38 — O gün bazı yüzler mutlu olacak.

80:39 — Gülerek ve neşe içinde.

80:40 — Diğer yüzler, o gün, perişanlıkla kaplı olacaktır.

80:41 — Pişmanlıkla ezilmiş.

Ayetin Tefekkürü

80:38-41 iki yüz tablosu çiziyor. Bazı yüzler mutlu; gülüyor ve neşe içinde. Diğer yüzler perişanlıkla kaplı ve pişmanlıkla ezilmiş.

Duygu burada içerde saklı kalmıyor; yüze yansıyor.

Bu ayetleri okurken dünyanın yüzlerini düşünüyorum. İnsan bazen iyi olmadığı halde iyi görünmeye çalışır. Fotoğraf seçer, gülümser, güçlü görünür. Başka biri üzüntüsünü saklar. Sosyal hayat yüzün arkasındaki gerçeği bilmeyebilir.

Ahiret tasvirinde ise sonuç yüzlere çıkıyor.

Bu beni gösteriş konusunda da düşündürüyor. Dünyada gülümseyen bir yüz mutlaka huzurlu değildir. Ağlayan bir yüz de mutlaka kaybeden değildir. Bu yüzden insanların dış görünüşlerinden hızlı manevi hükümler çıkarmak doğru olmaz.

Nihai neşe, görüntü yönetimiyle üretilecek bir şey değil. 80:38-41’deki karşıtlık, sonucu TANRI’nın önündeki hesapla ilişkilendiriyor.

Ben bugün nasıl göründüğüme çok enerji harcayabilirim. Ayetler bana başka bir soru soruyor: Sonunda yüzüme ne yansıyacak?

Ayet referansları: 80:38-41.

19. Son Ölçü: Gülüş de Gözyaşı da TANRI’nın Önünde Yerini Bulur

Ayet

53:42 — Son varış Rabbinedir.

53:43 — Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.

53:44 — Ölümü de hayatı da kontrol eden O’dur.

53:47 — O, yeniden yaratılışı gerçekleştirecektir.

53:48 — Sizi zengin ya da fakir yapan O’dur.

53:49 — O, galaksilerin Rabbidir.

Ayetin Tefekkürü

53:42-49’u peş peşe okuduğumda büyük bir bütün görüyorum: Son varış Rabbe. Güldüren ve ağlatan O. Ölümü ve hayatı kontrol eden O. Yeniden yaratılışı gerçekleştirecek O. Zengin ya da fakir yapan O. Galaksilerin Rabbi O.

İnsanın gülüşü bu dizide yalnız kalmıyor. Hayat, ölüm, yeniden yaratılış, rızık ve galaksilerle aynı TANRI’ya bağlanıyor.

Bu benim için tevhidin çok kişisel bir yüzü. TANRI yalnız büyük metafizik soruların cevabı değil; insanın iç dünyasını da kapsayan Rab. Ben ne kadar plan yaparsam yapayım, hayatımın bütün sebeplerini kontrol edemem. Ne zaman güleceğimi, ne zaman ağlayacağımı önceden bütünüyle bilemem. Bir telefon, bir haber, bir kayıp, bir müjde her şeyi değiştirebilir.

Fakat ayetin verdiği merkez değişmiyor.

Bunun beni duygusuzlaştırmasını istemiyorum. Tam tersine, daha gerçek yapmasını istiyorum. Güldüğümde gülmek. Ağladığımda ağlamak. Fakat ikisinde de TANRI’yı unutmamak.

Gülüşümü kibir yapmamak.

Gözyaşımı umutsuzluk ilahına çevirmemek.

Bir insanı sevincimin mutlak sahibi yapmamak.

Bir insanı acımın mutlak sahibi yapmamak.

Sevinçte şükretmek, korkuda yalvarmak, üzüntüde TANRI’ya dönmek, vahiy karşısında yumuşamak ve sonunda son varışın Rabbime olduğunu unutmamak.

Benim için 53:43’ün cevabı artık çok açık ama aynı zamanda çok derin:

Bizi güldüren ve ağlatan kimdir?

O’dur.

Ayet referansları: 53:42-49.

Kelime Kökleri Üzerine Bir Değerlendirme

53:43’teki أَضْحَكَ (aḍḥaka) fiili, ض ح ك (ḍ-ḥ-k) kök ailesiyle ilişkilidir; gülmek ve güldürmek anlam alanına açılır. Aynı ayetteki أَبْكَىٰ (abkā) ise ب ك ي (b-k-y) kök ailesindendir; ağlamak ve ağlatmak anlam alanı taşır. Her iki kelimenin ayetteki biçimi, eylemin meydana getirilmesini TANRI’ya bağlayan güçlü bir yapı kurar. Bununla birlikte kök bilgisi, ayetin açık çevirisinin üzerine bağımsız bir dini hüküm inşa etmek için kullanılmamalıdır. Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisi esas ölçüyü “He is the One who makes you laugh or cry.” cümlesiyle verir; bunun Türkçe çevirisi “Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.” şeklindedir.

53:44’teki أَمَاتَ (amāta), م و ت (m-w-t) kök ailesiyle; أَحْيَا (aḥyā) ise ح ي ي (ḥ-y-y) kök ailesiyle bağlantılıdır. Ayetin Türkçe çevirisi bu ikisini “Ölümü de hayatı da kontrol eden O’dur.” şeklinde verir. Gülme ve ağlamanın hemen ardından ölüm ve hayatın gelmesi, duyguyu yaşamın daha büyük çerçevesinden koparmamayı sağlıyor.

53:48’deki أَغْنَىٰ (aghnā), غ ن ي (gh-n-y) kök ailesiyle; أَقْنَىٰ (aqnā) ise ق ن ي (q-n-y) kök ailesiyle ilişkilidir. Yetkilendirilmiş İngilizce Çeviri bunu “He is the One who makes you rich or poor.” biçiminde verir; bunun Türkçe çevirisi “Sizi zengin ya da fakir yapan O’dur.” şeklindedir. Burada da köklerin farklı anlam ihtimallerini çevirinin yerine koymak yerine, yetkilendirilmiş metnin verdiği karşılığı temel almak daha güvenlidir.

53:49’daki رَبُّ (rabb) kelimesi ر ب ب (r-b-b) kök ailesiyle ilişkilidir ve Türkçe çeviride “Rabbi” olarak yer alır. Ayetin “galaksilerin Rabbi” ifadesi, 53:43’teki insan duygusunu daha geniş bir hükümranlık içinde okumama yardım ediyor. Kelime kökleri burada ayetlerin yerine geçmiyor; yalnız ayetin kelime dünyasını daha dikkatli görmeye yardımcı oluyor.

Diğer İddialar

53:43 hakkında geleneksel yorumlarda birkaç farklı vurgu görülebilir. İbn Kesir’e atfedilen yorumda TANRI’nın kullarında gülmeyi, ağlamayı ve bunların sebeplerini yarattığı yönünde bir açıklama yer alır. Bu yaklaşım, ayeti yalnız dışarıdan gelen olaylara değil, gülme ve ağlama kapasitesinin kendisine de bağlar. Örnek: 53:43 tefsir derlemesi.

Bazı yorumlarda ayet, insanı çevreleyen sevinç ve üzüntü sebeplerinin nihai olarak TANRI’nın yaratması içinde düşünülür. Al-Tafsir al-Wasit çizgisindeki açıklamalarda gülme ve ağlamanın sebeplerinin de TANRI tarafından var edildiği yönünde bir yaklaşım bulunur. Başka yorumlar ise 53:43’ü Ahiretteki sevinç ve üzüntü sonuçlarıyla daha belirgin şekilde ilişkilendirir.

Bu yorumlar farklı açıklama katmanları sunabilir; fakat bu makalenin ana düşünce yapısını belirlemediler. Burada asıl dayanak, Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisi ve bunun Türkçe çevirisindeki ayetlerin birbirleriyle kurduğu açık bağdır. Ayetin ötesine geçerek gülme veya ağlamanın her özel sebebi hakkında kesin dini hükümler vermek istemiyorum.

Sonuç

“Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.”

Bu ayeti okuduktan sonra gülüşüme ve gözyaşıma aynı gözle bakamıyorum.

Önceden “beni şu insan güldürdü”, “beni şu olay ağlattı” demek yeterli gelebilirdi. Şimdi bu cümlelerin yakın sebebi anlattığını, fakat son sözü söylemediğini düşünüyorum. Çünkü 53:43 daha büyük bir nispet kuruyor.

TANRI güldürüyor ve ağlatıyor.

Hemen ardından hayatı ve ölümü kontrol edenin O olduğu söyleniyor. Yeniden yaratılış O’na bağlanıyor. Zenginlik ve yoksulluk O’na bağlanıyor. Galaksilerin Rabbi O.

Bu bütünlük beni insanlara bağımlı bir duygu dünyasından çıkarıyor. Bir insan beni sevindirebilir; ona teşekkür ederim. Ama onu nimetimin tanrısı yapmam. Bir insan beni incitebilir; sınır koyarım, hakkımı ararım, gerekirse uzaklaşırım. Ama ona ruhumun ebedi sahibiymiş gibi bir güç vermem.

Yakup’un gözyaşı bana üzüntünün imanı iptal etmediğini gösteriyor. 17:109 ve 19:58, gözyaşının secdeyle birleşebileceğini gösteriyor. 53:60, gülüşün yanlış yerde olabileceğini hatırlatıyor. 83:29-36, alay eden kahkahanın hakikatin ölçüsü olmadığını söylüyor. 13:28, kalbin TANRI’yı hatırlamakla sevinç duyduğunu bildiriyor. 21:90, hem sevinçte hem korkuda TANRI’ya yalvaranları anlatıyor. 43:68-70 ise korku ve üzüntünün son bulduğu ve sevincin açıkça emredildiği bir Cennet ufku açıyor.

Bütün bunların içinde benim için en önemli düzeltme şu: Duygu dini otorite değildir.

Çok iyi hissetmem, yaptığım şeyin mutlaka doğru olduğunu kanıtlamaz.

Çok kötü hissetmem, TANRI’nın beni terk ettiğini kanıtlamaz.

Ağlamak zayıflığın kesin işareti değildir.

Gülmek de doğruluğun kesin işareti değildir.

Duygularımı inkar etmeyeceğim; fakat onları vahyin üzerine çıkarmayacağım.

Güldüğümde şükretmeyi hatırlamak istiyorum.

Ağladığımda Yakup gibi derdimi TANRI’ya taşımayı.

Bir ayet kalbimi sarsarsa, gözyaşını gösteriye değil secdeye çevirmeyi.

Bir başarı gelirse gururla şişmemeyi.

Bir kayıp gelirse bütün umudu kaybetmemeyi.

İnsanların alayını hakikatin ölçüsü sanmamayı.

Ve duygum ne olursa olsun, son varışın Rabbime olduğunu unutmamayı.

Belki insanın duygusal özgürlüğü, hiç ağlamamakta veya sürekli gülmekte değildir. Gülüşün de gözyaşının da sahibini doğru bilmektedir.

Ben gülerim.

Ben ağlarım.

Ama ne gülüşümün ne gözyaşımın mutlak sahibi benim.

Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.

Önceki tefekkürlerin tamamı: Kuran Tefekkürleri arşivi

Not

2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.

En doğrusunu TANRI bilir.

Kaynak: kuranteyit.com

#Kuran#53:43#Gülmek#Ağlamak#Sevinç#Üzüntü#Tevhid#Teslimiyet

Keşfet

Bu makalenin kopyalanmasına izin verilmemektedir. İçerik kullanımı için Berk KÖKSAL ile iletişime geçebilirsiniz.