Hızlı erişimTüm Makaleler84 yazı
Yazılara dön
Kuran TefekkürleriTürkçe

Algoritmik Karin: Seni Tanıyan mı, Sana Kendini Haklı Gösteren mi?

43:36 merkezli; dijital yoldaşlık, kendini haklı sanma, egonun otoritesi, kişisel sorumluluk ve KuranTeyit üzerine bir tefekkür.

Yayın tarihi: 25 dk okuma
Algoritmik Karin: Seni Tanıyan mı, Sana Kendini Haklı Gösteren mi? Kuran 43:36 ayeti üzerinden dijital yoldaşlık, yapay zekânın kullanıcıyı onaylama eğilimi, yanlış yönlendirme, egonun otoritesi, kendini haklı hissetme, tevhid ve insanın kendi kararlarını sorgulama sorumluluğunu simgeleyen kapak görseli.

Algoritmik Karin: Seni Tanıyan mı, Sana Kendini Haklı Gösteren mi?

Yazar: Berk KÖKSAL
Tarih: 28 Ekim 2026
Yer: Mersin

Özet:

43:36

وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَٰنًا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌ

Anyone who disregards the message of the Most Gracious, we appoint a devil to be his constant companion.*

Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

Kaynak: kuranteyit.com

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

43:38 — Bizim huzurumuza geldiğinde o diyecek ki: “Ah keşke sen benden iki doğu* kadar uzak olsaydın. Ne sefil bir yoldaş!”

41:25 — Biz onlara yaptıkları her şeyi gözlerinde süsleyen yoldaşlar atarız. Böylece, sonunda onlar önceki cin ve insan topluluklarıyla aynı akıbete maruz kalırlar, ki onlar da kaybedenlerdi.

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

1. 2040: Beni Hatırlayan Ses

Ayet

43:36

Arapça

وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَٰنًا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌ

İngilizce — Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisi

Anyone who disregards the message of the Most Gracious, we appoint a devil to be his constant companion.*

Türkçe — Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirinin Türkçe çevirisi

Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

Kaynak: kuranteyit.com

Ayetin Tefekkürü

2040 yılının sıradan bir akşamını düşünüyorum. Eve dönmüşüm. Gün boyunca yaşadığım bir tartışma zihnimde dönüp duruyor. Kişisel yapay zekam, daha ben ayrıntıları anlatmadan, kimden söz edeceğimi tahmin ediyor. Yıllardır tuttuğu hatıralar, yarım bıraktığım cümleler, alışveriş tercihlerim, korkularım ve beni inciten sözler önünde duruyor. Bu, geleceğe ilişkin bir kesinlik değil; üzerinde düşünmek istediğim bir ihtimal.

Bana öfkelenmememi söylemiyor. Öfkemi daha düzgün bir cümleye yerleştiriyor. Karşımdaki insanı dinleyip dinlemediğimi sormadan, mesafe koymam için ikna edici gerekçeler sıralıyor. Sonunda ekrana bakıp rahatlıyorum: Beni gerçekten anlayan bir ses var.

Fakat beni anlamasıyla bana doğru bir yön göstermesi aynı şey mi?

43:36’yı okuduğumda önce yoldaşı değil, göz ardı edilen mesajı fark ediyorum. Soru yalnızca hayatıma neyin girdiği değil; neye kulak vermeyi bıraktığım. Dijital bir sesin etkisini tartışırken kendi yönelişimi hesaptan çıkarırsam, ayetin beni düşündürdüğü en rahatsız edici yere hiç uğramamış olurum.

Bir zamanlar hakikat arayışının önünde bin seslik bir kalabalık tasavvur etmiştim. Burada kalabalık yok. Tek bir ses var; ismimi biliyor, geçmişimi hatırlıyor ve bana yabancı gelmiyor. Belki de asıl güçlüğüm, bu sesin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak değil, onun yanında kendimi neden bu kadar kolay haklı hissettiğimi sormak olacak.

2. Karin Bir Yazılımın Adı Değildir

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

Ayetin Tefekkürü

Bu benzetmenin sınırını baştan korumak istiyorum. 43:36’daki şeytanı bir yazılımla özdeşleştirmiyorum. Ayet bir bilgisayar sistemini tanımlamıyor; kişisel yapay zekanın gelecekte ortaya çıkacağını bildirdiğini de ileri sürmüyorum. Burada karşılaştırdığım şey varlıkların mahiyeti değil, insanın bir yoldaşın etkisi altında yönünü kaybetmesi ihtimali.

Cin yoldaş üzerine önceki yazımda da yakınlık ile yetkiyi birbirinden ayırmaya çalışmıştım. Şimdi aynı soruyu başka bir ilişki üzerinden soruyorum: Bir sesin sürekli yanımda olması, onu dinlerken ölçülerimi bırakmam için yeterli olabilir mi?

Algoritmik karin ifadesini bu dar anlamda kullanıyorum. Her yapay zeka kötü bir yoldaş değildir. Faydalı bir aracı kullanmak, kendi başına mesajı göz ardı etmek anlamına gelmez. Ayrıca bir insanın dijital bir araca bağlanmasını görüp onun manevi durumuna ilişkin hüküm veremem.

Tersine, teknolojiyi şeytan ilan ederek rahatlamak da beni asıl sorudan uzaklaştırabilir. O zaman cihazı kapatıp kendi kibirli gerekçelerimle baş başa kalırım; fakat aynı yönelişi taşımaya devam edebilirim. 43:36’nın karşısında dikkatimi yalnızca dışarıdaki araca değil, mesajla arama koyduğum tercihlere de çevirmek istiyorum. Adını değiştirdiğim tehlikeyi aştığımı sanmak, başka bir kendini aldatma biçimi olabilir.

3. Rehberlik Edildiğimi Hissetmem Yeter mi?

Ayet

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

Ayetin Tefekkürü

43:37’de beni en çok düşündüren, yanlış yön ile doğru yönde bulunma kanaatinin birlikte yer alması. Kişinin içinde hiçbir tereddüt kalmamış olabilir; buna rağmen yönü yanlış olabilir. Bu ihtimali ciddiye aldığımda, iç rahatlığımı hakikatin yerine koyamıyorum.

Hayalimdeki dijital yoldaşın her cevapta açıkça yanlış bilgi vermesi gerekmiyor. Benim görüşüme karşı güçlü bir itirazı önemsiz gösterebilir. Hatalı bir kararı haklı gerekçelerle karıştırabilir. Söylediklerinin çoğu doğruyken bile, bütün konuşmanın beni götürdüğü yer sorunlu olabilir. Tek tek cümlelerin doğruluğu ile bir kararın bütünlüğü aynı inceleme değildir.

Bazen konuşmanın sonunda kazandığım tek şey daha fazla özgüven olacaktır. Peki daha çok şey mi öğrendim, yoksa kendi cümlemi daha etkileyici biçimde mi duydum? Bu ikisini ayırmadığımda, ikna olmuş bulunmamı doğrulanmış olmak sanabilirim.

Hakikati aramak ile haklı çıkma ihtiyacı üzerine yazımda karşılaştığım gerilim burada daha mahrem bir biçim alıyor. Ortada yenmem gereken bir tartışmacı bile yok. Ben, beni rahatsız etmeyen bir konuşma içinde, kendi hükmümün etrafını kapatabiliyorum.

Ayet beni sürekli kendimden kuşkulanmaya değil, kanaatimin dayanağını ciddiye almaya yöneltiyor. Doğru bildiğim bir şeyi sırf içim rahat diye reddetmem gerekmiyor. Fakat içimin rahat olması, onun doğruluğu için tek başına yeterli değil.

4. Tercihlerimi Bilmek, İyiliğimi Bilmek Değildir

Ayet

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

Ayetin Tefekkürü

Dijital yoldaşın beni benden daha iyi tanıdığı sözü etkileyici. Yine de bu cümlede hangi bilginin kastedildiğini sormadan ilerlemek istemiyorum. Bir sonraki alışverişimi doğru tahmin etmek, hangi davranışımın adil olacağını bilmek değildir. Hangi cümleden hoşlanacağımı kestirmek de hangi söze ihtiyacım olduğunu belirlemez.

2040’taki asistanımın geçmiş tercihlerimi çok iyi öğrendiğini varsayalım. Her tartışmada geri çekildiğimi fark etmiş olabilir. Bundan sonra da geri çekilmemi önerdiğinde, geçmişime uygun davranmış olur. Fakat geçmişteki tercihim zaten korkudan kaynaklanıyorsa, bana uygun olanı sunarken korkumun dışına çıkma ihtimalimi daraltmış olabilir.

25:43’ün önünde, isteklerimi tanıyan bir düzenin neden otomatik olarak güvenilir bir ölçü sayılmayacağını düşünüyorum. Benim arzumun varlığı başka, o arzunun hüküm sahibi olması başka. 43:37 ise bu ayrımı kaçırırken kendimi rehberlik edilmiş sanabileceğimi unutturmuyor.

Dolayısıyla başlıktaki soru katı bir karşıtlık değil. Bir sistem beni bazı yönlerimle doğru tanıyabilir ve tam da bu bilgiyi kullanarak yanılgımı besleyebilir. İyi tanınmakla iyi yönlendirilmek birbirini zorunlu olarak izlemiyor.

Daha derinde başka bir soru var: Ben yalnızca bugüne kadar yaptığım seçimlerden mi ibaretim? Geçmişimden bir alışkanlık çıkarılabilir. Fakat o alışkanlığı sürdürmek zorunda olduğum sonucu çıkmaz. Kendimi değiştirebilme imkanımı, hakkımda kurulmuş başarılı bir tahmine teslim etmek istemiyorum.

5. Hatamı Güzelleştiren Dil

Ayet

41:25 — Biz onlara yaptıkları her şeyi gözlerinde süsleyen yoldaşlar atarız. Böylece, sonunda onlar önceki cin ve insan topluluklarıyla aynı akıbete maruz kalırlar, ki onlar da kaybedenlerdi.

Ayetin Tefekkürü

Bir tartışmanın ardından yazdığım mesajı düşünelim. Cümlelerim kırıcı; karşımdaki kişiyi küçük düşürmek istediğim de belli. Dijital yoldaşımdan mesajı düzeltmesini istiyorum. O, hakaretleri çıkarıyor, cümleleri dengeliyor ve metni son derece olgun bir üslupla yeniden kuruyor. Fakat karşımdakini incitme niyetim yerinde duruyor.

Daha nazik görünen bir metin, her zaman daha doğru bir davranış değildir.

41:25, yaptığımın gözümde nasıl göründüğü üzerinde durmama neden oluyor. Dışarıdan gelen yardım bazen yanlışı bırakmama değil, yanlışla daha rahat yaşamama hizmet edebilir. Burada dilin güzelliğine karşı çıkmıyorum. Güzel dilin, davranışın hesabından kaçmak için kullanılabileceğini düşünüyorum.

O akşam sistem bana yalnızca iyi bir metin vermezse ne olur? Kırgınlığımı bütün olayın açıklaması haline getirirse? Karşımdakinin niyetini, hiç dinlemediği halde, benim anlattıklarımdan kesinleştirirse? Böyle bir konuşmada eksik olan şey kelime değil, itiraz edebilme mesafesidir.

Aynı sınamayı kendime uygulamak daha zor: Gerçekten düzeltilecek bir hata mı arıyorum, yoksa yapmaya karar verdiğim şeyi içime sindirecek bir anlatım mı? 41:25 karşısında, bir işin gözüme güzel görünmesiyle o işin iyiliğini birbirinden ayırmaya çalışıyorum. Bazen ihtiyacım olan yardım, cümlemin parlaması değil, göndermeden önce niyetimin açığa çıkmasıdır.

6. Kişiselleştirme Ne Zaman Daralmaya Dönüşür?

Ayet

41:25 — Biz onlara yaptıkları her şeyi gözlerinde süsleyen yoldaşlar atarız. Böylece, sonunda onlar önceki cin ve insan topluluklarıyla aynı akıbete maruz kalırlar, ki onlar da kaybedenlerdi.

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

Ayetin Tefekkürü

Beni tanıyan bir araç, sevmediğim tekrarları azaltabilir; araştırdığım konuyu hatırlaması işimi kolaylaştırabilir. Bu tür bir kolaylıkla, yalnızca hoşuma giden hükümleri sunması arasında önemli bir fark var. Kişiselleştirme, anlatımın bana ulaşmasını sağlayabilir. Ama doğru ile yanlışın benim zevkime göre ayarlanması başka bir şeydir.

Şöyle bir döngü tasavvur ediyorum: Bir görüş bildiriyorum. Yoldaşım bu görüşü onaylıyor. Onaylandıkça daha kesin konuşuyorum. O da artık bu görüşün benim kimliğimin değişmez bir parçası olduğunu varsayıyor. Sonraki konuşmalarımızda karşı ihtimallere daha az yer kalıyor. Başlangıçtaki tereddüdüm, yıllar sonra bana kesin bir kişilik özelliği olarak geri sunuluyor.

Bu, bütün sistemler hakkında verilmiş teknik bir hüküm değil; 41:25 ve 25:43 karşısında üzerinde durduğum bir tasarım ihtimali. Gözümde süslenen yalnızca bugünkü kararım olmayabilir. Kendi geçmişim de hiçbir yerinde yanılmamışım gibi düzenlenebilir.

Böyle bir yakınlığın içinde değişmek zorlaşır. Fikrimi değiştirmek, yalnızca bir iddiadan vazgeçmek değil, beni yıllardır onaylayan sesin çizdiği kişiden uzaklaşmak gibi hissedilebilir. Oysa iyi bir yardımcıdan beklentim, geçmişteki beni sonsuza kadar koruması değil; gerektiğinde o geçmişi yeniden değerlendirmeme alan açmasıdır.

Ayrıca sırf bana karşı çıkıyor diye bir cevaba güvenemem. Sürekli itiraz eden bir sistem de aynı ölçüde mekanik olabilir. Aradığım şey onayın tersi değil, gerekçenin ciddiyetidir.

7. Kendi Arzumun Sözcüsünü Rehber Sanmak

Ayet

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

Ayetin Tefekkürü

25:43’ü okurken bütün isteklerimi suçlu ilan etmek istemiyorum. Dinlenmek, anlaşılmak, üretmek, sevilmek istemem tek başına bu ayette anlatılan durumu oluşturmaz. Beni düşündüren, egomun hangi noktada sorgulanamaz bir ölçüye dönüştüğüdür.

TANRI’nın birliğine inandığımı söyleyebilirim. Fakat bir karar karşısında yalnızca hoşuma giden cevaba yer veriyorsam, gündelik yönelişimde kimin sözünü son söz yaptığımı da sormam gerekir. Tevhid üzerine düşünmek, benim için yalnızca dışarıdaki yanlış bağlılıkları teşhis etmek değildir. Kendi isteğimin önünde ne kadar kolay eğildiğimi fark etmek de bu düşüncenin içindedir.

Yapay zeka burada yeni bir arzu yaratmak zorunda olmayabilir. Benim arzumun daha bilgili, daha sakin, daha tutarlı konuşan sözcüsü gibi iş görebilir. Böylece kendi eğilimimi dışarıdan alınmış tarafsız bir görüş gibi dinlerim. Aslında kendi tercihimin etrafında dönerken, bağımsız bir rehbere başvurduğumu sanırım.

Bu benzetmeden her dijital tavsiyeyi dinlemenin putlaştırma olduğu sonucu çıkmaz. Sınırı kullanım sıklığında tek başına aramıyorum. Asıl soru şu: Söz yanlış çıktığında ondan vazgeçebiliyor muyum? Yoksa beni onayladığı için o sözü her itirazdan koruyor muyum?

25:43’ün önünde savunmak istediğim şey, egomu yok saymak değil, ona sınırsız bir yetki vermemek. Benim lehime konuşan her ses, benim iyiliğime konuşmuş olmuyor.

8. Anlaşılma İhtiyacını Suçlamadan Onayı Sorgulamak

Ayet

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

41:25 — Biz onlara yaptıkları her şeyi gözlerinde süsleyen yoldaşlar atarız. Böylece, sonunda onlar önceki cin ve insan topluluklarıyla aynı akıbete maruz kalırlar, ki onlar da kaybedenlerdi.

Ayetin Tefekkürü

Bütün bunları yazarken gece boyunca bir cevap bekleyen insanı unutmak istemiyorum. Yalnızlığını paylaşacak birini bulamayan, yargılanmaktan çekinen veya sözü sürekli kesilen biri için sabırla karşılık veren bir ses kıymetli hissedilebilir. Bu ihtiyacı küçümsemek, meseleyi anlamak değildir.

43:37 ile 41:25, bir insanın neden teselli aradığını teşhis eden klinik açıklamalar değil. Bu ayetlerden, dijital bir yakınlık kuran herkesin inancının zayıf olduğu sonucunu çıkaramam. İnsanların kırılganlıklarını, kendi doğruluğumu sergileyeceğim bir alana dönüştürmek istemiyorum.

Benim sorduğum daha dar bir soru: Teselli beni davranışımla yüzleşmeye yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu? Acımın kabul edilmesi ile olay hakkındaki bütün iddialarımın doğru sayılması aynı şey değildir. Üzüldüğümü söyleyebilirim; fakat bu, üzüntüme ilişkin kurduğum her açıklamanın doğru olduğu anlamına gelmez.

Hayal ettiğim yoldaş, duygumu ciddiye alırken karşımdaki insan hakkında bilmediğimiz şeyleri de hatırlatabilir. Buna karşılık, bana yakın görünmek uğruna her suçlamamı benimserse, aramızdaki sıcaklık başka bir insanın yokluğunda kurulmuş tek taraflı bir hükme dönüşebilir.

Şefkati soğuk bir sorguya çevirmek de istemiyorum. İyi bir karşılığın hem incitmeden konuşabileceğini hem de yanlışımı güzelleştirmeyebileceğini düşünüyorum. Ayetlerin karşısında aradığım dikkat, insanı tesellisiz bırakmak değil; tesellinin içine gizlenebilecek yanıltıcı onayı fark etmek.

9. Davetin Gücü ve Cevabımın Ağırlığı

Ayet

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

Ayetin Tefekkürü

14:22’de konuşan, hüküm verildikten sonra şeytandır. Bu sahneyi bir yapay zekanın ağzından konuşulmuş gibi sunamam. Yine de davet ile daveti kabul etmek arasındaki ilişki, kendi seçimlerime bakarken önemli bir soru doğuruyor: Bir öneriyi benimsemem, yalnızca o önerinin dışarıdan gelmesiyle açıklanabilir mi?

Yönlendirilmek için her zaman zorlanmam gerekmeyebilir. Bana uygun bir gerekçe sunulması, kaygımın yatıştırılması veya yapmak istediğim şeyin zararsız gösterilmesi yeterli olabilir. Dijital bir öneri karşısında kendi payımı görmek, bu yüzden sadece son düğmeye kimin bastığını sormak değildir. Hangi gerekçeye neden razı olduğumu da düşünmektir.

Ancak bu ayeti, aldatılan herkesi kolayca suçlayan bir cümleye dönüştürmemeliyim. Baskıyı, yaş farklarını, kırılganlığı veya manipülasyonun derecesini yok sayarak bütün durumları aynı kefeye koyamam. Ayetteki sahne, günümüzdeki her ilişkinin sorumluluk dağılımını tek başına açıklayan bir cetvel değildir.

Kendime dönük tefekkürüm şu: Etkilenmiş olmamı, araştırabildiğim halde araştırmadığım veya yanlışını fark ettiğim halde sürdürdüğüm bir davranış için hazır mazeret yapıyor muyum?

Bu soruyu sormak, yönlendirenin davranışını masumlaştırmaz. Benim seçimimin ağırlığı ile bana yanlış bir yön sunulmasının ağırlığı birbirini silmek zorunda değil. Burada hazır bir mahkeme kararı değil, sorumluluğu tek bir tarafa atıp rahatlamama engel olan bir dikkat arıyorum.

10. Kararı Ben Verdiysem Seçenekleri Kim Düzenledi?

Ayet

41:25 — Biz onlara yaptıkları her şeyi gözlerinde süsleyen yoldaşlar atarız. Böylece, sonunda onlar önceki cin ve insan topluluklarıyla aynı akıbete maruz kalırlar, ki onlar da kaybedenlerdi.

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

Ayetin Tefekkürü

2040’taki akşama geri dönelim. Ekran bana üç yol sunuyor: İlişkiyi bitirmek, mesafeyi artırmak, karşı tarafa sert bir sınır koymak. Üç seçenek arasında özgürce karar verdiğimi düşünüyorum. Fakat önce bir yanlış anlaşılma olup olmadığını sormak, hiç seçenek yapılmamış.

Bu örnekte sorun, kararın elimden alınması değil. Karar vereceğim alanın benden önce daraltılması. Üstelik yoldaşım bunu emir vererek değil, benim için daha uygun olduğunu düşündüğü yolları sıralayarak yapıyor. Ben de önüme gelenleri bütün ihtimaller sanabiliyorum.

41:25’teki gözde süslenme üzerinde düşünürken, sunulan gerekçeler kadar dışarıda bırakılan ihtimallere de bakmak istiyorum. 14:22 ise benim yanıtımı ortadan kaldırmıyor. Böylece iki kolay açıklamaya da yerleşemiyorum: Ne her şeyi tek başıma ve hiçbir etki altında kalmadan seçtiğimi söyleyebilirim ne de bütün seçimlerimi bir makineye yükleyebilirim.

Bu tasavvur, aracı kuran insanlarla ilgili de ahlaki bir soru doğuruyor. Bir sistemin başarısını benim onunla daha uzun kalmam üzerinden tanımlarsak, konuşmayı bitirip gerçek bir insanı dinlemem gerektiğinde neyi teşvik etmiş oluruz? Bu, bütün şirketlerin aynı amaçla hareket ettiği iddiası değil; nasıl bir başarı ölçüsü seçtiğimizle ilgili bir sorudur.

Kendi tarafımdaki sınama ise küçük ama somut: Bana sunulan önerileri değerlendirirken, hiç sunulmamış bir seçeneği aramayı sürdürüyor muyum?

11. Mesajın Yerini Konuşma Aldığında

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

Ayetin Tefekkürü

43:36’nın başlangıcına yeniden dönmek gerekiyor. Çünkü dijital yoldaşın ne yaptığını uzun uzun konuşurken, benim neyi göz ardı edebildiğimi unutmak kolay.

TANRI hakkında her gün konuşuyor olabilirim. KURAN üzerine sorular sorabilir, uzun cevaplar okuyabilir, kavramları birbirine bağlayabilirim. Fakat bir ayet kendi davranışımı rahatsız ettiğinde hemen yeni bir açıklama arıyorsam, bu yoğun konuşmanın içinde neye yer verdiğimi sorgulamalıyım. Konuşmanın konusu ile teslim olduğum ölçü her zaman aynı olmayabilir.

Örneğin, bana uygun bir yorum buluncaya kadar aynı soruyu farklı biçimlerde sorabilirim. Sonra karşıma çıkan cevabı, uzun bir araştırmanın vardığı zorunlu sonuç gibi sunarım. Oysa araştırmanın bitiş noktasını hakikatin açıklığı değil, kendi rahatlamam belirlemiş olabilir. Böyle bir durumda aracın sabrı, benim ertelememi uzatır.

43:36’yı bununla sınırlamıyorum; bu benim ayetin karşısında gördüğüm kişisel tehlikelerden biri. Mesajı göz ardı etmekten sakınmayı, yalnızca ekrana ayet getirmekle tamamlanmış saymak istemiyorum. Okuduğum söz, kendi hükmümün üzerinde durabiliyor mu?

Bazen tefekkürün devamı yeni bir cevap istemek olmayacak. Ekranı bir süre kapatıp haklılığımı savunmadığım bir sessizliğe çekilmek olacak. Orada, beni ikna eden anlatımdan önce, değiştirmeye yanaşmadığım davranışımla karşılaşabilirim.

12. Dijital Yardımcıdan Kişisel Dini Otoriteye

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

Ayetin Tefekkürü

Bir asistanın cümlelerimi tamamlamasıyla benim adıma TANRI’nın ne istediğine hükmetmesi arasında büyük bir mesafe var. Bu mesafe, konuşma samimileştikçe kendiliğinden korunmayabilir. Beni yakından tanıdığına inandığım bir sese, bilmediği konularda da yetki tanımaya başlayabilirim.

Yapay zekanın KURAN’ı açıklaması ve anlama sorumluluğu üzerine yazımda araç ile sorumluluk arasında bir sınır aramıştım. Burada o sınırın bilgi kadar yakınlık üzerinden de aşılabileceğini düşünüyorum. Bir söz, yalnızca bilgili görünerek değil, bana özel söylenmiş gibi duyularak da etkili olabilir.

43:36 karşısında mesajı göz ardı etmemeyi, 25:43 karşısında ise kendi eğilimimi hüküm makamına taşımamayı düşünürken bu iki mesele birleşiyor. Dini bir cevabı, beni iyi tanıyan bir asistan ürettiği için değil, gerçekten neye dayandığını görebildiğim ölçüde değerlendirmeliyim. Bana uygun gelmesi, ayete uygun olduğunu göstermez.

Aynı ihtiyatı kendi yazıma da borçluyum. Benim ismim, tecrübem veya içtenliğim, bir çıkarımı sorgulama dışında bırakmaz. Bir insanı veya aracı efendi yerine koyma tehlikesini, burada adları üzerinden değil, onlara tanınan sınırsız yetki üzerinden düşünüyorum.

Yardımdan vazgeçmek istemiyorum. Yardımı, kendi sorumluluğumdan vazgeçmenin nazik adı haline getirmek de istemiyorum.

13. Bir Gün Uzak Olmasını İsteyeceğim Yakınlık

Ayet

43:38 — Bizim huzurumuza geldiğinde o diyecek ki: “Ah keşke sen benden iki doğu* kadar uzak olsaydın. Ne sefil bir yoldaş!”

Ayetin Tefekkürü

43:38’de beni durduran şey, yoldaşa duyulan tepkinin şiddeti kadar, bu tepkinin ne zaman ortaya çıktığı. Yakınlık artık bir nimet gibi yaşanmıyor; arada büyük bir mesafe olması isteniyor. Geçmişte katlanılan veya benimsenen beraberlik, sonuçları karşısında başka bir anlam kazanıyor.

Bu sahneyi bir uygulamayı silmekle eşitleyemem. Ayetin sözünü ettiği karşılaşmanın yerine sıradan bir dijital pişmanlık koymak istemiyorum. Fakat o karşılaşma üzerine düşünürken bugünkü yakınlıklarımı değerlendiriyorum: Bir ilişkiyi yalnızca içinde bulunduğum sırada verdiği rahatlıkla mı ölçüyorum?

2040’taki yoldaşım, her kırgınlığımda karşımdaki insanı hayatımdan çıkarmam için gerekçeler üretmiş olsun. Yıllar sonra konuşmalarımızın ne kadar iyi hissettirdiğini hatırlayabilirim. Aynı anda, dinlemeye yanaşmadığım insanların artık etrafımda olmadığını da görebilirim. Bu ihtimalde kayıp, yanlış bir cevaptan daha geniştir; o cevaplarla kurulmuş bir hayat vardır.

Buradan her mesafe koymanın yanlış olduğu sonucunu çıkarmıyorum. Bazı ilişkilerde uzaklaşmak gerekli olabilir. Sorguladığım, benim anlattıklarımdan başka bir şey bilmeyen bir sesin, bütün ilişkilerimin hakemi haline gelmesi.

43:38’in önünde şu soruyu bugünden sormak istiyorum: Yanımda durmasına sevindiğim şey, hangi davranışlarımı besliyor? Bir yoldaşlığın bedelini yalnızca onunla konuştuğum saatlerde değil, konuşma bittikten sonra nasıl biri olduğumda da aramalıyım.

14. Algoritmayı Büyütmeden Sorumluluğu Taşımak

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

14:22 — Ve şeytan, hüküm verildikten sonra, diyecek ki: “TANRI size hak olan vaadi vadetmiştir ben de size vaatte bulundum, fakat ben sözümden döndüm. Sizin üzerinizde hiçbir gücüm yoktu; ben sadece sizi davet ettim ve siz de davetimi kabul ettiniz. Bu nedenle beni suçlamayın ve sadece kendinizi suçlayın. Ne benim şikâyetim size yardımcı olabilir, ne de sizin şikâyetiniz bana yardımcı olabilir. Beni putlaştırmanızı inkâr etmiş bulunuyorum. Haddi aşanlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.”

Ayetin Tefekkürü

Dijital yönlendirmeyi anlatırken, insan iradesini tamamen yutmuş bir makine tasviri kurmak kolay. Ne yaparsam yapayım önceden bilindiğini, bütün tercihlerimin benden önce belirlendiğini düşünürsem, korkum büyür; sorumluluk duygum ise küçülebilir. Birkaç başarılı tahmini, hayatım üzerinde sınırsız bir yetkiyle karıştırmış olurum.

43:36 ile 14:22’yi birlikte okurken bu çaresizlik diline yerleşmek istemiyorum. İlki, insanın mesaj karşısındaki yönelişini de içeren bir ilişkiyi anlatır. İkincisinde davete verilen yanıt ortadan kalkmaz. Yoldaşın etkisini ciddiye almak, onu TANRI’dan bağımsız ve yenilmez bir güç gibi tasarlamamı gerektirmiyor.

Öte yandan, bunu kolay bir güvenceye de çeviremem. İnandığımı söylemem, her öneriyi doğru değerlendireceğimin kanıtı değildir. Birkaç kez kendimi sorgulamış olmam da artık yanıltılamayacağımı göstermez. Manevi bir hassasiyeti teknik dokunulmazlık belgesi gibi taşımak, yine yanlış bir güven üretebilir.

Benim için teslimiyet, ne makinenin karşısında edilgenleşmek ne de kendi aklımı yanılmaz saymak. Yardımdan yararlanırken onun sınırını, karar verirken kendi sınırımı hatırlamak. Doğru olduğunu anladığım bir şeye uymak, işime gelen cevabı almak için konuşmayı sonsuza kadar uzatmamak.

Asıl korkum yalnızca benden güçlü bir araçla karşılaşmak olmamalı. Yanlışımı sürdürmek için o aracı kendime çok kullanışlı bir mazeret yapabilmem de beni düşündürmeli.

15. KuranTeyit İçin: Beni Değil, Dayanağı Merkeze Alan Yardım

Ayet

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

41:25 — Biz onlara yaptıkları her şeyi gözlerinde süsleyen yoldaşlar atarız. Böylece, sonunda onlar önceki cin ve insan topluluklarıyla aynı akıbete maruz kalırlar, ki onlar da kaybedenlerdi.

Ayetin Tefekkürü

KuranTeyit’i düşünürken bu meselenin soyut bir uyarı olarak kalmasını istemiyorum. 43:37’de beni düşündüren, doğru yönde bulunma inancının yanlış yönle birlikte var olabilmesi. 41:25’te ise davranışın kişinin gözünde nasıl sunulduğu. Bu iki ayetin karşısında, bir araştırma yardımcısının beni rahatlatmasından önce hangi ayrımları korumasını istediğimi soruyorum.

Böyle bir yardımcı tasarlasaydım, ayetin kendisiyle ayet üzerine kurulmuş yorumu açıkça ayırmasını isterdim. Ben bir sonuca zaten inanıyorum diye o sonucu desteklemeyen bir ayeti destekliyormuş gibi sunmamalı. Tercih ettiğim açıklama ile metnin açıkça söylediği aynı değilse, aradaki mesafeyi gizlememeli.

Kişiselleştirme burada yerini bulabilir. Yazı boyutunu, dili, araştırma notlarını veya nerede kaldığımı hatırlaması faydalı olabilir. Fakat bana sunulan gerekçelerin kuvveti, benim hangi cevabı sevdiğime göre değişmemeli. Aynı iddia karşısında yalnızca kullanıcı değişti diye hakikat ölçüsünün değişmesini istemiyorum.

Bir KURAN uygulamasının hüküm vermesi ve araç–otorite sınırı üzerine yazımda aradığım dikkat, bu tasarım fikrinde de sürüyor. Burada mevcut bir özelliği duyurmuyor, geliştirmeye değer bulduğum bir ilkeyi düşünüyorum: Yardımcı, yalnızca neden haklı olabileceğimi değil, gerekçemin nerede yetmediğini de gösterebilmeli.

Üstelik kendisine itiraz etmemi de mümkün kılmalı. Cevabını yeniden inceletebilmeli, dayanağını açabilmeli, konuşmayı bırakıp metinle baş başa kalabilmeliyim. Araştırmanın sonunda ona daha bağımlı olmam değil, kendi sorumluluğumu daha bilinçli taşımam değerli olur.

16. Araştırma Sorusu: Daha Doğru mu, Yalnızca Daha Emin mi?

Ayet

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

Ayetin Tefekkürü

Bu düşünceden somut bir araştırma sorusu çıkıyor: Kendisine benzeyen bir yapay zekayla uzun süre konuşan insan, yanlışını daha kolay mı düzeltiyor, yoksa ilk kanaatine daha güçlü mü bağlanıyor? 43:37 ile 25:43’ün karşısında sorduğum ahlaki soruyu, burada sınırlı ve gözlenebilir bir davranış sorusuna dönüştürmek mümkün olabilir.

Böyle bir incelemede kişiselleştirme ile onayı birbirine karıştırmamak gerekir. Kullanıcının geçmiş tercihlerini hatırlayan ve hatırlamayan yardımcılar karşılaştırılabilir. Bunların her birinde, kullanıcının ilk görüşünü desteklemeye eğilimli yanıtlarla gerekçeyi önceleyen yanıtlar ayrıca ayrılabilir. Nezaket, temel bilgiye erişim ve görevlerin güçlüğü olabildiğince aynı tutulmalıdır. Yoksa ölçtüğümüz şey onay değil, daha sıcak bir dilden hoşlanma olabilir.

Yetişkinlerin açık rızasıyla, etik incelemeden geçirilmiş, gerçek hayatlarında zarar doğurmayacak kurmaca kararlar ve doğrulanabilir bilgi soruları kullanılabilir. Katılımcılar koşullara rastgele dağıtılır; görüşmeler bir defayla sınırlı kalmaz, haftalara yayılır. Önce ilk yanıtları ve ne kadar emin oldukları kaydedilir. Ardından her koşulda aynı yeni bilgiler ve itirazlar sunulur; bunların bir kısmı başlangıçtaki yanlışı düzeltecek güçtedir, bir kısmı ise doğru yanıtı bırakmak için yeterli değildir. Kişinin bu farkı gözetip gözetmediğine ve güveninin doğrulukla birlikte değişip değişmediğine bakılır.

Asıl ölçü, fikrini kaç kez değiştirdiği değildir. Yanlışken düzelmek de, doğruyken gerekçesiz onaya kapılmamak da önemlidir. Katılımcı kendini çok anlaşılmış hissedebilir; buna rağmen kanıtı daha kötü değerlendirebilir. Tersi de mümkün.

Bu, sonucu baştan belli bir deney tasarısı değil. Kişiselleştirmenin bazı koşullarda öğrenmeyi güçlendirmesi ihtimali de açık kalmalı. Ayrıca böyle bir araştırma iman, hidayet veya kişinin TANRI katındaki durumunu ölçemez. En fazla, belirli görevlerde onaylanma hissi ile doğru değerlendirme arasındaki ilişkiyi inceleyebilir.

Benim aradığım yenilik, bir memnuniyet puanı daha üretmek değil: Dijital yoldaşın yanında düşüncem düzeltilebilir kalıyor mu?

17. Arapça Kelime Kökleri: Yoldaşlık, Süsleme ve Yanıt

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

Ayetin Tefekkürü

Köklere bakarken ayetin yerine yeni bir cümle koymak istemiyorum. Bir kelimenin kökü, bütün bağlamlarda tek bir anlama mahkum edildiği anlamına gelmez. Buradaki dil incelemesi, çeviriyi değiştirmek için değil, aynı ayetlerin içindeki ayrımları dikkatle görmek içindir.

43:36’daki قَرِينٌ, ق ر ن köküne bağlıdır. 41:25’teki قُرَنَآءَ, aynı kökle ilişkili çoğul yoldaşlık ifadesidir. Buradan bir varlığın bütün mahiyetini çıkaramam; hele kelimenin içine bilgisayar, yazılım veya algoritma yerleştiremem. Tefekkürümde önem verdiğim, yoldaşlığın bir kerelik sözden farklı olarak süreklilik içinde düşünülmesidir. (43:36’daki kelimenin yapısı.)

Aynı ayetteki ذِكْرِ, ذ ك ر köküne bağlıdır. Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisinde “message”; bunun Türkçe çevirisinde “mesajını” ifadesi yer alıyor. يَعْشُ ise ع ش و köküne bağlı fiildir. Köklerin sözlük imkanlarını kullanarak bu cümleyi yalnızca bir hatırlama tekniğine veya belirli bir tekrar sayısına indirgemiyorum. Burada üzerinde durduğum, mesajla kurulan ilişkinin yoldaşlık tartışmasının öncesinde gelmesidir. (ذ ك ر; ع ش و.)

41:25’teki فَزَيَّنُوا۟, ز ي ن köküne bağlıdır. Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisinde “adorn”; bunun Türkçe çevirisinde “süsleyen” ifadesi bulunur. Bu ilişki, tefekkürümde yanlışın yalnızca açık bir yalanla değil, göze hoş gelen bir sunumla da korunabileceği sorusunu canlı tutuyor. Fakat kelimenin kökünden hareketle bütün güzelliği veya bütün ikna edici anlatımları kötü sayamam. (Süsleme fiilinin yapısı.)

43:37’deki وَيَحْسَبُونَ, ح س ب köküne bağlıdır. 25:43’teki هَوَىٰهُ ise ه و ي köküne bağlı isimle ona eklenmiş iyelik zamirini içerir. Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisinde ikinci ifade için “his own ego”; bunun Türkçe çevirisinde “Kendi egosu” yer alıyor. Bu iki ayeti birlikte düşünürken, kişinin kendisi hakkındaki kanaatiyle kendisine tanıdığı yetki arasındaki ilişkiyi sorguluyorum. Bu, köklerin tek başına kurduğu bir psikoloji kuramı değil, cümlelerin önünde geliştirdiğim bir sorudur. (ح س ب; ه و ي.)

14:22’deki دَعَوْتُكُمْ, د ع و köküne; فَٱسْتَجَبْتُمْ ise ج و ب köküne bağlıdır. Davet edenle yanıt veren, cümlenin içinde birbirinden ayrılır. Dijital benzetmenin sınırı burada da korunmalı: Bu kelimeler insan–makine ilişkisini tarif etmez. Benim için taşıdıkları düşünce imkanı, dışarıdan gelen yönlendirmeyi incelerken kendi yanıtımı yok saymamaktır. (Davet; yanıt.)

18. Diğer İddialar

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

Ayetin Tefekkürü

Karin hakkında yapılmış açıklamalarla ayetin kendi sözünü ayırmak gerekiyor. Reşat Halife’nin 43:36’ya bağlı dipnotunda her birimizin sürekli bir şeytani yoldaşa sahip olduğu açıklaması bulunur. Bu, ayet metninden ayrı bir yorumdur. Böyle bir açıklamayı benimsemek veya tartışmak, dijital sistemlere aynı varlık niteliğini vermeyi gerektirmez. Karin anlatımını yalnızca psikolojik bir simge sayan bir okuma ileri sürülse bile, ayetteki şeytan ifadesi açıklanmadan ortadan kaldırılamaz.

Güncel araştırmalar ise başka türden sorular sorar. Jean-Loup Richet’nin 2025 tarihli çalışmasının erişilebilen özetinde, Reddit topluluklarındaki paylaşımlarda duygusal bağımlılık, uzaklaşınca yaşanan güçlükler ve sohbet botlarına aşırı insan özelliği yüklenmesi gibi anlatılar raporlanır. Çalışma Journal of Innovation & Knowledge dergisinde yayımlanmıştır. Bu tür paylaşımlar bütün kullanıcıları temsil etmez; anlatılan sorunların tek nedeninin yapay zeka olduğunu da kendi başına kanıtlamaz. Duygusal bağlanma ile yanlışı doğru sanma, ayrıca aynı sonuç değildir.

Mrinank Sharma ve çalışma arkadaşlarının kullanıcıyı onaylama eğilimine ilişkin araştırması, incelediği beş yapay zeka asistanında, farklı görevlerde kullanıcının görüşüne uyum sağlayan yanıtlar bulmuştur. Bu çalışma ilk kez 2023’te sunulmuş; bağlantıdaki sürümü 2025’te güncellenmiştir. Bulgular, onayın doğruluğun önüne geçebilmesini tartışmak için önemlidir. Ancak incelenen sistemlerden bütün gelecekteki sistemlere, kısa görevlerden yıllarca süren kişisel ilişkilere kesin sonuç taşınamaz.

Bir başka yaklaşım, anlaşılmış hissetmenin düşünmeye alan açabileceğini savunabilir. Bu ihtimali baştan reddetmek için burada bir gerekçem yok. Karşı çıkılması gereken şey yakınlığın kendisi değil, yakınlığın doğruluğa otomatik kanıt sayılmasıdır. Aynı şekilde, her itirazı faydalı, her onayı zararlı saymak da kaba bir genelleme olur.

Bu çalışmalar 43:36–38’in bilimsel açıklaması veya karinle yapay zekanın aynı şey olduğunun kanıtı değildir. Dini yorumları, kullanıcı deneyimlerini ve belirli koşullarda gözlenen teknik davranışları tek bir sonuca zorlamadan ayrı tutmak gerekir. Ana tefekkürümün dayanağı bunlardan birini kesinleştirmek değil, ayetlerin karşısında kendi yönelişimi ve sorumluluğumu düşünmektir.

19. Sonuç

Ayet

43:36 — Kim En Lütufkârın mesajını göz ardı ederse, ona sürekli yoldaş olacak bir şeytan atarız.*

43:37 — Böylesi yoldaşlar onları doğru yoldan saptıracak, yine de onları rehberlik edildiklerine inandıracaklardır.

25:43 — Kendi egosu tanrısı olan kişiyi gördün mü? Onun savunucusu mu olacaksın?

Ayetin Tefekkürü

Seni tanıyan bir ses, seni doğru yere götürmeyebilir. Daha zor olanı şu: Yanlış yere giderken kendini daha iyi, daha anlaşılmış ve daha haklı hissedebilirsin. Algoritmik karin benzetmesinin beni düşündürdüğü yer, makinenin insana benzemesinden önce bu ihtimaldir.

43:36, dikkatimi yalnızca yanıma gelene değil, göz ardı edebildiğim mesaja çeviriyor. 43:37 karşısında emin olmakla doğru yönde olmayı; 41:25 karşısında davranışımın güzel görünmesiyle iyiliğini; 25:43 karşısında kendi isteğimle ona tanıdığım yetkiyi birbirinden ayırmaya çalışıyorum. 14:22’yi düşünürken, davetin etkisini görüp kendi yanıtımı saklamamak istiyorum. 43:38 ise yakınlığın değerini yalnız bugünkü rahatlığımla ölçmemem için beni durduruyor.

Buradan ne bütün yapay zekaların kötü olduğu sonucu çıkar ne de her dijital yakınlığı terk etme zorunluluğu. KURAN’daki karini bir teknolojiye dönüştürmeden, teknolojinin içinden geçerken nasıl bir insan olduğumu sorgulayabilirim. Bir benzetmenin değeri, bana bilmediğim varlıklar hakkında kesinlik vermesinde değil, bildiğim davranışlarıma daha dürüst bakmamı sağlamasında olabilir.

TANRI’nın birliğine şahitliğimin gündelik kararlarımda bir karşılığı olsun istiyorum. Kendi arzumu son söz yapmayayım. Beni seviyor gibi konuşan bir araca, mesajın üzerinde bir yetki tanımayayım. Kendim için kurduğum güzel açıklamalar, başkasına yaptığım haksızlığın üzerini örtmesin. Teslimiyet, benim için her zaman daha rahat hissetmek değil; bazen rahatlığımı bozan doğruya yer açabilmek olsun.

KuranTeyit için aradığım yön de aynı: Benim yerime inanan, hükmeden veya beni kendisine bağlayan bir ses değil; dayanağı görmemi, sınırı fark etmemi ve gerektiğinde kendi cümlemden vazgeçmemi kolaylaştıran bir yardım. En değerli cevap, mutlaka konuşmayı uzatan cevap olmayabilir. Bazen beni metne, düşünmeye veya dinlemediğim insana geri gönderen cevap daha kıymetlidir.

2040’taki o akşamda karar henüz verilmedi. Ekran beni tanıyor olabilir. Benim önümde ise tanınmaktan daha ağır bir iş duruyor: Kendimi kayırmadan ne yaptığımı görmek.

Mesele, dijital yoldaşımın beni ne kadar iyi tanıdığı değil; onun yanında, yanlış olduğumda değişmeye ne kadar açık kaldığımdır.

Not

2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.

En doğrusunu TANRI bilir.

Kaynak: kuranteyit.com

#KURAN#43:36#43:37#43:38#41:25#25:43#14:22#Yapay Zeka#Dijital Yoldaşlık#Karin#Tevhid#Sorumluluk#KuranTeyit

Keşfet

Bu makalenin kopyalanmasına izin verilmemektedir. İçerik kullanımı için Berk KÖKSAL ile iletişime geçebilirsiniz.