Hızlı erişimTüm Makaleler77 yazı
Yazılara dön
Kuran TefekkürleriTürkçe

Bin Yapay Şahit Aynı Yalanı Söylerse Hakikat Değişir mi?

6:116 merkezli; sahte çokluk, yapay şahitlik, bağımsız delil, kanıtsız aktarım, adalet ve KuranTeyit üzerine bir tefekkür.

Yayın tarihi: 25 dk okuma
Bin Yapay Şahit Aynı Yalanı Söylerse Hakikat Değişir mi?

Bin Yapay Şahit Aynı Yalanı Söylerse Hakikat Değişir mi?

Yazar: Berk KÖKSAL
Tarih: 19 Ekim 2026
Yer: Mersin

Özet:

6:116

وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِى ٱلْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ

If you obey the majority of people on earth, they will divert you from the path of GOD. They follow only conjecture; they only guess.

Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, onlar seni TANRI’nın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar; onlar sadece tahmin ederler.

Kaynak: kuranteyit.com

24:15 — Siz onu kendi dillerinizle uydurdunuz ve geri kalanınız da kanıt olmadan ağızlarınızla onu tekrarladı. TANRI’ya göre o büyük bir şeyken, siz onun basit bir şey olduğunu sandınız.

24:16 — Onu işittiğinizde, “Bunu bir daha tekrarlamayacağız. Sana yücelik olsun. Bu büyük bir yalandır” demeliydiniz.

49:6 — Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse öncelikle araştırın, yoksa cahillikten bazı insanlara adaletsizlik yaparsınız, sonra da yaptığınız şey için üzgün ve pişman olursunuz.

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

27:27 — (Süleyman) dedi ki: “Hakikati mi söyledin yoksa sen bir yalancı mısın göreceğiz.

1. Kalabalık Büyüdüğünde Hakikat de Büyür mü?

Ayet

6:116

Arapça

وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِى ٱلْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ

İngilizce — Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisi

If you obey the majority of people on earth, they will divert you from the path of GOD. They follow only conjecture; they only guess.

Türkçe — Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirinin Türkçe çevirisi

Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, onlar seni TANRI’nın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar; onlar sadece tahmin ederler.

Kaynak: kuranteyit.com

Ayetin Tefekkürü

Gelecekte bir sabah telefonumu açtığımı düşünüyorum. Bir insanın işlemediği bir suç, bin ayrı hesap tarafından anlatılıyor. Yüzler değişiyor, sesler değişiyor, görüntüler başka açılardan çekilmiş gibi duruyor. Haber sayfaları birbirini doğruluyor. Ekrandaki bütün yollar aynı hükme çıkıyor: O kişi suçlu.

Fakat bu düşünce deneyinde, bütün anlatıların başlangıcında tek bir uydurma var. Ortada bin ayrı gözlem değil, bir yalanın bin ayrı sunumu bulunuyor. Sayı büyüdükçe olayın kendisi değişmiyor; benim o olay hakkında yanılma ihtimalim için daha ikna edici bir ortam kuruluyor. Hakikat ile hakikat izlenimi arasındaki mesafe burada açılıyor.

6:116 karşısında önce başkalarını değil, kendi kolaycılığımı düşünmek istiyorum. Kalabalığa yaslanmak, bazen düşünmenin yükünden kurtulmak için seçtiğim bir sığınak olabilir. Bu kadar insanın yanılıyor olamayacağını söyleyerek, gerçekte kimlerin konuştuğunu bile araştırmadan rahatlayabilirim.

Ayetin karşısında sayıdan önce dayanağı sormam gerektiğini hissediyorum. Bu yazıdaki dijital sahne, ayetin gelecekteki bir teknolojiyi haber verdiği iddiası değil; onun önünde kendi çağımın imkanlarını ve zaaflarımı düşünme çabasıdır. Asıl soru basit, fakat cevabının bedeli ağır olabilir: Birbirini tekrar eden bin ifade, gerçekten bin bağımsız delil midir?

2. Çoğunluğa İtiraz Etmek, Azınlığı Kutsamak Değildir

Ayet

6:116 — Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, onlar seni TANRI’nın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar; onlar sadece tahmin ederler.

Ayetin Tefekkürü

6:116’yı okurken kolay bir yer değiştirmeye de kapılabilirim: Çoğunluğu ölçü olmaktan çıkarıp bu kez azınlığı ölçü yapmak. Böylece herkesin inandığının tersine inanmayı, araştırmanın kendisi sanırım. Oysa kalabalığa karşı duruyor olmak, tek başına doğru yerde durduğumu göstermez.

Bir düşünceyi yaygın olduğu için kabul etmekle, yalnızca yaygın olduğu için reddetmek arasında sandığım kadar büyük bir özgürlük farkı olmayabilir. İkisinde de yönümü yine kalabalık belirler. Birinde peşinden gider, diğerinde tersine yürürüm; fakat delile henüz bakmamışımdır.

Bu ayetten her konuda çoğunluğun söylediğinin yanlış olduğu ya da yalnız kalan kişinin mutlaka haklı olduğu sonucunu çıkarmıyorum. Tefekkürün ağırlık merkezi, sayının kendisine güvenip dayanağı unutma tehlikesidir. Gerçekten birbirinden bağımsız incelemelerin aynı sonuca varması değerlidir; ancak bu değeri, yalnızca çok kişinin aynı cümleyi kurmasıyla karıştırmamak gerekir.

Dijital kalabalık karşısında ihtiyacım olan şey, kendimi herkesten daha uyanık ilan etmek değil. Hem çoğunluğun hem kendi itirazımın nasıl oluştuğunu görebilecek bir dürüstlük. Bir gün tek başıma haklı olabilirim; başka bir gün beni düzeltenler kalabalık olabilir. TANRI’nın yolunu aramak, bu iki ihtimalin önünde de kendi gururumu korumaya çalışmaktan daha ciddi bir iştir.

3. Bin Kopya, Bin Başlangıç Değildir

Ayet

24:15 — Siz onu kendi dillerinizle uydurdunuz ve geri kalanınız da kanıt olmadan ağızlarınızla onu tekrarladı. TANRI’ya göre o büyük bir şeyken, siz onun basit bir şey olduğunu sandınız.

Ayetin Tefekkürü

Bir kişinin ortaya attığı iddiayı ikinci kişi aktarsın, üçüncü kişi ikinciyi kaynak göstersin, dördüncü kişi de ilk üçünün varlığını doğrulama saysın. Sonunda yüzlerce adres bulabilirim. Fakat geriye doğru yürüdüğümde hepsi aynı başlangıca çıkıyorsa, yalnızca adres saymışımdır. İddiaya yeni bir dayanak eklenmiş değildir.

24:15’in önünde bu dolaşımın ahlaki ağırlığını düşünüyorum. Aktarım zincirine katılan kişinin, ilk uydurmayı kendisinin üretmemiş olması, kendi ağzından çıkan sözü önemsiz yapmaz. Aynı nedenle bir sayfanın başka bir sayfayı göstermesi, orada gerçekten kanıt bulunduğu anlamına gelmez. Kaynak göstermek ile kanıta ulaşmak, her zaman aynı hareket değildir.

Müzikle uğraşan biri olarak bunun sade bir benzerliğini kurabiliyorum: Tek bir ses kaydını bin kanala kopyaladığımda bin ayrı icra elde etmiş olmam. Sesin yayılımı ve yoğunluğu değişebilir; fakat icranın başlangıcı çoğalmaz. Bu benzetme bir ayet açıklaması değil, tekrar ile bağımsızlık arasındaki farkı kendi işimin diliyle düşünme biçimimdir.

Elbette iki anlatının aynı olayı aktarması, onların mutlaka birbirinden kopyalandığını göstermez. Bağımsızlık da ayrıca incelenmelidir. Aradığım şey, her benzerliği sahtekarlık saymak değil; aynı tanıklığın farklı ambalajlarını, birbirini destekleyen yeni tanıklıklar gibi tartmamaktır.

4. Görüntünün İnandırıcılığı ile Olayın Gerçekliği

Ayet

27:27 — (Süleyman) dedi ki: “Hakikati mi söyledin yoksa sen bir yalancı mısın göreceğiz.

Ayetin Tefekkürü

Düşündüğüm sahnede yalnızca yazılar yok. Bir video var; ardından o videodaki kişiyi tanıdığını söyleyen bir ses; sonra olayı gördüğünü anlatan başka bir yüz. Üçü de aynı kurgu için üretilmişse, birbirlerine uyumları bağımsız doğrulama sağlamaz. Sadece kurgunun kendi içinde tutarlı kurulmuş olduğunu gösterebilir.

27:27, benim için bu etkileyicilik ile doğruluk arasına bir mesafe koyuyor. Süleyman’ın önündeki sözün doğruluğu henüz sınanacaktır. Ben de bir anlatının gözümde canlanabilmesiyle, onun gerçekten meydana gelmiş olması arasındaki farkı korumalıyım.

Burada yapay şahit dediğim şey, bir olaya erişimi bulunmadığı halde görmüş gibi konuşturulan temsildir. Her dijital kayıt ya da yapay zekayla işlenmiş her görüntü hakkında aynı hükmü vermiyorum. Gerçek bir kaydı incelemeye yardım eden araçla, var olmayan bir olaya tanık görünümü kazandıran üretim aynı değildir.

Bu ayrım, kişiyi yalnızca görüntünün yüzeyindeki bir kusuru aramaya da mahkum etmez. Kaydın nereden geldiği, ne zaman oluştuğu, orijinaline erişilip erişilemediği ve olayla bağlantısı ayrıca sorulabilir. Hiçbir tek kontrolü kusursuz güvence saymadan. Çünkü benim ihtiyacım, sahnenin ustalığına hayran olmak değil, hakkında hüküm vereceğim insana haksızlık etmeden ne bildiğimi anlayabilmektir.

5. Duymuş Olmak ile Biliyor Olmak Arasındaki Eşik

Ayet

24:15 — Siz onu kendi dillerinizle uydurdunuz ve geri kalanınız da kanıt olmadan ağızlarınızla onu tekrarladı. TANRI’ya göre o büyük bir şeyken, siz onun basit bir şey olduğunu sandınız.

Ayetin Tefekkürü

Bir haberi ilk kez gördüğümde şüpheli bulabilirim. Aynı haberi gün içinde farklı yerlerde gördüğümde ise içimdeki soru zayıflayabilir. Burada kendime sormam gereken şudur: Gerçekten yeni bir şey mi öğrendim, yoksa aynı şeye yeniden mi rastladım?

24:15’i düşünürken bu ayrım, dilime kadar geliyor. Başkasının iddiası benim cümlemde kesin bir bilgiye dönüşebilir. Önce bir yerde okuduğumu söylerim; birkaç aktarım sonra, olmuş bir olayı anlatıyormuş gibi konuşmaya başlarım. O arada kaybolan yalnızca bir ihtiyat ifadesi değildir. Bilmediğim yerin üstünü kendi sesimle örtmüş olurum.

Sorumluluk, yalnızca açıkça yalan uyduran kişinin karşısında başlamıyor. Ben de bilmediğimi biliyormuş gibi sunarak o yapıya destek verebilirim. Bir iddianın bana ulaşması, onu benim doğruladığım anlamına gelmez; bu farkı okuyandan gizlememek, doğru sözlülüğün gündelik bir gereği olarak karşıma çıkıyor.

Bu yüzden bazen söyleyebileceğim en dürüst söz, daha dar bir sözdür: Bir iddianın dolaştığını gördüm, fakat doğruluğunu henüz bilmiyorum. Üstelik bunu söylemek bile iddiayı gereksiz yere yaymaya dönüşebilir. Bir insanın adını, yüzünü ve onurunu söz konusu ettiğimde, açıklamamın sonuna belirsizlik eklemek bütün yükü kaldırmaz. Önce o sözü dolaşıma sokmamın gerçekten gerekli olup olmadığını düşünmeliyim.

6. Tekrar Etmemek: Dilin Önünde Durabilmek

Ayet

24:16 — Onu işittiğinizde, “Bunu bir daha tekrarlamayacağız. Sana yücelik olsun. Bu büyük bir yalandır” demeliydiniz.

Ayetin Tefekkürü

Her habere bir yorum ekleyerek varlığımı göstermem gerekmiyor. 24:16 karşısında, konuşabilme imkanım kadar konuşmayı durdurabilme irademi de düşünüyorum. Parmaklarımın bir paylaşımı saniyeler içinde çoğaltabilmesi, o saniyeleri ahlaken boş hale getirmiyor.

Bir yalanın yayılmasını durdurmak için bütün interneti kontrol etmem gerekmeyebilir. Bazen önümdeki ilk gerçek sorumluluk, kendi payıma düşen aktarımı yapmamaktır. Başkasının kurduğu zincirin son halkası olmayı reddedebilirim. Bu küçük görünen karar, insanın kendi diline yeniden sahip çıkmasıdır.

Fakat bu ayeti, her rahatsız edici iddiayı bastırmak veya zarar gördüğünü söyleyen bir insanı susturmak için kullanamam. Araştırılması gereken bir bildirimle, kanıtsız suçlamayı eğlenceye ya da toplu mahkumiyete dönüştürmek arasında fark vardır. Dinlemek, dikkatle incelemek ve gerekiyorsa koruyucu bir adım atmak; iddiayı kesinleşmiş suç gibi herkese yaymakla aynı şey değildir.

Ayrıca bir iddiayı doğrulayamadığım için onun yalan olduğunu bildiğimi de söyleyemem. 24:16’daki belirli yalan karşısındaki tavrı düşünürken kendi bilgimin sınırını korumalıyım. Dilin terbiyesi yalnızca doğru yerde susmak değil; bilmediğim konuda kesin bir ret üretmemektir de.

7. Araştırmanın Merkezinde Başkasının Hakkı Var

Ayet

49:6 — Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse öncelikle araştırın, yoksa cahillikten bazı insanlara adaletsizlik yaparsınız, sonra da yaptığınız şey için üzgün ve pişman olursunuz.

Ayetin Tefekkürü

49:6’yı yalnızca daha doğru bilgi edinmek için okuduğumda, ayetin karşıma çıkardığı insanı gözden kaçırabilirim. Bir haberin sonunda, benim hakkımdaki düşüncemi değil, hakkında konuşulan kişinin hayatını ilgilendiren bir sonuç bulunabilir.

Varsaydığım sahte kalabalığın hedefindeki insanı düşünelim. İşini kaybedebilir, yakınlarının yüzüne bakamayabilir, kendisini anlatma imkanı bulamayabilir. Bunlar bu senaryonun olası sonuçlarıdır. Olayın aslında yaşanmamış olması, onun etrafında üretilen suçlamanın zararını hayali yapmaz. Yalan hakikati değiştirmeyebilir; fakat insanların hayatını değiştirebilir.

Bu nedenle araştırmayı, yalnızca kandırılmaktan korunma aracı olarak değil, başkasına adaletsizlik yapmama çabası olarak görüyorum. Soruyu şöyle çevirmek önemli: Ben bu habere inanırsam yanılır mıyım? kadar, ben bu haberle hareket edersem kime ne yapmış olurum?

Ayetin kötü bir kişinin getirdiği haber hakkındaki şartını da atlamamak gerekir. Kimliğini tanımadığım her insanı bu yüzden kötü ilan edemem. Bir yapay zeka sistemine de ayetteki ahlaki kişilik sıfatını otomatik olarak yükleyemem. Dijital ortama taşıdığım tefekkür, bilinmeyeni suçlamak değil; güvenilirliği belirsiz bir haberi, başkasına zarar verecek kesin bir hükme dönüştürmemek yönündedir. Araştırma, insanların üzerine kolayca etiket yapıştırmayı değil, o kolaylığı durdurmayı öğretmelidir bana.

8. Süleyman’ın Bekleyişi: Hemen Hükmetmemek

Ayet

27:27 — (Süleyman) dedi ki: “Hakikati mi söyledin yoksa sen bir yalancı mısın göreceğiz.

Ayetin Tefekkürü

27:27’de beni etkileyen, haberin alınmasıyla kararın verilmesi arasında açık kalan yerdir. Bir söz söylenmiştir; fakat onun doğruluğu, söylenmiş olmasıyla tamamlanmış sayılmaz. Süleyman ne hemen onaylıyor ne de henüz sınamadan yalan hükmü veriyor.

Ben bu mesafeyi kendi hayatımda ne kadar koruyabiliyorum? Bazen haberin içeriğini değil, onu getirenin bana yakınlığını ölçü alıyorum. Bazen de sevmediğim birinden geldiği için doğru olabilecek bir sözü baştan siliyorum. İki durumda da araştırma yapmış olmuyorum. Yalnızca ilişkilerimi bilginin yerine geçiriyorum.

Bu ayetten belirli bir laboratuvar düzeni ya da her durum için aynı kontrol adımlarını çıkarmıyorum. Fakat haberin doğruluğunun sınanacak bir mesele olarak açık tutulması, çağımız için çok canlı bir düşünme imkanı sunuyor. Bin cevabı bir araya getirip sonuçlarına bakmak yerine, her cevabın olayla hangi bağ üzerinden konuşabildiğini sormak bu imkanlardan biridir.

Beklemek her zaman edilgenlik değildir. Bazen bilinçli bir bekleyiş, haksız bir kararı önleyen en etkin davranıştır. Elimdeki bilgi bir hükmü taşımaya yetmiyorsa, o hükmü ertelemekten utanmamalıyım. Bilmediğimi kabul etmek, hakikate ilgisizlik değil; kendi acelemi hakikatin önüne geçirmemek olabilir.

9. Hakikat Benim Aleyhime Konuştuğunda

Ayet

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

Ayetin Tefekkürü

Sahte çoğunluğu, yalnızca karşı tarafın başvuracağı bir hile olarak düşündüğümde kendime fazla kolay bir görev seçmiş olurum. Daha zor soru şu: Aynı kalabalık benim savunduğum görüşü desteklerse yine kaynağını araştırır mıyım?

4:135’in kendime yönelttiği sınama burada başlıyor. Beni haklı gösteren bir iddianın dayanağı çöktüğünde, o iddiayı bırakabilmek. Bir yakınımı koruma isteğimle, bir yabancının hakkını koruma sorumluluğum çatıştığında adaletten kaçmamak. Doğruluk, yalnızca başkalarının hatasını bulduğum zamanlarda hayatımda bulunuyorsa henüz güvenilir bir ölçü haline gelmemiştir.

Daha önce “En Tartışmacı Varlık: Hakikati Aramak ile Haklı Çıkma İhtiyacı Arasındaki Fark” yazısında üzerinde durduğum ayrım, bu kez yapay kalabalığın önünde yeniden beliriyor. Haklı çıkmayı istediğimde, bana destek veren her sesi delil sanabilirim. Hakikati istediğimde ise, beni destekleyen sesin de hesabını sormam gerekir.

Bu, insanın kendi emeğini, topluluğunu veya sevdiği kişiyi değersiz sayması değildir. Onlara duyduğu bağlılığı, başka birine haksızlık etmenin gerekçesi yapmamasıdır. Kendi düşüncemin yanlış çıkması beni rahatsız edebilir. Fakat bu rahatsızlık, doğru olmayan bir suçlamanın altında kalmış insanın taşıdığı yükten daha kıymetli değildir. Ayetin önünde bunu yalnızca bilmek değil, gerçekten kabul etmek istiyorum.

10. İtibarın ve Gücün Delil Yerine Geçtiği Yer

Ayet

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

Ayetin Tefekkürü

Bir haberi sade bir hesap paylaşınca şüphe edebilir, aynı söz iyi tasarlanmış bir sayfada görünce rahatlayabilirim. Tanıdık bir yüz, kurumsal bir görünüm, ciddi bir ses tonu, yüksek bir takipçi sayısı… Bunların hiçbiri tek başına, anlatılan olayla kurulmuş bir bağ değildir.

4:135’in zengin ile fakir arasında adaleti koruyan yönü, bende itibarın hükmü nasıl etkileyebildiğini düşünme ihtiyacı uyandırıyor. Bu, ayetin doğrudan dijital rozetlerden söz ettiği anlamına gelmez. Kendi uygulamam şudur: Toplumsal ağırlığın veya yoksunluğun, hakkında konuşulan kişinin hakkını eğip bükmesine izin vermemek.

Uzmanlıktan yararlanmakla, itibarı doğruluğun yerine koymak da birbirinden ayrılmalı. Bir insanın bilgisi, inceleme yapabilmesi için önemli olabilir. Fakat hangi bilgiye dayanarak konuştuğunu sormak, ona saygısızlık değildir. Aynı şekilde güçsüz birinin sözü, yalnızca güçsüz olduğu için görmezden gelinemez; onun lehine duyduğum yakınlık da söylenen her şeyi kendiliğinden doğru kılmaz.

Bu yüzden dijital bir şahitlik düzenini yalnızca güçlülerin yalanından korumak yetmez. Onu, hangi yönden gelirse gelsin, kendi arzumun kayırmasından da korumalıyım. Adalet, sevdiğim kişiye tanıdığım dikkat hakkını, hakkında en olumsuz düşündüğüm insana da tanımaya başladığım yerde ciddileşiyor.

11. Tevhid: Kalabalığı Son Merci Yapmamak

Ayet

6:116 — Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, onlar seni TANRI’nın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar; onlar sadece tahmin ederler.

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

Ayetin Tefekkürü

TANRI’nın birliğine şahitlik ettiğimi söylerken, hayatımdaki kararları hangi ölçüye bıraktığımı da düşünmek zorundayım. Dilimle yalnızca TANRI’ya yöneldiğimi söyleyip, doğru ile yanlış arasındaki son kararı beğeni sayısına teslim ediyorsam, bu bağlılığın gündelik hayatımdaki karşılığını yeniden sorgulamalıyım.

6:116 ile 4:135’i birlikte düşündüğümde, benim için tevhidin ahlaki bir sorusu ortaya çıkıyor: Hakikati ararken ve şahitlik ederken kimi gözetiyorum? TANRI’yı mı, beni onaylayacak çevreyi mi, kendi itibarımı mı? Bu ayetleri, tevhidin bütün boyutlarını açıklayan bir tanım yerine koymuyorum. Burada üzerinde durduğum, inancımın bilgi ve adaletle karşılaştığı yerdir.

İnsanları efendi edinme tehlikesini de bu çerçevede düşünüyorum. Bir insanın veya onun adına konuşan sistemin sözünü, araştırmanın ve adaletin üzerinde tutmaya başladığımda kendi sorumluluğumdan uzaklaşabilirim. Öğrenmek başka, sorgulanamaz bir insan hükmüne sığınmak başkadır.

Bu iki ayetten hareketle her uzmana başvurmayı ya da her teknoloji kullanımını putperestlik diye adlandıramam. Böyle bir kolay hüküm, eleştirdiğim ölçüsüzlüğün başka bir biçimi olur. Benim kendime yönelttiğim soru daha yakındır: Sevdiğim bir insanın, topluluğun veya aracın yanılabileceğini kabul edebiliyor muyum? Onların sözünü bırakmam gerektiğinde, beni tutan şey delil mi, aidiyetimi kaybetme korkusu mu?

12. Yapay Zeka Bir Araçtır; Benim Yerime Şahitlik Yükünü Taşımaz

Ayet

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

24:15 — Siz onu kendi dillerinizle uydurdunuz ve geri kalanınız da kanıt olmadan ağızlarınızla onu tekrarladı. TANRI’ya göre o büyük bir şeyken, siz onun basit bir şey olduğunu sandınız.

Ayetin Tefekkürü

Yapay zekadan yararlanmaya karşı değilim. Bir aracı araştırmaya yardım ettiği için kullanmakla, onun cevabını kendi muhakememin yerine geçirmek arasında önemli bir sınır görüyorum. Bu sınır, aracın ne kadar etkileyici konuştuğundan bağımsız olarak korunmalıdır.

“Yapay Zeka KURAN’ı Açıklayabilir mi? Bilgi Aracı ve Anlama Sorumluluğu” yazısında da üzerinde durduğum mesele, sorumluluğun devredilememesiydi. Burada 4:135 ve 24:15 karşısında aynı soruyu daha somut soruyorum: Bir cevabı ben paylaşıyor, onunla birini ben suçluyor, bir ayete ilişkin yorumu ben kesin hüküm gibi sunuyorsam, yazılımın adı bu tercihlerimin yerine geçebilir mi?

Bir sistemin iç dünyası hakkında metafizik hüküm vermem gerekmiyor. Benim yaptığım seçimi görebilmem yeterli. Cevabın hazırlanmasında bir araç kullanılmış olması, o cevabı benim hangi kesinlikle aktardığımı, hangi sınırları gizlediğimi ve kimi etkilediğimi ortadan kaldırmıyor.

Araştırmayı hızlandıran bir yardımcının değerini, benim yerime inanmasında aramamalıyım. Değer, dayanağa ulaşmamı kolaylaştırmasında olabilir. Bir iddiayı desteklemeyen ayeti dürüstçe gösterebilmesi, beni memnun eden bir sonuca ulaşmasından daha faydalı olabilir. Yapay zekayı kullanırken insan sorumluluğunu küçültmeye değil, daha dikkatli taşımaya çalışıyorum. Benim için teknolojinin anlamlı yeri burada.

13. KuranTeyit İçin Bir Soru: Kaç Cevap Değil, Hangi Dayanak?

Ayet

49:6 — Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse öncelikle araştırın, yoksa cahillikten bazı insanlara adaletsizlik yaparsınız, sonra da yaptığınız şey için üzgün ve pişman olursunuz.

27:27 — (Süleyman) dedi ki: “Hakikati mi söyledin yoksa sen bir yalancı mısın göreceğiz.

Ayetin Tefekkürü

Bu tefekkür, KuranTeyit için somut bir araştırma fikri de doğuruyor. Bir soruya yüz yapay zeka cevabı üretip bunların kaçının aynı sonuca vardığını göstermek yerine, her cevabın hangi ayete veya hangi bağımsız kanıta dayandığını görünür hale getirmek. Bu, tamamlanmış bir özellik ilanı değil; üzerinde çalışılmaya değer bulduğum bir yön.

49:6 ve 27:27 karşısında düşündüğüm böyle bir araç, aynı başlangıca dönen bağlantıları ayrı teyitler gibi sunmamalı. Yüz cevap tek bir ayeti kullanıyorsa, ortada yüz yeni ayet yoktur. Tek bir haberin kopyalarını gösteriyorsa, yüz bağımsız gözlem de yoktur. Daha önemlisi, bir cevabın ayet numarası vermesiyle, o ayetin cevaptaki iddiayı gerçekten desteklemesi birbirinden ayrılmalıdır.

Araştıran kişi, bir iddianın ilk nerede ortaya çıktığını ve sonraki aktarımların ona ne eklediğini izleyebilse; bağımsızlığı anlaşılmayan bir kaynak, bağımsızmış gibi işaretlenmese; desteklenmeyen çıkarım, ayet metninden açıkça ayrı dursa, araç daha dürüst bir hizmet verebilir. Bağımsızlık tek başına doğruluk garantisi de değildir. İncelenen dayanakların güvenilirliği ve konuyla ilişkisi yine önemlidir.

“Bir KURAN Uygulaması Hüküm Vermeli mi? Araç ile Otorite Arasındaki Sınır” yazısındaki sorum burada devam ediyor. Ekranın işi, araştırmayı bitmiş göstermek değil, okuyucunun hükmün nereden çıktığını anlayabilmesine yardım etmek olmalı. Bana güven duygusu satmasın; bakabileceğim dayanağı göstersin. Gerektiğinde de cevabın henüz kurulamadığını dürüstçe belirtebilsin.

14. Ayetin Sözü ile Benim Açıklamam Arasındaki Sınır

Ayet

24:15 — Siz onu kendi dillerinizle uydurdunuz ve geri kalanınız da kanıt olmadan ağızlarınızla onu tekrarladı. TANRI’ya göre o büyük bir şeyken, siz onun basit bir şey olduğunu sandınız.

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

Ayetin Tefekkürü

Sahte fikir birliği yalnızca haberlerde oluşmaz. Bir ayet hakkında aynı açıklamanın yüz yerde tekrarlanması da o açıklamaya, ayetin kendisinde bulunmayan bir kesinlik kazandırabilir. Birbirini kopyalayan yorumlar, zamanla sanki metnin zorunlu sonucuymuş gibi sunulabilir.

24:15’teki kanıtsız aktarım meselesini ve 4:135’teki şahitlik sorumluluğunu düşünürken, bu ihtimali kendi yazılarımdan uzak tutamam. Bir ayeti doğru aktarmış olmam, ardından yazdığım her cümlenin de aynı doğruluk derecesinde olduğu anlamına gelmez. Okuyucunun önünde ayet ile benim düşüncem arasında açık bir mesafe bulunmalıdır.

İnancımda esas aldığım metni Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisi olarak adlandırıyorum. Türkçe ayet metninden söz ederken kullandığım ifade ise Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirinin Türkçe çevirisi. Kendi tefekkürüm bunlardan ayrı bir yerde durur; düşünmeye, sınanmaya ve gerektiğinde düzeltilmeye açıktır.

“KURAN Çevirilerini Karşılaştırmak Şüphe mi, Sorumluluk mu?” yazısındaki dikkat de burada önemini koruyor: Güvendiğim metin karşısında kendi anlayışımı sorgulayabilmek. Yüz yapay zeka benim yorumumu tekrar etse bile, yorumum bu yüzden ayet olmaz. Aynı cümleye bin onay eklemek, cümlenin ayetle kuramadığı bağı kurmaz. Yazarken bana düşen, sözü daha güçlü göstermek değil, hangi kısmının neye dayandığını dürüstçe belli etmektir.

15. Yanıldığımı Öğrendiğimde Ne Yapacağım?

Ayet

24:16 — Onu işittiğinizde, “Bunu bir daha tekrarlamayacağız. Sana yücelik olsun. Bu büyük bir yalandır” demeliydiniz.

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

Ayetin Tefekkürü

Bütün dikkate rağmen yanlış bir iddiayı paylaşmış olabilirim. Sonra onun tek bir uydurmadan çoğaltıldığını öğrenirim. Bu noktada araştırma artık yalnızca başkasının sözünü incelemek değildir. Kendi yaptığımın karşısına geçmem gerekir.

24:16 ile 4:135’i birlikte düşündüğümde, hatayı fark edip aynı aktarımı sürdürmemekle, kendi aleyhime olan gerçeği saklamamak birbirine bağlanıyor. İlk gün yüksek sesle konuşup, yanıldığım anlaşılınca yalnızca sessizce uzaklaşmak, incinen insanın durumunu yeterince gözetmeyebilir.

Buradan bütün durumlar için değişmez bir düzeltme usulü çıkarmıyorum. Fakat vicdanen şu soruyu kendime borçlu görüyorum: Yanlış sözü ulaştırdığım insanların doğru bilgiyi de görebilmesi için ne yapıyorum? Gereksiz yere suçlamayı yeniden yaymadan, hatamı açıkça kabul etmenin ve doğurduğum yanlış izlenimi gidermenin bir yolunu aramalıyım.

Bir paylaşımı kaldırmak önemli olabilir; fakat onu görmüş kişilerin zihnindeki hüküm kendiliğinden kalkmayabilir. Benim onurumun korunmasını istemem, başkasının onurunu düşünmeyi ertelememe gerekçe olamaz. Bazen teslimiyet, kendi cümlemi savunmayı bırakabilmektir. O cümlede emek, öfke, heyecan veya çok sayıda beğeni bulunması, yanlışını doğruya çevirmez. TANRI’yı gözetmek, haklı görünme ihtiyacımın bittiği yerde de devam etmelidir.

16. Her Şey Sahte Olabilir Diye Hakikatten Vazgeçmek

Ayet

27:27 — (Süleyman) dedi ki: “Hakikati mi söyledin yoksa sen bir yalancı mısın göreceğiz.

49:6 — Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse öncelikle araştırın, yoksa cahillikten bazı insanlara adaletsizlik yaparsınız, sonra da yaptığınız şey için üzgün ve pişman olursunuz.

Ayetin Tefekkürü

Sahte şahitlik ihtimalini konuşurken başka bir tehlikeyi büyütmek istemiyorum: Artık hiçbir şeyin bilinemeyeceğine inanmak. Her görüntünün üretilebileceği varsayımıyla, işime gelmeyen bütün gerçek kayıtları da bir kenara atabilirim. Böylece teyit arayışı, hakikatten kaçmak için kullandığım bir bahaneye dönüşür.

27:27’nin önünde böyle bir kapanışı gerekli görmüyorum. Haberin doğruluğunun araştırılacak olması, doğruluğa ulaşma çabasını anlamlı kılıyor. 49:6 da bilgisizlikle hareket etmenin karşısına araştırmayı koyarken, insanın hiçbir habere hiçbir zaman güvenemeyeceği bir dünya kurmaya çağırmıyor beni.

İhtiyatın ölçüsü, bütün iddiaları aynı karanlıkta bırakmak olmamalı. Dayanağı güçlü olanla, henüz desteklenmeyenle ve yanlışlığı ortaya konmuş olanı ayırmaya çalışabilirim. Bilmiyorum demek bazen doğru bir duraktır; fakat öğrenmem mümkünken orayı kalıcı bir sığınak haline getirmek başka bir tercihtir.

Ayrıca eylemin türü de önemlidir. Muhtemel bir zarar karşısında geri alınabilir bir önlem düşünmekle, bir insanı herkesin önünde suçlu ilan etmek aynı karar değildir. Bu, ayetlerde verilmiş ayrıntılı bir karar cetveli değil; adaletsizliğe yol açmama kaygısıyla geliştirdiğim bir dikkat biçimidir. Ne acelem yüzünden birine haksızlık etmek ne de sahtecilik ihtimalini öne sürerek gerçek bir zararı görmezden gelmek istiyorum.

17. Arapça Kelime Kökleri: Çokluk, Zan, Araştırma ve Şahitlik

Ayet

6:116 — Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, onlar seni TANRI’nın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar; onlar sadece tahmin ederler.

49:6 — Ey inananlar, eğer kötü bir kişi size herhangi bir haber getirirse öncelikle araştırın, yoksa cahillikten bazı insanlara adaletsizlik yaparsınız, sonra da yaptığınız şey için üzgün ve pişman olursunuz.

Ayetin Tefekkürü

Kelimelerin köklerine eğilmek, cümlenin içindeki ayrımları daha dikkatli görmeme yardım edebilir. Fakat bir kökün farklı yerlerde taşıyabildiği bütün anlamları tek bir ayete yığmak, o ayeti anlamak değildir. Buradaki kelime incelemesini yeni bir çeviri kurmak için değil, tefekkürün dayandığı ifadeleri daha dikkatle görmek için önemsiyorum.

6:116’da أَكْثَرَ, ك ث ر köküne bağlıdır; çoklukla ilgili nicelik yönünü taşır. Aynı ayetteki ٱلظَّنَّ, ظ ن ن köküne; يَخْرُصُونَ ise خ ر ص köküne bağlıdır. Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisinde “conjecture” ve “guess”; bunun Türkçe çevirisinde “zanna” ve “tahmin ederler” ifadeleri yer alıyor. Bu kelimeleri birlikte düşünürken sayının büyüklüğüyle bilginin niteliğini aynı şey saymamak gerektiğini görüyorum. Çokluk bildiren kelime, yanındaki tahmini kendiliğinden bilgiye dönüştürmez. (Çokluk; zan; tahmin.)

49:6’daki فَتَبَيَّنُوٓا۟, ب ي ن köküne bağlı, çoğul muhataba yöneltilen bir emir biçimidir. Yetkilendirilmiş İngilizce Çeviride “investigate”; bunun Türkçe çevirisinde “araştırın” ifadesi yer alıyor. Benim için burada önemli olan, haberin kişide bir araştırma davranışı doğurmasıdır. Bir iç sıkıntısı duymakla yetinmek, sözün dayanağını incelemekle aynı şey değildir. Bu düşünce, kökten çıkarılmış ek bir emir değil; ayetin içinde zaten bulunan yöneliş üzerinde durmaktır. (Kelimenin yapısı.)

27:27’deki سَنَنظُرُ, ن ظ ر köküne bağlı fiilin gelecek yönünü taşır. أَصَدَقْتَ kelimesinin fiil kökü ise ص د ق’tır; önündeki soru unsuru ile birlikte doğruluğun sınanacağı cümlenin parçasıdır. Bu iki ifade, benim tefekkürümde bakmakla hükmetmek arasındaki mesafeyi canlı tutuyor. Görmek istediğim sonuca hemen yerleşmek yerine, doğru olup olmadığının anlaşılmasına açık durmak. (İnceleme yönü; doğruluk sorusu.)

4:135’teki شُهَدَآءَ, ش ه د köküne; بِٱلْقِسْطِ içindeki isim ise ق س ط köküne bağlıdır. Şahitlik ve adalet aynı ayetin içinde yan yana durur. Bundan her kelimenin başka bütün kullanımlarına ilişkin tek bir anlam kuralı çıkarmıyorum. Buradaki bağ benim için yeterince güçlü: Bir iddiayı seslendirmekle, onu adaleti gözeterek taşımak arasında ahlaki bir fark var. Dijital kalabalığın gürültüsü, bu farkı unutturmamalı. (Şahitlik; adalet.)

Bu kökler kendi başlarına bir yapay zeka kuramı kurmaz. Fakat 6:116, 49:6, 27:27 ve 4:135’in önünde düşünürken sorularımı keskinleştirir: Kaç kişi konuşuyor? Ne biliyorlar? Haber nasıl araştırılıyor? Ben bu sözle kimin hakkına dokunuyorum?

18. Diğer İddialar

Ayet

6:116 — Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, onlar seni TANRI’nın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar; onlar sadece tahmin ederler.

27:27 — (Süleyman) dedi ki: “Hakikati mi söyledin yoksa sen bir yalancı mısın göreceğiz.

Ayetin Tefekkürü

Geleneksel bilgi tartışmalarında, çok sayıda kişinin aktardığı haberin değeri üzerinde durulur. Burada anılabilecek kavramlardan biri tevatürdür. TDV İslam Ansiklopedisi’nin “Mütevatir” maddesi, bunun yalnızca yüksek bir sayıyla açıklanmadığını; aktarım şartlarının, birlikte yalan üzerinde birleşme ihtimalinin ve belirli bir sayının yeterli sayılıp sayılamayacağının tartışıldığını gösterir. Bu yaklaşımı, bin hesabın aynı şeyi söylemesinin otomatik olarak kesin bilgi oluşturduğu biçiminde aktarmak isabetli görünmüyor.

Bu tarihsel çerçevenin bütün sonuçlarını burada benimsemiş ya da reddetmiş olmuyorum. Ayrıca yapay hesaplardan oluşan bir kalabalığı, bu geleneğin şartlarını sağladığı gösterilmeden onun kavramlarıyla doğrulanmış ilan edemem. Konunun asıl sınaması, terimin etkileyiciliğinde değil, söz konusu aktarımların gerçekten nasıl oluştuğundadır.

Bir başka yaklaşım, dini liderleri ve alimleri dinlemenin bireysel yanılmayı azaltacağını savunabilir. Bilgili insanlardan yararlanmak ile onların sözünü inceleme dışına çıkarmak aynı tutum değildir. Bir üçüncü yaklaşım ise 6:116’yı her toplu kanaati baştan reddetmenin gerekçesi yapabilir. Böyle bir genellemenin de ayetin söylediklerinden daha ileri gitme riski taşıdığını düşünüyorum.

Bunlar ana düşüncenin yerine geçen hükümler değil, ayrı tutulması gereken yaklaşım ihtimalleridir. 6:116 ve 27:27 üzerine tefekkürüm, bu tarihsel tartışmalardan birini kesin sonuca bağlamaya dayanmaz. Burada ne bütün ortak kanaatleri değersiz sayıyor ne de çokluğun tek başına taşıyamayacağı bir kesinliği ona yüklüyorum.

19. Sonuç

Ayet

6:116 — Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, onlar seni TANRI’nın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar; onlar sadece tahmin ederler.

4:135 — Ey inananlar, şahitlik ettiğiniz zaman kendinizin veya ebeveynlerinizin ya da akrabalarınızın aleyhine bile olsa mutlak suretle adil olun ve TANRI’yı gözetin. Sanık ister zengin olsun ister fakir olsun, TANRI her ikisini de gözetmektedir. Bu nedenle, şahsi arzularınızın etkisiyle yanlı davranmayın. Eğer saparsanız veya (bu buyruğu) göz ardı ederseniz, TANRI yaptığınız her şeyden tamamen Haberdardır.

24:16 — Onu işittiğinizde, “Bunu bir daha tekrarlamayacağız. Sana yücelik olsun. Bu büyük bir yalandır” demeliydiniz.

Ayetin Tefekkürü

Bin yapay şahit aynı yalanı söylediğinde hakikat değişmez. Hiç gerçekleşmemiş bir olay, çok anlatıldığı için gerçekleşmiş olmaz. Fakat insanların neye inandığı, kime güvendiği ve kime haksızlık ettiği değişebilir. Bu yüzden meseleyi yalnızca yalanı ayırt edebilen daha güçlü bir teknoloji arayışına indirgeyemem. Araştıran insanın adaletle ilişkisi de meselenin içindedir.

6:116 karşısında sayıyı dayanak yerine koymamayı; 24:15–16 karşısında kendi dilimin aktarım zincirindeki yerini; 49:6 karşısında bilgisizlikle incitebileceğim insanı; 4:135 karşısında kendi çıkarlarımın şahitliğimi nasıl eğebildiğini; 27:27 karşısında ise haberle hüküm arasındaki araştırma mesafesini düşünüyorum. Bunlar benim için birbirinden kopuk öğütler değil, aynı sorumluluğun farklı yüzleridir.

Tek bir başlangıcın bin görüntüsü ile gerçekten bağımsız bin gözlem arasında fark vardır. Üstelik bağımsız görünen dayanaklar da güvenilirlikleri bakımından incelenmelidir. Doğruluk arayışını, yalnızca hesapların veya bağlantıların sayıldığı yeni bir oyuna çevirmek istemiyorum. Kalabalığın arkasını görmek kadar, kendi isteğimin arkasını görmek de gerekiyor.

KuranTeyit için değerli bulduğum yön de bu: Bana ne kadar çok cevap üretildiğini göstermekten önce, hangi sözün hangi ayete dayandığını, hangi iddianın desteklendiğini ve nerede henüz bilmediğimizi anlayabilmeme yardım etmesi. Böyle bir araç insanın yerine hükmetmez. İnsanın kendi hükmünün ağırlığını daha açık hissetmesine katkıda bulunabilir.

TANRI’nın birliğine şahitliğimin, kendi gündelik sözümde bir karşılığı olsun istiyorum. Sevdiğim birinin yanılabileceğini kabul edebileyim. Beni haklı çıkaran bir uydurmaya sığınmayayım. Hakkında konuştuğum insan, benimle aynı fikirde olmasa da onun hakkını gözeteyim. Ve yanlışımı öğrendiğimde, beni onaylayan bin sesin arkasına saklanmayayım.

Düşündüğüm o sabaha yeniden dönüyorum. Ekranda bin yüz var. Benim önümde ise henüz cevaplanmamış bir soru ve hakkında hüküm verilmek üzere olan bir insan duruyor. O anda bir paylaşım daha yapmamak, dayanağı araştırmak veya önceki sözümü geri almak küçük görünebilir. Fakat benim şahitliğim tam da o küçük yerde biçimleniyor.

Hakikatin değişmemesi benim kendiliğinden doğru yerde kaldığım anlamına gelmez. Asıl mesele, kalabalık değiştikçe sözümün ölçüsünü değiştirip değiştirmediğimdir.

Not

2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.

En doğrusunu TANRI bilir.

Kaynak: kuranteyit.com

#KURAN#6:116#24:15#24:16#49:6#4:135#27:27#Yapay Zeka#Dijital Hakikat#Sahte Çokluk#Şahitlik#Adalet#Tevhid#KuranTeyit

Keşfet

Bu makalenin kopyalanmasına izin verilmemektedir. İçerik kullanımı için Berk KÖKSAL ile iletişime geçebilirsiniz.