Yalnız TANRI’yı Sevmek: TANRI’dan Başka Hiçbir Şeyi Sevmemek mi, Yoksa Hiçbir Şeyi TANRI Gibi Sevmemek mi?
TANRI’yı en çok sevmenin ne anlama geldiğini; eş, aile, insan ve dünya sevgisinin sınırını; sevginin ne zaman TANRI’ya rakip bir bağlılığa dönüştüğünü Kuran ayetleri üzerinden ele alan derinlikli bir tefekkür.

Yalnız TANRI’yı Sevmek: TANRI’dan Başka Hiçbir Şeyi Sevmemek mi, Yoksa Hiçbir Şeyi TANRI Gibi Sevmemek mi?
Yazar: Berk KÖKSAL
Tarih: 26 Eylül 2026
Yer: Mersin
Makalenin temel amacı, ayetleri diğer ilgili ayetlerle birlikte düşünmek; TANRI’nın birliğine şahitliğin bilgi, adalet, doğruluk ve teslimiyet bakımından insan hayatında ne anlama geldiğini samimi ve derin bir dille ortaya koymaktır.
Bu yazıda bunun yanına bir soru daha koyuyorum: TANRI’yı en çok sevmek ne demektir?
Esenlikler. Esenlik üzerinize olsun.
“Yalnız TANRI’yı sevmek” sözü ilk duyulduğunda çok güçlü, hatta kusursuz bir teslimiyet cümlesi gibi gelebilir. Fakat bu cümleyi ayetlerin önünde sınamadan kullanırsam, farkında olmadan ayetin söylemediği bir şeyi söyleyebilirim.
Bir insan eşini sevemez mi? Evladını sevemez mi? Anne ve babasını sevemez mi? Bir dostunu, bir evi, bir işi, bir hatırayı, kendisine emanet edilmiş bir canlıyı sevemez mi? Eğer bütün bu sevgiler yasaksa 30:21’de eşlerin kalplerine sevgi yerleştirilmesinin anlamı nedir? 28:56 neden “sevdiğin kişiler” ifadesini kullanır? 59:9 neden inananların kendilerine göç edenleri sevdiklerini anlatır? 3:92 neden “sevdiğiniz mallardan” bağış yapmaktan söz eder?
Demek ki meseleyi yalnız “sevmek” fiili üzerinden çözmek yetmiyor.
Asıl soru daha incelikli:
Sevdiğim şeyi kalbimde hangi makama yerleştiriyorum?
Bir insanı seviyor muyum, yoksa onu TANRI’ya rakip bir güven, bağlılık ve otorite makamına mı çıkarıyorum?
Bir nimeti seviyor muyum, yoksa nimetin Kaynağını unutturacak kadar ona mı bağlanıyorum?
Bir eşi seviyor muyum, yoksa onun uğruna TANRI’nın ölçüsünü terk edecek bir noktaya mı geliyorum?
Bir dini kişiyi seviyor muyum, yoksa onun sözünü TANRI’nın sözünün önüne mi geçiriyorum?
Bakara 2:165 tam bu noktada sevginin yalnız duygusal değil, tevhidle ilgili bir mesele olduğunu gösteriyor.

1. Sevginin Ölçüsü: “Onları Sanki TANRI’ymış Gibi Severler”
Ayet
2:165
Arapça
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ وَلَوْ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِذْ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ أَنَّ ٱلْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعَذَابِ
English
Yet, some people set up idols to rival GOD, and love them as if they are GOD. Those who believe love GOD the most. If only the transgressors could see themselves when they see the retribution! They will realize then that all power belongs to GOD alone, and that GOD’s retribution is awesome.
Türkçe
Ne var ki, bazı insanlar TANRI’ya rakip putlar edinirler ve onları sanki TANRI’ymış gibi severler. İnananlar ise en çok TANRI’yı severler. Haddi aşanlar azabı gördükleri zaman kendilerini bir görebilselerdi! O zaman tüm gücün yalnızca TANRI’ya ait olduğunun ve TANRI’nın azabının dehşet verici olduğunun farkına varacaklar.
Kaynak: kuranteyit.com
Ayetin Tefekkürü
Bu ayetin beni en fazla durduran tarafı, “başka hiçbir şeyi sevmeyin” dememesi.
Ayet çok daha kesin ama aynı zamanda çok daha hassas bir sınır çiziyor:
“onları sanki TANRI’ymış gibi severler.”
Sorun sevginin varlığı değil; sevginin yer değiştirmesi.
Bu ayrım çok önemli. Çünkü insan sevgi duygusunu tamamen söküp atarak yaşamıyor. Seviyor, bağlanıyor, özlüyor, şefkat duyuyor, minnet hissediyor. Ayet bunların hepsini tek kalemde putperestlik ilan etmiyor. Fakat sevgi, yaratılmış olanı Yaratıcı’ya denk bir konuma taşıdığında tehlike başlıyor.
Birini TANRI gibi sevmek ne anlama gelebilir?
Ayet bunun psikolojik bütün ayrıntılarını tek tek saymıyor. Bu nedenle kesin tanımlar uyduramam. Fakat ayetin hemen sonunda “tüm gücün yalnızca TANRI’ya ait olduğu” hatırlatılıyor. Bu bana sevgi ile güç atfetme arasında bir bağ düşündürüyor. Sevdiğim varlığa gerçekte sahip olmadığı bir güç yüklüyor muyum? Onsuz yaşayamayacağıma, onsuz kurtulamayacağıma, o beni korumazsa hiçbir şeyin beni koruyamayacağına mı inanıyorum? Onun uğruna hakikati terk ediyor muyum?
İnananlar için ayetin kurduğu karşılık da dikkat çekici:
“İnananlar ise en çok TANRI’yı severler.”
“Yalnız TANRI’yı severler” denmiyor.
“En çok TANRI’yı severler” deniyor.
Bu ifade benim için makalenin temel ölçüsüdür. Başka sevgilerin varlığı inkar edilmiyor; fakat sevginin zirvesi, son bağlılığı ve mutlak merkezi TANRI’ya ait oluyor.
Dolayısıyla “Yalnız TANRI’yı sevmek” ifadesini kullanacaksam, bunu “yaratılmış hiçbir şeye sevgi duymamak” biçiminde değil; hiçbir sevgiyi TANRI sevgisine rakip, denk veya üstün bir makama çıkarmamak biçiminde anlamam daha güvenli görünüyor.
Ayet referansı: 2:165
2. Eşe Duyulan Sevgi TANRI’nın Kanıtlarından Biri Olabilir mi?
Ayet
30:21 — O’nun kanıtları arasındadır ki O birbirinizle huzur ve gönül ferahlığı bulmanız için size aranızdan eşler yarattı ve eşlerinize yönelik kalplerinize sevgi ve ilgi yerleştirdi. Bunda, düşünen insanlar için yeterli kanıtlar vardır.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayet, “TANRI’dan başka hiçbir şeyi sevememek” düşüncesini doğrudan sınamamı sağlıyor.
Çünkü burada eşler arasındaki sevgi insanın TANRI’ya karşı işlediği bir eksiklik olarak anlatılmıyor. Tam tersine, TANRI’nın kanıtları arasında sayılıyor ve bu sevginin kalplere yerleştirildiği bildiriliyor.
Bu durumda bütün insan sevgilerini ortadan kaldırmaya çalışan bir dini anlayış, ayetin kurduğu hayatla çatışabilir.
Eşini sevmek başlı başına tevhid ihlali değildir.
Huzur bulmak da değildir.
İlgi göstermek de değildir.
Tam tersine, ayette bunlar yaratılıştaki bir işaretin parçalarıdır.
Fakat 2:165 ile birlikte okuyunca ikinci bir soru beliriyor: TANRI’nın kalbime yerleştirdiği sevgiyi, TANRI’nın üstüne çıkarırsam ne olur?
Sevginin kaynağını unutup sevgiyi kendi başına mutlaklaştırırsam?
Eşimi kaybetme korkusu yüzünden doğruyu terk edersem?
Onun memnuniyetini TANRI’nın ölçüsünün önüne koyarsam?
İşte burada sevgi nimet olmaktan çıkıp sınava dönüşebilir.
Bu nedenle sevgiye karşı değil, sevginin putlaştırılmasına karşı dikkatli olmak gerekiyor. Bir insanı sevmek ile o insanı kalbimin son hüküm makamı yapmak aynı şey değildir.
TANRI’nın verdiği bir nimeti sevmek, nimetin Kaynağını unutmamak şartıyla şükre bile dönüşebilir. Fakat nimet, Kaynağın yerini aldığında yön bozulur.
Ayet referansı: 30:21
3. Sevmek, Kurtarmak veya Rehberlik Etmek Demek Değildir
Ayet
28:56 — Sen sevdiğin kişilere yol gösteremezsin. O’nun iradesine uygun olarak ve kılavuzu hak edenlere dair bilgisine uygun olarak rehberlik eden yalnızca TANRI’dır.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayet çok insani bir gerçeği kabul ediyor:
İnsan sever.
Elçi de sevdiği kişilerle karşılaşabilir.
Fakat sevgi, sevilen kişi üzerinde mutlak bir güç oluşturmaz.
Bir insanı çok sevmek onun kalbine rehberlik yerleştirme yetkisini bize vermiyor. Sevgimizin yoğunluğu, sevdiğimiz kişinin sonucunu kontrol edebildiğimiz anlamına gelmiyor.
Bu benim için sevginin arındırılması açısından çok önemli.
Çünkü bazı sevgiler sahiplenmeye dönüşebilir. “Seni seviyorum” cümlesinin içine farkında olmadan “seni kontrol etmeliyim”, “sen benim istediğim gibi olmalısın”, “senin kaderini ben belirlemeliyim” gibi anlamlar yerleşebilir.
28:56 sevgiyi iktidardan ayırıyor.
Sevebilirsin.
İyiliğini isteyebilirsin.
Doğruyu gösterebilirsin.
Ama rehberlik TANRI’ya aittir.
Bu sınır hem insanı kibirden hem de çaresiz bir kontrol tutkusundan koruyabilir. Sevdiğim kişiyi TANRI’nın yerine geçerek yönetmeye çalışmak zorunda değilim. Onu sevebilirim ama onun Rabbi değilim.
Belki yaratılmışı doğru sevmenin en önemli şartlarından biri budur: sevdiğim kişiyi sahiplenmek ile ona değer vermek arasındaki farkı görmek.
Sevgi beni TANRI’nın alanına taşımamalı.
Ayet referansı: 28:56
4. Sevginin Sıralaması: Aile, Para, İş ve Evler
Ayet
9:24 — İlan et: “Eğer ebeveynleriniz, evlatlarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aileniz, kazanmış olduğunuz para, kaygı duyduğunuz bir iş ve çok sevdiğiniz evler, size TANRI’dan ve elçisinden** ve de O’nun yolunda çaba sarf etmekten daha sevgili ise o zaman TANRI hükmünü getirinceye kadar sadece bekleyin.” TANRI kötü insanlara rehberlik etmez.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayet “başka hiçbir şeyi sevmeyin” deseydi, ebeveynleri, evlatları, kardeşleri, eşleri, aileyi, parayı, işi ve evleri tek tek saymasına gerek kalmazdı.
Fakat ayetin kullandığı ölçü başka:
“daha sevgili ise”
Bu iki kelime, sevginin bir sıralaması olabileceğini gösteriyor.
Aile sevilebilir.
Evlat sevilebilir.
Eş sevilebilir.
Ev sevilebilir.
İnsan emeğiyle kazandığı paraya değer verebilir, işinin geleceği için kaygılanabilir.
Fakat bütün bunlar TANRI’nın önüne geçtiğinde sorun ortaya çıkıyor.
Bu ayeti okurken kendime soyut sorular sormak kolay. “Elbette TANRI’yı daha çok seviyorum” diyebilirim. Fakat gerçek ölçü seçim anında ortaya çıkıyor olabilir.
Hakikat ile ailemin beklentisi çatışırsa ne yapıyorum?
Doğru olan ile maddi kaybım çatışırsa hangisini koruyorum?
TANRI’nın ölçüsüyle çok sevdiğim bir insanın talebi karşı karşıya gelirse kimi memnun etmeyi seçiyorum?
Sevginin derecesi yalnız duygunun sıcaklığıyla ölçülmeyebilir. Bazen gerçek öncelik, bedel ödeme anında görünür.
Bu yüzden 9:24 bana sevgiyi sözle değil, tercihlerin ağırlığıyla sınamayı öğretiyor.
TANRI’yı en çok sevdiğimi söylemek kolaydır.
Asıl soru, en sevdiğim dünyevi şeyi kaybetme ihtimali doğduğunda TANRI’nın ölçüsünü yine de koruyup korumadığımdır.
Ayet referansı: 9:24
5. Sevdiğimiz Şeyi Verebilmek
Ayet
3:92 — Sevdiğiniz mallardan bağış yapmadıkça doğruluğu elde edemezsiniz. Her neyi bağış olarak verirseniz, TANRI onun tamamen farkındadır.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayette sevgi ortadan kaldırılmıyor; sınanıyor.
İnsan malını sevebilir.
Ayet bunu inkar etmiyor.
Fakat doğruluk, sevdiğim şeye tutunma biçimim üzerinden sınanıyor. Sevdiğim maldan verebiliyor muyum? Yoksa sevgi, beni malın hizmetkarına mı dönüştürüyor?
Bir şeyi sevmenin en açık sınavlarından biri, gerektiğinde ondan vazgeçebilme gücüdür.
Bir şeyi bırakamıyorsam, ona sahip olan ben miyim, yoksa o mu bana sahip?
Bu soru yalnız para için geçerli olmayabilir. Bir konumu, bir itibarı, bir ilişkiyi, bir fikri, bir başarıyı da sevebilirim. Ayet doğrudan mallardan söz ediyor; fakat benim tefekkürümde burada görünen ahlaki ilke, sevgiyi mutlak sahiplenmeye dönüştürmemek.
Daha önceki yazılarımdaki güven, zenginlik ve teslimiyet soruları burada sevgiyle birleşiyor. Berk KÖKSAL — Kuran Tefekkürleri Arşivi içinde yer alan yazılarda sık sık aynı merkeze dönüyorum: Elimdeki şey bana verilmiş olabilir, fakat onun mutlak sahibi olduğumu sanmak başka bir şeydir.
3:92’nin huzursuz edici güzelliği burada.
TANRI benden sevme yeteneğimi öldürmemi istemiyor gibi görünüyor.
Sevdiğim şeyin beni esir almasına izin vermememi istiyor.
Ayet referansı: 3:92
6. Dünya Güzel Görünebilir; Ama Son Durak O Değildir
Ayet
3:14 — Kadınlar, evlat sahibi olmak, yığınlar dolusu altın ve gümüş, eğitilmiş atlar, çiftlik hayvanları ve mahsuller gibi dünyevi hazlar insanlar için süslü kılınmıştır. Bunlar, bu dünyanın metalarıdır. Çok daha iyi bir mesken TANRI katında ayrılmıştır.
3:15 — De ki: “Çok daha iyi bir alışverişi size bildireyim: Rablerinin katında akan nehirler bulunan bahçeler ve tertemiz eşler ve TANRI’nın nimetleri içinde haz, doğru bir hayat sürenler için ayrılmıştır.” TANRI Kendisine tapanları Görendir.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayetlerde dünya sevgisinin psikolojik gerçekliği saklanmıyor.
İnsan çocuk ister.
Mala çekilebilir.
Güzelliği sevebilir.
Üretimi, hayvanları, toprağı, imkanları, sahip olmayı çekici bulabilir.
Bunlar insanın önünde süslü görünebilir.
Fakat ayet bir yön değişikliği yapıyor: Bunların “bu dünyanın metaları” olduğunu hatırlatıyor ve daha iyi bir meskenin TANRI katında olduğunu söylüyor.
Burada sevginin yok edilmesinden çok ufkun genişletildiğini görüyorum.
Dünyadaki bir şeyi sevmek mümkündür; fakat onu sonsuzmuş gibi sevmek yanılgıya dönüşebilir.
Geçici olanı kalıcı gibi sevmek, sevginin nesnesine taşıyamayacağı bir anlam yüklemektir.
Bir eşten sonsuzluk beklemek ağırdır.
Bir evlattan bütün manevi boşluğu doldurmasını beklemek ağırdır.
Paradan güvenliğin tamamını beklemek ağırdır.
Bir başarıdan kimliğimin tamamını üretmesini beklemek ağırdır.
Yaratılmış olanın sınırı vardır. Onu sınırsız sevinç kaynağı yapmaya çalışmak hem ona hem kendime haksızlık olabilir.
TANRI’yı en çok sevmek, belki yaratılmışı da daha gerçekçi sevmeyi sağlar: Onu TANRI yerine koymadan, geçiciliğini inkar etmeden, nimet olduğunu unutmadan.
Ayet referansları: 3:14-15
7. “TANRI’yı Seviyorum” Demek Yetiyor mu?
Ayet
3:31 — İlan et: “Eğer TANRI’yı seviyorsanız bana uymalısınız.” TANRI o zaman sizi sevecek ve günahlarınızı bağışlayacaktır. TANRI Bağışlayıcıdır, En Merhametlidir.
3:32 — İlan et: “TANRI’ya ve elçiye itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse TANRI inkârcıları sevmez.
Ayetin Tefekkürü
Sevgi çok kolay söylenen bir kelime.
“TANRI’yı seviyorum” demek birkaç saniye sürer.
Fakat 3:31 sevgiyi bir iddiadan çıkarıp yönelişe bağlıyor.
Eğer sevgi davranışa hiç dokunmuyorsa, bu sevginin hayatımdaki gerçek ağırlığını sorgulamam gerekir.
Ayet, TANRI sevgisinin ardından uyma çağrısını getiriyor. Sonra TANRI’nın sevgisi ve bağışlaması anılıyor.
Böylece sevgi yalnız romantik bir duygu olarak kalmıyor. İtaat, yön, bağışlanma ve ilişki içinde ele alınıyor.
Burada kendim için zor bir soru görüyorum:
TANRI sevgim yalnız hoşuma giden anlarda mı güçlü?
Bir ayet arzuma ters düştüğünde ne oluyor?
Bir hüküm egomu rahatsız ettiğinde sevgim geri çekiliyor mu?
Bir insanın sözü ile ayet arasında kaldığımda kimin sözünü koruyorum?
Sevgi bazen “Seni seviyorum” demekten çok “Sana güveniyorum ve yönümü Sana göre değiştiriyorum” demek olabilir.
Bu nedenle TANRI sevgisini yalnız bir iç sıcaklık olarak düşünmek bana eksik geliyor. Ayetin önünde sevgi, insanın yönünü de değiştiriyor.
Ayet referansları: 3:31-32
8. TANRI’nın Sevdiği ve O’nu Seven İnsanlar Nasıl Yaşar?
Ayet
5:54 — Ey inananlar, eğer dininizden dönerseniz, o zaman TANRI, sevdiği ve O’nu seven insanları sizin yerinize geçirecektir. Onlar inananlara karşı yumuşak başlı, inkârcılara karşı ise amansız olacaklardır ve hiçbir suçlamadan korkmadan TANRI uğrunda çaba sarf edeceklerdir. İşte TANRI’nın lütfu böyledir; O, irade ettiği kimseye onu ihsan eder. TANRI Cömerttir, Her Şeyi Bilendir.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayette sevgi soyut bırakılmıyor.
TANRI’nın sevdiği ve O’nu seven insanların bazı özellikleri anlatılıyor: inananlara karşı yumuşak başlı olmak, baskı ve suçlamadan korkmadan TANRI uğrunda çaba göstermek.
Bu çok önemli bir denge.
TANRI sevgisi insanı insanlardan nefret eden, duygusuz ve taşlaşmış bir varlığa dönüştürmüyor.
Tam tersine, ayette inananlara karşı yumuşaklık var.
Demek ki TANRI sevgisi ile insanlara karşı merhamet ve nezaket birbirini zorunlu olarak dışlamıyor.
Asıl sınav, sevgilerin yönünü doğru tutmak.
Bir insana karşı yumuşak olabilirim ama onun baskısı yüzünden hakikati bırakamam.
Birini sevebilirim ama onun suçlamasından korktuğum için TANRI’ya bağlılığımı gizlemek zorunda değilim.
Sevgi beni zayıf karakterli yapmamalı; sertlik de beni sevgisiz yapmamalı.
Bu ayet bana TANRI sevgisinin ahlaki bir biçimi olduğunu düşündürüyor. Sevgi, yalnız kalpte saklanan bir his değil; insanın cesaretine, yumuşaklığına ve davranışına temas eden bir bağlılık.
Ayet referansı: 5:54
9. Yalnız Sevgi Değil, Bütün Hayat Kime Adanmış?
Ayet
6:162 — De ki: “İletişim Dualarım (Namazım), tapınma uygulamalarım, hayatım ve ölümüm; hepsi mutlak şekilde yalnızca kâinatın Rabbi TANRI’ya adanmıştır.
6:163 — “O’nun ortağı yoktur. İnanmakla emrolunduğum şey budur ve teslim olması gereken ilk benim.”
6:164 — De ki: “Her şeyin Rabbi O iken, efendi olarak TANRI’dan başkasını mı arayayım? Hiçbir nefis, kendi işleri dışında fayda görmez ve hiç kimse başkasının yükünü yüklenmez. En nihayetinde Rabbinize geri dönersiniz, ardından O, bütün ihtilaflarınıza dair sizi bilgilendirir.”
Ayetin Tefekkürü
Burada “yalnızlık” vurgusu sevginin duygusal alanından daha açık bir alana geçiyor: adanmışlık.
İletişim Duaları.
Tapınma uygulamaları.
Hayat.
Ölüm.
Hepsi mutlak şekilde yalnızca TANRI’ya adanıyor.
Bence “yalnız TANRI’yı sevmek” sözünü güvenli biçimde anlamanın anahtarı burada olabilir. Kuranın açık biçimde yalnızlaştırdığı şey, mutlak adanmışlığın merkezidir.
Bir eşimi sevebilirim; hayatımı ona ibadet eder gibi adayamazsam sınır korunur.
Çocuğumu sevebilirim; onu TANRI’nın önüne geçiremezsem sınır korunur.
Bir öğretmeni sevebilirim; onu efendi edinmezsem sınır korunur.
Bir sanat dalını, müziği, çalışmayı, evi veya doğayı sevebilirim; bunların hiçbiri hayatımın mutlak Rabbi haline gelmemeli.
TANRI’ya Derin Saygı: Ego, Saygısızlık ve Sınırı Aşmanın İç Yüzü yazısında insan otoritesinin TANRI’nın yerine geçmeye başladığı noktayı tartışmıştım. Burada aynı sorun duygusal alanda karşımıza çıkıyor: Birini sevmek, ona TANRI’ya ait olan makamı vermek değildir.
6:164’ün “efendi olarak TANRI’dan başkasını mı arayayım?” sorusu bu yüzden sevgi tartışmasına da ışık tutuyor.
Sevgilerim çok olabilir.
Fakat Rabbim bir olmalı.
Ayet referansları: 6:162-164
10. TANRI TEK BAŞINA Anıldığında Kalbim Ne Yapıyor?
Ayet
39:45 — TANRI TEK BAŞINA anıldığı zaman Ahirete inanmayanların kalpleri tiksintiyle daralır. Ancak O’nun yanında başkaları da anıldığı zaman, onlar tatmin olurlar.*
Ayetin Tefekkürü
Bu ayet kalbin gizli tepkisini ortaya çıkarıyor.
TANRI TEK BAŞINA anıldığında içimde bir eksiklik mi hissediyorum?
“Evet, TANRI ama şu kişi de…” diye devam etme ihtiyacı mı duyuyorum?
TANRI’nın adının tek başına yeterli olması beni huzursuz mu ediyor?
Bazen dilde tevhid kolaydır; kalpte tevhid daha zor olabilir.
Çünkü kalp güvenlik arar. Somut yüzler, isimler, liderler, ilişkiler, sahip olunan şeyler daha yakın görünür. TANRI’yı anarken bile zihnim hemen başka bir isme tutunmak isteyebilir.
39:45 bana bu iç hareketi izlemeyi öğretiyor.
Burada başkalarını hiç anmamak gibi bir hüküm çıkarmıyorum. Ayetin söylediği şey, TANRI TEK BAŞINA anıldığında ortaya çıkan tiksinti ile başkalarının da anılmasından doğan tatmin arasındaki farktır.
Benim için soru şu:
Kalbim TANRI ile yetinebiliyor mu?
Sessiz Zikir: Ses Bittiğinde Hatırlayış Devam Eder mi? yazısında 13:28 üzerinden kalbin TANRI’yı hatırlamakla sevinç duymasını düşünmüştüm. Burada aynı kalbin başka bir sınavını görüyorum: TANRI’nın tek başına anılması bana eksik mi geliyor, yoksa merkezimi toparlıyor mu?
Sevginin tevhidi belki burada belli oluyor.
Ayet referansı: 39:45
11. Her Sevgi Ahlaken Aynı Değildir
Ayet
60:1 — Ey inananlar, Benim düşmanlarımı ve sizin düşmanlarınızı, size gelmiş olan hakikati inkâr etmiş oldukları hâlde onlara sevgi ve dostluk sunarak dost edinmeyin. Onlar, sırf Rabbiniz TANRI’ya inandığınız için elçiye de size de zulmederler. Nimetlerimi arayarak Benim yolumda mücadele etmek için harekete geçiyorsanız, onları nasıl gizlice sevebilirsiniz? Ben gizlediğiniz her şeyin ve beyan ettiğiniz her şeyin tamamen farkındayım. Aranızdan bunu yapanlar gerçekten de doğru yoldan sapmışlardır.
Ayetin Tefekkürü
Sevginin varlığını kabul etmek, her sevgi biçiminin doğru olduğunu söylemek değildir.
60:1 sevgi ile dostluk sunmanın ahlaki bağlamını sorguluyor. Hakikati reddeden ve inananlara sırf inançları nedeniyle zulmeden kimselerle kurulacak yakınlığın sınırını gösteriyor.
Bu bana önemli bir şey hatırlatıyor:
“Ben seviyorum” cümlesi tek başına ahlaki bir mazeret değildir.
İnsan yanlış bir şeyi de sevebilir.
Kendisine zarar veren bir bağı da sevebilir.
Adaletsiz bir kişiyi, onun adaletsizliğini savunacak kadar sevebilir.
Bir grubun aidiyetini, hakikati gizleyecek kadar sevebilir.
Sevgi vicdanı susturmaya başladığında, sevginin yönü yeniden düşünülmelidir.
TANRI’yı en çok sevmek burada adaletle birleşiyor. Sevdiğim kişi yanlış yaptığında onu korumak adına yanlışı doğru ilan edemem. Sevginin beni yalana, zulme veya hakikati saklamaya taşımasına izin verirsem, sevgi bir erdem olmaktan çıkabilir.
Bu nedenle sevgiyi kutsallaştırmamak gerekir.
Her güçlü duygu kutsal değildir.
Ölçü, duygunun yoğunluğu değil, TANRI’nın ölçüsüyle çatışıp çatışmadığıdır.
Ayet referansı: 60:1
12. Düşmanlık Sevgiye Dönüşebiliyorsa Sevgi Yaratılmışlar Arasında da Vardır
Ayet
60:7 — TANRI sizinle onlar arasındaki düşmanlığı sevgiye çevirebilir. TANRI Her Şeye Gücü Yetendir. TANRI Bağışlayıcıdır, En Merhametlidir.
Ayetin Tefekkürü
Bu kısa ayet, makalenin temel sorusuna çok sade bir cevap veriyor.
TANRI insanlar arasındaki düşmanlığı sevgiye çevirebilir.
Demek ki insanlar arasındaki sevgi başlı başına TANRI’ya rakip bir şey değildir.
Hatta TANRI’nın iradesiyle ortaya çıkabilen bir dönüşüm olabilir.
Bu bana sevginin kaynağı hakkında düşünme imkanı veriyor. Bir insanı sevdiğimde bu duyguyu hemen TANRI’nın karşısına koymak zorunda değilim. O sevgiyi TANRI’nın bana verdiği bir nimet, bir sınav veya bir sorumluluk olarak da görebilirim.
Fakat yine 2:165’e dönmek gerekiyor.
Sevgi verilebilir.
Ama sevilen şey TANRI’ya rakip yapılamaz.
Bence ince çizgi tam burada.
İnsan sevgisini yok etmek tevhid değildir.
İnsan sevgisini ilahlaştırmamak tevhidin bir parçası olabilir.
TANRI’nın dönüştürebildiği bir duyguyu, TANRI’nın yerini alacak bir güce dönüştürmemek gerekir.
Ayet referansı: 60:7
13. Sevgi Yalnız Bizden TANRI’ya Doğru mu?
Ayet
19:96 — Şüphesiz, inanan ve doğru bir hayat sürenler, En Lütufkâr onlara sevgi yağdıracaktır.
Ayetin Tefekkürü
TANRI sevgisi üzerine konuşurken çoğu zaman “Ben TANRI’yı ne kadar seviyorum?” sorusuna takılıyorum.
19:96 yönü tersine çeviriyor.
Doğru bir hayat süren inananlara sevgi yağdırılmasından söz ediyor.
Bu, sevginin yalnız insanın TANRI’ya doğru yükselen duygusu olmadığını düşündürüyor. İnsan doğru bir hayat sürmeye çalışırken, sevgi onun üzerine gelen bir lütuf olarak da anlatılıyor.
Bu noktada sevgiyi performansa dönüştürme tehlikesini görüyorum.
“TANRI’yı herkesten fazla sevdiğimi kanıtlamalıyım.”
“Benim sevgim daha büyük.”
“Ben daha mistiğim, daha bağlıyım, daha yakınım.”
Böyle bir rekabet sevgiyi egonun yeni aracına çevirebilir.
Oysa ayet insanın doğru bir hayat sürmesine ve TANRI’nın sevgiyi yağdırmasına dikkat çekiyor.
Belki TANRI sevgisi hakkında en sağlıklı duruşlardan biri, sevgi iddiamı büyütmek yerine hayatımı doğrulukla düzeltmek ve sonucu TANRI’ya bırakmaktır.
Sevgi bir rozet değildir.
Bir üstünlük unvanı değildir.
Bir insanın başkaları üzerinde dini otorite kurmasının gerekçesi hiç değildir.
Ayet referansı: 19:96
14. Musa’ya “Benden Bir Sevgi” Yağdırılması
Ayet
20:39 — “Şunu diyerek: Onu sandığın içine koy, sonra onu ırmağa bırak. Benim bir düşmanım ve onun bir düşmanı tarafından alınmak üzere, nehir onu kıyıya atacak.’ Ben sana Benden bir sevgi yağdırdım ve seni dikkatli bakışlarımın önünde hazırlattım.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayette Musa’ya “Benden bir sevgi” yağdırıldığı söyleniyor.
Sevginin TANRI’dan gelen bir koruma, hazırlama ve görünür kabul bağlamında anılması üzerinde durmaya değer.
Bu ifade bana şunu düşündürüyor: TANRI sevgiyi yalnız Kendisine yöneltilmesi gereken bir duygu olarak bırakmıyor; yaratılmış hayatın içine de sevgi yerleştiriyor, sevgi yağdırıyor, insanlar arasındaki ilişkilerde sevginin bulunmasına izin veriyor.
Dolayısıyla yaratılmışı hiç sevmemek, zorunlu olarak daha yüksek bir maneviyat anlamına gelmeyebilir.
Asıl soru yine sevginin yeridir.
Bir insana duyduğum sevginin içinde TANRI’nın bana öğrettiği merhamet, sadakat, adalet ve şükür var mı?
Yoksa sevgi beni körleştiriyor mu?
Birini TANRI’dan gelen bir emanet gibi sevmek ile onu TANRI’nın yerine koyarak sevmek arasında büyük bir fark olabilir.
İlkinde sevgi şükre açılır.
İkincisinde sevgi putlaşabilir.
Ayetin söylemediği kesin ayrıntıları eklemek istemem. Fakat bu ayet, sevginin yaratılmış bir kişiye yönelmesinin kendi başına yasak kabul edilemeyeceğini açıkça düşündürür.
Ayet referansı: 20:39
15. Başkasını Kendinden Önde Tutacak Kadar Sevmek
Ayet
59:9 — Onlara bir ev ve bir sığınak sağlamış olanlara ve onlardan önce inanmışlara gelince, kendilerine göç etmiş olanları severler ve onlara yardım etmekte kalplerinde hiçbir tereddüt duymazlar. Aslında, kendileri verdikleri şeye ihtiyaç duyarken bile onları seve seve kendilerinden önde tutarlar. Gerçekten de, doğal cimriliklerinin üstesinden gelenler başarılı olanlardır.
Ayetin Tefekkürü
59:9 insan sevgisini yalnız kabul etmekle kalmıyor; onu fedakarlıkla birlikte anlatıyor.
İnananlar kendilerine göç edenleri seviyor ve kendi ihtiyaçları varken bile onları kendilerinden önde tutuyorlar.
Bu, “TANRI’dan başka kimseyi sevme” biçimindeki mutlak bir yorumla bağdaşmıyor.
Çünkü ayet sevilen insanlardan söz ediyor ve bu sevginin cömertlikle sonuçlanmasını olumlu bir bağlamda aktarıyor.
Burada benim için önemli bir ayrım ortaya çıkıyor:
Yaratılmışa duyulan sevgi, TANRI sevgisinin rakibi olmak zorunda değildir.
Bazen TANRI’ya bağlılık, insanı daha cömert sevmeye yöneltebilir.
Bir insanı sevmek onun önünde eğilmek değildir.
Onun iyiliğini istemek ona ibadet etmek değildir.
Onun ihtiyacını kendi ihtiyacının önüne koymak onu TANRI yapmak değildir.
Putlaştırma ile fedakarlığı birbirine karıştırırsam sevginin ahlaki güzelliğini kaybederim.
Tevhid, kalbi taşlaştırmak değildir.
Tevhid, sevginin merkezini ve sınırını doğru tutmaktır.
Ayet referansı: 59:9
16. Putlaştırılmış Sevginin Sonunda Bağlar Koparsa
Ayet
2:166 — Takip edilenler, kendilerini takip edenleri sahiplenmeyecekler.* Onlar azabı görecekler ve aralarındaki bütün bağlar koparılacak.
2:167 — Takip edenler diyecekler ki: “Eğer başka bir şans elde edebilirsek, tıpkı onların şu an bizi sahiplenmedikleri gibi biz de onları sahiplenmeyeceğiz.” TANRI böylece onlara, yaptıklarının sonuçlarının pişmanlıktan başka bir şey olmadığını gösterir; onlar Cehennemden asla çıkmayacaklar.
Ayetin Tefekkürü
2:165’te sevginin putlaştırılması anlatıldıktan hemen sonra takip edenler ve takip edilenler arasındaki bağların kopuşu geliyor.
Bu sıralama üzerinde uzun uzun düşünmek gerekiyor.
İnsan bazen sevdiği kişiyi kendi kurtuluş güvencesi haline getirir.
“O varsa ben güvendeyim.”
“O beni bırakmaz.”
“Onun peşinden gidiyorsam yanlış olamam.”
“Onun sevgisi veya makamı beni korur.”
Fakat ayetlerin çizdiği sahnede takip edilenler takipçilerini sahiplenmiyor ve bağlar kopuyor.
Bu bana sevginin içine yerleştirdiğim beklentileri sorgulatıyor.
Birini seviyor olmam, onun benim Ahiret sorumluluğumu taşıyacağı anlamına gelmez.
Birini takip ediyor olmam, seçimlerimin sorumluluğunu ona devretmez.
Bir kişiye bağlılığım, onun beni TANRI’nın hükmünden çıkarabileceği anlamına gelmez.
Bu yüzden insan sevgisinin sağlıklı kalabilmesi için sorumluluğun kişisel kalması gerekiyor.
Sevdiğim insanın arkasına saklanmamalıyım.
Onu sevebilirim; fakat kendi şahitliğimi, kendi doğruluğumu, kendi teslimiyetimi ona teslim edemem.
Sevgi bağı, TANRI ile arama giren bir perdeye dönüşmemeli.
Ayet referansları: 2:166-167; bağlam için 2:165
17. Kelimelerin Arapça Kökleri: Hubb, Mawadda ve Sevginin Yoğunluğu
Ayet
2:165 — Ne var ki, bazı insanlar TANRI’ya rakip putlar edinirler ve onları sanki TANRI’ymış gibi severler. İnananlar ise en çok TANRI’yı severler. Haddi aşanlar azabı gördükleri zaman kendilerini bir görebilselerdi! O zaman tüm gücün yalnızca TANRI’ya ait olduğunun ve TANRI’nın azabının dehşet verici olduğunun farkına varacaklar.
30:21 — O’nun kanıtları arasındadır ki O birbirinizle huzur ve gönül ferahlığı bulmanız için size aranızdan eşler yarattı ve eşlerinize yönelik kalplerinize sevgi ve ilgi yerleştirdi. Bunda, düşünen insanlar için yeterli kanıtlar vardır.
5:54 — Ey inananlar, eğer dininizden dönerseniz, o zaman TANRI, sevdiği ve O’nu seven insanları sizin yerinize geçirecektir. Onlar inananlara karşı yumuşak başlı, inkârcılara karşı ise amansız olacaklardır ve hiçbir suçlamadan korkmadan TANRI uğrunda çaba sarf edeceklerdir. İşte TANRI’nın lütfu böyledir; O, irade ettiği kimseye onu ihsan eder. TANRI Cömerttir, Her Şeyi Bilendir.
Ayetin Tefekkürü
Bakara 2:165’in Arapçasında sevgi alanının merkezinde ح ب ب — ḥ-b-b kökü bulunuyor. Ayetteki يُحِبُّونَهُمْ — yuḥibbūnahum “onları severler” biçiminde; حُبًّا — ḥubban ise sevgi ismi olarak kullanılıyor. Quranic Arabic Corpus bu iki biçimi aynı üçlü kökle ilişkilendiriyor. Kaynaklar: Quranic Arabic Corpus — 2:165, yuḥibbūnahum ve Quranic Arabic Corpus — 2:165, ḥubban.
Aynı ayette dikkat çeken şey yalnız kök değil, karşılaştırmadır. Putlaştıranların sevgisi TANRI sevgisine benzetiliyor; inananların ise TANRI’ya sevgisinin daha güçlü olduğu bildiriliyor. Yani dilin kendisi de tartışmayı “sevginin var olup olmaması”ndan çok “sevginin yönü ve yoğunluğu” üzerine taşıyor.
Rum 30:21’de ise eşler arasındaki sevgi için مَوَدَّةً — mawaddatan kelimesi geçiyor ve bu kelime و د د — w-d-d köküne bağlanıyor. Quranic Arabic Corpus bunu “love” olarak çözümlüyor. Kaynak: Quranic Arabic Corpus — 30:21, mawaddatan.
Burada iki farklı kökün bulunmasından tek başına kapsamlı bir teoloji üretmek doğru olmaz. Kök bilgisi, ayetin bağlamının yerine geçmez. Fakat en azından sevgi alanının Kuran dilinde tek bir dar ifadeye sıkışmadığını görmemize yardım ediyor.
2:165’te TANRI’ya rakip edilen varlıklara yönelen sevgi eleştiriliyor.
30:21’de eşler arasındaki sevgi TANRI’nın kanıtları arasında anılıyor.
5:54’te ise TANRI’nın sevdiği ve O’nu seven insanlardan söz ediliyor.
Aynı temel duygu alanı, bağlama göre başka ahlaki sonuçlar doğurabiliyor.
Bu yüzden kelime kökü bana bir hükümden çok bir dikkat çağrısı yapıyor: “Sevgi” sözcüğünü gördüğüm her yerde aynı sonucu çıkarmamalıyım. Kime yöneldiği, hangi makamı verdiği, hangi davranışa dönüştüğü ve TANRI ile ilişkide nereye yerleştiği önemlidir.
Ayet referansları: 2:165, 30:21, 5:54
18. Diğer İddialar
Ayet
2:165 — Ne var ki, bazı insanlar TANRI’ya rakip putlar edinirler ve onları sanki TANRI’ymış gibi severler. İnananlar ise en çok TANRI’yı severler. Haddi aşanlar azabı gördükleri zaman kendilerini bir görebilselerdi! O zaman tüm gücün yalnızca TANRI’ya ait olduğunun ve TANRI’nın azabının dehşet verici olduğunun farkına varacaklar.
30:21 — O’nun kanıtları arasındadır ki O birbirinizle huzur ve gönül ferahlığı bulmanız için size aranızdan eşler yarattı ve eşlerinize yönelik kalplerinize sevgi ve ilgi yerleştirdi. Bunda, düşünen insanlar için yeterli kanıtlar vardır.
Ayetin Tefekkürü
İslam tarihindeki bazı mistik yaklaşımlar TANRI sevgisini öylesine merkezileştirmiştir ki, zaman zaman yaratılmışlara yönelik sevgiden uzaklaşmayı veya kalbi yalnız ilahi sevgiyle doldurmayı ideal bir dil içinde anlatmışlardır. Özellikle erken dönem mistiklerinden Rabi’a el-Adeviyye hakkında aktarılan gelenekte, TANRI’yı Cennet arzusu veya Cehennem korkusundan bağımsız biçimde sevme düşüncesi güçlü biçimde öne çıkar. Biyografik anlatıların önemli kısmının tarihsel olarak efsanevi unsurlar taşıyabileceği de kaynaklarda belirtilir. Bakınız: Encyclopedia.com — Rabiʿah al-ʿAdawiyah.
Başka geleneksel ve çağdaş dini yaklaşımlar ise “doğal sevgi” ile TANRI’ya özgü mutlak bağlılık veya ibadet sevgisi arasında ayrım yapar. Bu görüşe göre aileye, eşe, dosta veya iyi davranan insanlara duyulan sevgi kendi başına tevhidle çelişmez; asıl sınır, bu sevginin TANRI’ya karşı itaate, adalete ve ahlaki sınırlara üstün gelmesidir. Bu yaklaşımın güncel bir tartışması için: Yaqeen Institute — Love and Hate for God’s Sake.
Bu yorumların hiçbiri makalenin ana düşünce yapısını belirlemiyor. Buradaki ölçü yine ayetlerin kendi cümleleridir.
2:165 “İnananlar yalnız TANRI’yı sever” demiyor; “İnananlar ise en çok TANRI’yı severler” diyor ve eleştirisini “sanki TANRI’ymış gibi” sevilen rakiplere yöneltiyor.
30:21 ise yaratılmışlar arasındaki sevginin varlığını bizzat TANRI’nın kanıtlarından biri olarak anıyor.
Bu nedenle tarihsel olarak kullanılan “yaratılmışı hiç sevmemek” gibi mistik ifadeleri, ayetlerin açık cümlelerinin yerine yerleştirmemek gerekir. Böyle ifadeler bazı kişiler için manevi yoğunluğu anlatan mecazi bir dil olabilir; fakat bundan herkes için “eşini, çocuğunu, dostunu veya insanları sevmek yanlıştır” şeklinde kesin bir hüküm çıkarmak bu ayetlerin izin verdiğinden daha ileri gider.
Ayet referansları: 2:165, 30:21
19. Sonuç: Yalnız TANRI’yı Sevmek Ne Demektir?
Ayet
2:165 — Ne var ki, bazı insanlar TANRI’ya rakip putlar edinirler ve onları sanki TANRI’ymış gibi severler. İnananlar ise en çok TANRI’yı severler. Haddi aşanlar azabı gördükleri zaman kendilerini bir görebilselerdi! O zaman tüm gücün yalnızca TANRI’ya ait olduğunun ve TANRI’nın azabının dehşet verici olduğunun farkına varacaklar.
6:162 — De ki: “İletişim Dualarım (Namazım), tapınma uygulamalarım, hayatım ve ölümüm; hepsi mutlak şekilde yalnızca kâinatın Rabbi TANRI’ya adanmıştır.
9:24 — İlan et: “Eğer ebeveynleriniz, evlatlarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aileniz, kazanmış olduğunuz para, kaygı duyduğunuz bir iş ve çok sevdiğiniz evler, size TANRI’dan ve elçisinden** ve de O’nun yolunda çaba sarf etmekten daha sevgili ise o zaman TANRI hükmünü getirinceye kadar sadece bekleyin.” TANRI kötü insanlara rehberlik etmez.
Ayetin Tefekkürü
Başlangıçtaki soruya dönüyorum:
Yalnız TANRI’yı sevmek, TANRI’dan başka hiçbir şeyi sevememek midir?
Bu makalede ele aldığım ayetlerin önünde buna kesin biçimde “evet” diyemiyorum.
Çünkü 30:21 eşlerin kalplerine sevgi yerleştirildiğini söylüyor.
28:56 sevilen kişilerden söz ediyor.
3:92 sevilen mallardan bağış yapılmasını istiyor.
59:9 inananların başka inananları sevdiklerini ve onları kendilerinden önde tuttuklarını anlatıyor.
60:7 düşmanlığın sevgiye çevrilebileceğini bildiriyor.
Dolayısıyla yaratılmış bir varlığa sevgi duymak, tek başına ayetlerin reddettiği bir şey değildir.
Fakat 2:165 çok ciddi bir sınır çiziyor:
Bir şeyi sanki TANRI’ymış gibi sevmek.
Ve inananların ayırt edici yönünü şöyle koyuyor:
“İnananlar ise en çok TANRI’yı severler.”
Bence burada sevgiyi yok eden değil, sevgiyi sıralayan bir tevhid var.
TANRI sevgisi en üstte.
Mutlak adanmışlık yalnız TANRI’ya.
Son hüküm yalnız TANRI’ya.
Hayatın ve ölümün gerçek Rabbi TANRI.
Kurtuluşun kaynağı TANRI.
Rehberliğin sahibi TANRI.
Sevdiğim insanlar ise TANRI’nın yerine geçmeyen, kendi sınırları olan yaratılmışlar.
Böyle bakınca insanları daha az sevmek zorunda olduğumu düşünmüyorum. Belki onları daha doğru sevmem gerekiyor.
Eşimi TANRI gibi değil, TANRI’nın bana verdiği bir emanet ve işaret olarak sevmek.
Evladımı kendi uzantım veya putum gibi değil, bağımsız sorumluluğu bulunan bir nefis olarak sevmek.
Anne babamı saygıyla sevmek ama hakikat ile çatıştığında sevgiyi kör itaate çevirmemek.
Dostumu sevmek ama onun hatasını sırf dostum olduğu için doğru ilan etmemek.
Bir dini öğretmeni sevmek ama onu efendi edinmemek.
Malı sevmek ama gerektiğinde verebilmek.
Evi sevmek ama onu sonsuz güvenliğim sanmamak.
Sanatı sevmek ama onu hayatımın Rabbi yapmamak.
Kendimi sevmek ama egomu TANRI’nın ölçüsünün önüne koymamak.
Bu, sevgiyi küçültmüyor.
Sevgiyi özgürleştiriyor olabilir.
Çünkü bir insandan TANRI olmasını beklemediğimde onu insan olarak sevebilirim.
Beni kurtarmasını, bütün boşluklarımı doldurmasını, kaderimi kontrol etmesini, bana sonsuz güvence vermesini beklemek zorunda kalmam.
Onu sevebilirim ve yine de TANRI’ya ait olanı TANRI’ya bırakabilirim.
Belki tevhidin kalpteki en ince sınavlarından biri budur:
Sevgiyi putlaştırmadan sevebilmek.
TANRI’dan başka hiçbir şeyi sevmemek değil;
hiçbir şeyi TANRI gibi sevmemek.
Hiçbir sevgiyi TANRI sevgisinin üstüne çıkarmamak.
Hiçbir sevgiliyi TANRI’nın yerine koymamak.
Ve seçim anı geldiğinde, kalbin en derin merkezinin gerçekten kime ait olduğunu dürüstçe görebilmek.
Benim için ayetlerin sonunda kalan cümle şudur:
Sev. Ama sevgini put yapma.
Sev. Ama sevdiğini TANRI’nın yerine koyma.
Ve en çok TANRI’yı sev.
Ayet referansları: 2:165, 6:162, 9:24; ayrıca 3:31, 5:54, 28:56, 30:21, 39:45, 59:9 ve 60:7

Not
2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.
En doğrusunu TANRI bilir.
Kaynak: kuranteyit.com
Keşfet
İlgili Yazılar

Kuran Tefekkürleri
TANRI’dan Kaçış: Kaçıp Kurtulmak, Şefaatle Sığınmak ve Başka İlahlardan Medet Ummak Mümkün mü?
TANRI’dan kaçmanın mümkün olup olmadığını, şefaatin kime ait olduğunu, TANRI’dan bağımsız bir kurtuluş alanının bulunup bulunmadığını ve başka ilahlardan medet umma düşüncesini Kuran ayetleri üzerinden ele alan derinlikli bir tefekkür.
Makaleyi oku
Kuran Tefekkürleri
İbrahim’in Yolunu Nasıl İzleyeceğim? İbrahim’in Bulduğu Yolu Ben Nasıl Bulurum?
İbrahim’in Kuran’daki yolu üzerinden tevhid, hakikati arama, rehberlik, teslimiyet, şükür, putperestlikten uzak durma ve kulluk üzerine bir tefekkür.
Makaleyi oku
Kuran Tefekkürleri
[2:166] Liderler ve Takipçileri: Önde Gidenler Kimin Peşinden Gidiyor?
Bakara 2:166 merkezinde Şeytanın liderliği, lider görünen takipçiler, aldatıcı vaatler, dini otorite, şahitlik, adalet, tevhid ve insanın seçim sorumluluğu üzerine 19 bölümlük bir Kuran tefekkürü.
Makaleyi oku