Hızlı erişimTüm Makaleler84 yazı
Yazılara dön
Kuran TefekkürleriTürkçe

Bir Makine TANRI’yı Yücelten Şarkı Söylerse Zikir Kimin Eylemidir?

17:44 merkezinde; insanın sanatsal kararlarını, yapay vokalin üretimini ve dinleyicinin hatırlayışını ayıran, zikirde niyet ve sorumluluk üzerine 19 bölümlük bir tefekkür.

Yayın tarihi: 23 dk okuma
Bir Makine TANRI’yı Yücelten Şarkı Söylerse Zikir Kimin Eylemidir? Kuran 17:44 ayeti üzerinden yapay zekâ ile üretilen vokaller, insanın müzikal yaratıcılığı, zikir, niyet, dinleyicinin bilinçli hatırlayışı ve TANRI karşısındaki kişisel sorumluluğu simgeleyen kapak görseli.

Bir Makine TANRI’yı Yücelten Şarkı Söylerse Zikir Kimin Eylemidir?

Yazar: Berk KÖKSAL
Tarih: 31 Ekim 2026
Yer: Mersin

Özet:

17:44

تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبْعُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

Glorifying Him are the seven universes, the earth, and everyone in them. There is nothing that does not glorify Him, but you do not understand their glorification. He is Clement, Forgiver.

Yedi evren, yeryüzü ve onların içindeki herkes O’nu yüceltir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu yüceltmiyor olsun, ama siz onların yüceltmelerini anlamazsınız. O Hoşgörülüdür, Bağışlayıcıdır.

Kaynak: kuranteyit.com

24:41 — Fark etmiyor musun ki göklerdeki ve yeryüzündeki herkes hatta bir sütun hâlinde uçarken kuşlar bile TANRI’yı yüceltir? Her biri kendi duasını ve yüceltme şeklini bilir. TANRI onların yaptıkları her şeyin tamamen farkındadır.

21:79 — Biz Süleyman’a doğru anlayışı bahşettik; gerçi ikisini de bilgelikle ve bilgiyle donattık. Dağları, ayrıca kuşları da (Tanrı’yı) yüceltmede Davut’a hizmet etmeleri için görevlendirdik. Yaptığımız budur.

26:224 — Şairlere gelince, onlar sadece sapmışlar tarafından takip edilirler.

26:225 — Onların sadakatinin duruma göre değiştiğini görmüyor musun?

26:226 — Ve yapıyor olmadıkları şeyleri söylediklerini?

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

1. Bir Ses Var; Peki Kim Yöneliyor?

Ayet

17:44

Arapça

تُسَبِّحُ لَهُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ ٱلسَّبْعُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِۦ وَلَٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

İngilizce — Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisi

Glorifying Him are the seven universes, the earth, and everyone in them. There is nothing that does not glorify Him, but you do not understand their glorification. He is Clement, Forgiver.

Türkçe — Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirinin Türkçe çevirisi

Yedi evren, yeryüzü ve onların içindeki herkes O’nu yüceltir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu yüceltmiyor olsun, ama siz onların yüceltmelerini anlamazsınız. O Hoşgörülüdür, Bağışlayıcıdır.

Kaynak: kuranteyit.com

Ayetin Tefekkürü

Bir eser düşünelim. Sözlerini ben yazmışım, bestesini ben kurmuşum; nerede susulacağına, hangi kelimenin öne çıkacağına ve müziğin nasıl gelişeceğine ben karar vermişim. Fakat duyulan vokal benim sesim değil. Vokal sesi yapay zekayla üretilmiş. Eseri dinleyen biri TANRI’yı hatırlıyor; belki o da içinden veya sesiyle O’nu anıyor.

Bu sahnede tek bir kayıt var, ama tek bir eylem yok. Benim üretirken yaptığım iş başka, sesin meydana gelme biçimi başka, dinleyenin yönelişi başka. Hepsini “makine zikir yapıyor” cümlesinin içine yerleştirdiğimde, açıklamış gibi göründüğüm şeyi aslında bulanıklaştırmış olabilirim.

17:44 karşısında önce bu aceleyi bırakmak istiyorum. Ayet bana varlığın yüceltmesini insan sesine hapsetmeyen bir ufuk açıyor. Aynı zamanda, anlama sınırımın ötesinde bir gerçeklik bulunduğunu hatırlatıyor. Buradan ne makinenin bilinçli bir inanan olduğu sonucuna sıçrayabilirim ne de insan dışındaki yüceltmeyi yok sayabilirim.

Benim sorum, teknolojinin ne kadar şaşırtıcı olduğu değil. TANRI’yı yüceltmek için bir araç kullandığımda, kendi sorumluluğumu nerede tutuyorum? Ve bir ses bende hatırlayışa vesile olduğunda, bu hatırlayışı kime mal ediyorum? Bu yazının kapısı, müziğin genel hükmünden önce, eylemin sahibini doğru adlandırma ihtiyacına açılıyor.

2. Her Şeyin Yüceltmesi, Her Şeyin Aynı Şeyi Yapması Değildir

Ayet

17:44 — Yedi evren, yeryüzü ve onların içindeki herkes O’nu yüceltir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu yüceltmiyor olsun, ama siz onların yüceltmelerini anlamazsınız. O Hoşgörülüdür, Bağışlayıcıdır.

Ayetin Tefekkürü

17:44’ün genişliğini korumakla, ondan her ayrıntıyı bildiğim sonucunu çıkarmak arasında büyük bir fark var. Varlığın TANRI’yı yüceltmesi ile belirli bir yazılımın inanç, niyet ve dini sorumluluk sahibi olması aynı iddia değildir. İkinci iddia için, birincinin kapsamını göstermek yeterli olmaz.

Burada makineyi oluşturan varlığı ayetin dışında bırakmıyorum. Kapsamlı bir yüceltme anlatısını, programın benim yazdığım cümleyi üretmesi hakkında özel bir bilinç belgesine dönüştürmüyorum. Bir sistemin nasıl çalıştığını açıklamak da onun varlık içindeki yerinin bütün anlamını tüketmez.

Asıl karışıklık, yüceltmenin her durumda benim bildiğim türden bir ses, duygu ve karar olması gerektiğini varsaydığımda başlıyor. Sonra insan sesine benzeyen bir çıktı duyunca, bu kez benzerliği iç dünyaya ilişkin bilgi sanıyorum. Oysa 17:44, benim anladığım ile gerçekte olanın kolayca özdeşleştirilemeyeceği bir sınır koyuyor.

Bu sınır inancı daraltmıyor; iddiamı ölçülü tutuyor. TANRI’nın bildiğini benim de bildiğimi söylemem gerekmiyor. Bir yapay vokalin işlevini tanımlayabilir, onu hangi amaçla kullandığımı açıklayabilirim. Fakat sesin arkasına kendi kendime bir kulluk hikayesi yerleştirdiğimde, artık işittiğimden fazlasını iddia etmiş olurum.

3. Kuşun Bilgisi ile Yazılımın Başarısını Karıştırmamak

Ayet

24:41 — Fark etmiyor musun ki göklerdeki ve yeryüzündeki herkes hatta bir sütun hâlinde uçarken kuşlar bile TANRI’yı yüceltir? Her biri kendi duasını ve yüceltme şeklini bilir. TANRI onların yaptıkları her şeyin tamamen farkındadır.

Ayetin Tefekkürü

24:41’de insan dışındaki yüceltme, benim hoşuma giden bir benzetme olarak bırakılmıyor. Kuşların da yer aldığı anlatıda dua, yüceltme, bilme ve yapılan işler birlikte bulunuyor. Bu yüzden kuşu yalnızca güzel ses çıkaran bir nesneye indirgemek istemiyorum.

Ama aynı özen, kuş hakkında söyleneni yazılıma kendiliğinden taşımamamı da gerektiriyor. Bir vokalin kelimeleri düzgün seslendirmesiyle, o kelimelerin yöneldiği TANRI’yı bilerek anması arasında kanıtlanması gereken bir mesafe var. Dilsel başarıya verdiğim “anlıyor” adı, dini anlamda bilmenin gerçekleştiğine tek başına delil olmuyor.

Bu ayrım benim için özellikle önemli. Duyduğum ses içtenmiş gibi gelebilir. Bir nefes aralığı, kırılgan bir ton veya uzun tutulan hece bana yakarışı çağrıştırabilir. Fakat çağrışım benim dinleyişimde meydana gelir. Onu, ses üreten sistemin yaşadığı bir yakarışın tanıklığı gibi sunamam.

24:41’i böyle düşündüğümde, insan dışındaki varlığı küçümsememek ile makineyi insana benzeterek büyütmemek aynı dikkatin iki yönü oluyor. TANRI’nın bildiği eylemi, benim duyduğum tınıyla ölçemem. Bir sesin beni etkilemiş olması gerçektir; bu etkinin, sesin kaynağı hakkında düşündürdüğü her şeyin doğru olması ise başka bir meseledir.

4. Davut’un Yanındaki Dağları Bir Yazılım Benzetmesine Sığdırmamak

Ayet

21:79 — Biz Süleyman’a doğru anlayışı bahşettik; gerçi ikisini de bilgelikle ve bilgiyle donattık. Dağları, ayrıca kuşları da (Tanrı’yı) yüceltmede Davut’a hizmet etmeleri için görevlendirdik. Yaptığımız budur.

Ayetin Tefekkürü

21:79’da önce anlayış, bilgelik ve bilgiyle; ardından Davut, dağlar ve kuşlarla karşılaşıyorum. Yüceltmede bir aradalık var, fakat bu bir aradalık bütün katılanları tek bir özneye çevirmiyor. Davut’un varlığı dağları ortadan kaldırmıyor; dağların ve kuşların katılması da Davut’u gereksizleştirmiyor.

Buradan kendi üretimime bakarken duyduğum yakınlık sınırlı. Bir eserde birden fazla unsurun aynı amaca hizmet edebileceğini düşünebilirim. Fakat “Davut’a dağlar verilmişti, bana da yapay zeka verildi; öyleyse ikisinin dini statüsü aynıdır” diyemem. Ayette TANRI’nın bildirdiği özel bir görevlendirme var. Benim bir üretim aracını seçmem, bu görevlendirmenin güncel bir eşdeğerini kanıtlamaz.

Daha sade bir soru bana yeter: Araçların çoğalması beni hangi yönde değiştiriyor? Daha dikkatli bir besteci, daha dürüst bir söz yazarı mı oluyorum; yoksa ulaştığım ses genişliğini manevi üstünlük gibi mi taşımaya başlıyorum?

21:79’un önünde teknik kapasitemle övünmekten çok, bilgiyi ve bilgeliği aynı anda düşünmek istiyorum. Yapabilmek ile yerinde yapmak aynı şey değil. Güçlü bir koro etkisi kurabilirim; fakat bu gücün kendisi, TANRI’ya yönelişimin doğruluğuna verilmiş bir onay değildir.

5. Tek Kayıtta Üç Ayrı Düzlem

Ayet

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

Ayetin Tefekkürü

53:39’u bu sahnenin ortasına koyduğumda, kaydı değil insanın işini izlemeye başlıyorum. Kim neyi seçti, kim neyi yayımladı, kim duyduğuna nasıl karşılık verdi? Aynı eser etrafında bulunmak, bu eylemleri birbirine devretmiyor.

Sanatçı olarak benim payım, belirli sözleri ve müzikal kararları sahiplenerek bir eser ortaya koymak. Vokal üretiminin payı, o tasarıma bir ses biçimi kazandıran teknik süreç. Dinleyicinin payı ise duyduğu şeyle kurduğu ilişki. Dinleyici TANRI’yı gerçekten anıyorsa, bu yönelişi onun adına ben yaşamıyorum.

Buradaki ayrım, herkesin her şeyden kopuk olduğu anlamına gelmez. Bir seçim başka birine vesile olabilir. Bir eser bir karşılaşmanın kapısını açabilir. Ancak vesile olmak ile karşıdakinin eyleminin sahibi olmak aynı değildir. Sanatçının niyeti dinleyicinin niyetini belirlemez; dinleyicinin hatırlayışı da sanatçının bütün kararlarını kendiliğinden doğrulamaz.

Bu nedenle “Zikir kimin?” sorusuna, kaydın kapağındaki isme bakarak cevap veremem. Önce hangi eylemden söz ettiğimi belirlemeliyim. Üretimdeki bilinçli yönelişi, ses üretimini ve dinlemedeki bilinçli hatırlayışı ayırmak, insanın emeğini küçültmez. 53:39 ışığında, her insanı kendi yaptığı işle yüz yüze bırakır.

6. Niyet, Eserin Üstüne Yapıştırılan Bir Etiket Değildir

Ayet

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

Ayetin Tefekkürü

Bir eserin başlığına zikir yazabilirim. Açıklamasında onu TANRI’ya adadığımı söyleyebilirim. Fakat 26:227’nin karşısında, bu beyanı kendime verilmiş bir temize çıkma belgesi gibi kullanamam. Ayette anmak, inanmak ve doğru bir hayat sürmek birbirinden kopuk değildir.

Burada niyet hakkında tamamlanmış bir teori çıkarmıyorum. Kendime daha sınırlı, daha zor bir soru soruyorum: Söylediğim amaç, üretimdeki tercihlerimde ne kadar karşılık buluyor? Anlamını sorunlu bulduğum bir cümleyi, sırf daha etkileyici durduğu için koruyor muyum? Kendi adım geri planda kaldığında da bu eserin TANRI’yı hatırlatmasını değerli buluyor muyum?

Cevabım her zaman hoşuma gitmeyebilir. İnsan iyi bir iş yapmaya çalışırken tanınmak da isteyebilir. Bu gerilimi fark etmek, hemen kendim veya başkası hakkında kesin bir hüküm vermemi gerektirmez. Ama “niyetim iyi” diyerek gerilimi araştırmayı bırakmamı da haklı çıkarmaz.

Benim için 26:227’nin açtığı muhasebe burada başlıyor: Eseri hangi amaçla yaptığımı yalnızca anlatmak değil, o amaçla çelişen kararımı değiştirmeye hazır olmak. İyi bir niyet beyanı, yanlış bir sözü doğruya çevirmez. Samimiyet iddiamın en ciddi sınavı, düzeltmem gereken bir şey ortaya çıktığında başlar.

7. Ses Tellerinin Yerine Geçen Araç, Kararlarımın Yerine Geçmez

Ayet

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

Ayetin Tefekkürü

Vokali kendi ses tellerimle üretmiyor olmam, eserde hiçbir işim bulunmadığı anlamına gelmez. Söz kurmak, beste yapmak, düzenlemek, dinlemek, reddetmek ve son biçimi onaylamak da işlerdir. Başlangıçta düşündüğümüz eserde bunlar insana aittir. 53:39’un önünde bu emeği, yalnızca duyulan sesin biyolojik kaynağına bakarak yok saymak istemiyorum.

Tersi de önemli: Bir aracı kullanmam, onun çevresinde gerçekleşen her katkıyı bana ait yapmaz. Kendimin yapmadığı bir işi yapmış gibi anlatmak, insan emeğini savunmak değildir. Bir başkasının katkısı varsa bunu belirtmek, yapay bir vokal varsa onu gerçek bir insan icrası diye sunmamak, benim üretim anlayışımda aynı dürüstlüğün parçalarıdır.

Burada sanatın sahipliğine ilişkin bir hukuk hükmü vermiyorum. Eserimin nasıl ortaya çıktığı konusunda ne söylemeye hakkım olduğunu düşünüyorum. “Ben yaptım” cümlesi, yaptığım işin sınırları kadar doğru olabilir.

Araç bir aşamayı kolaylaştırdığında sorumluluk ortadan kalkmış olmuyor. Hatta son kararı veren kişi olarak benim dikkat etmem gereken yer daha açık hale geliyor: Hangi sözü seçtim? Neyi değiştirdim? Neyi dinleyiciye göndermeyi kabul ettim? 53:39, teknolojinin görünürlüğünden insanın somut tercihlerine dönmemi sağlıyor.

8. Yapay Bir Ses “Ben” Dediğinde

Ayet

26:226 — Ve yapıyor olmadıkları şeyleri söylediklerini?

Ayetin Tefekkürü

Şarkıdaki ses “Sana yöneliyorum” desin. Bu, burada kurulmuş bir söz örneği; ayet alıntısı değil. Cümledeki birinci kişi, işitme anında sanki karşımda bulunan bir özneye aitmiş gibi duyulabilir. Fakat örneğimizde o sesi üretmiş bir insan boğazı yok. Bu cümlenin kimin beyanı olduğunu ayrıca düşünmek gerekiyor.

Söz yazarı onu kendi yönelişinin ifadesi olarak kurmuş olabilir. Bir dinleyici aynı cümleyi benimseyerek kendisi söyleyebilir. Eser içinde bir anlatıcı sesi de bulunabilir. Bu ihtimallerden hiçbiri, seslendirme sisteminin kendi imanını ilan ettiğini kanıtlamaz. Dilbilgisindeki “ben”, tek başına dini bir özne meydana getirmez.

26:226 benim açımdan bu noktada yazılıma yöneltilecek bir suçlama değil. Makineyi yapmadığını söyleyen bir mümin gibi yargılayacak zemini ayet vermiyor. Ben ise sözleri sahiplenen insan olarak, kendi söylediğimle yaşadığım arasındaki mesafeyi inceleyebilirim.

Kendi eksikliğimi bilerek doğruya yönelme sözü söylemekle, erişmediğim bir doğruluğu kazanılmış üstünlük gibi sergilemek arasında fark görüyorum. Yapay vokalin kusursuzluğu bu mesafeyi kapatmaz. Sesteki güven, benim hayattaki sadakatimin yerine geçemez. Bir eserde daha iyi seslendirilmiş olmam, daha doğru yaşamış olduğum anlamına gelmez.

9. Dinleyicide Başlayan Hatırlayış

Ayet

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

Ayetin Tefekkürü

Aynı eseri üç kişinin dinlediğini düşünelim. Biri yalnızca düzenlemedeki ayrıntılara dikkat ediyor. Biri sözleri işitiyor ama zihni başka yerde. Bir başkası ise duyduğu sözlerle TANRI’ya yöneliyor. Bunlar gerçekleşmiş bir araştırmanın sonuçları değil; tek bir kaydın farklı insan eylemleriyle buluşabileceğini düşünmek için kurulmuş ihtimaller.

26:227’deki anmayı, yalnızca kulağa ulaşan kelimelerin sayısıyla belirleyemem. 53:39 da dinleyiciyi, benim eserimin pasif bir uzantısı gibi görmemi engelliyor. Eser bir vesile olabilir; dinleyen insanın dikkati, benimsemesi ve yönelişi onun kendi hayatında gerçekleşir.

Bu yüzden bir dinleyici TANRI’yı anıyorsa, sesin yapay üretilmiş olması onun hatırlayışını kendiliğinden yapay yapmaz. Ama ses gerçek bir insanın sesi olsa bile, her dinlemeyi gerçekleşmiş bir zikir sayamam. İki yönde de kaydın niteliğiyle dinleyenin eylemini karıştırmış olurum.

Sanatçı olarak burada hem bir umut hem bir sınır var. Bir insanın hatırlamasına vesile olmayı umabilirim. Fakat onun içinde olanı sahiplenemem, ölçtüğümü söyleyemem, kendi başarımın kesin kanıtına çeviremem. Karşımdaki kişi bir dinlenme sayısı değil; kendi yönelişi olan bir insandır.

10. Boş Odada Çalan Eser

Ayet

17:44 — Yedi evren, yeryüzü ve onların içindeki herkes O’nu yüceltir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu yüceltmiyor olsun, ama siz onların yüceltmelerini anlamazsınız. O Hoşgörülüdür, Bağışlayıcıdır.

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

Ayetin Tefekkürü

Eser aynı anda iki yerde çalsın. Bir odada onu dinleyen bir insan bulunsun; öteki oda boş olsun. Sesin üretilişi ve sözler aynı kaldığı halde, iki odada aynı insan eyleminin gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Birinde hatırlayan biri bulunabilir; diğerinde böyle bir dinleyici yoktur.

Buradan boş odada hiçbir yüceltme bulunmadığı sonucuna geçmiyorum. 17:44’ün kapsamını, odada insan olup olmamasına göre daraltamam. Sadece insanın bilinçli hatırlayışı ile sesin sürmesini aynı olay saymıyorum.

Üreticinin daha önceki işi de yok olmuş değildir. Bir eseri hazırlamış, yayımlamış veya çalması için bir düzen kurmuş olabilir. 53:39 açısından araştırılacak insan işi budur. Fakat kaydın her tekrarını, sanatçının o anda yeniden yaşadığı bir yöneliş gibi anlatmak için ayrıca dayanak gerekir. Önceden yapılmış bir tercihle şimdiki bir bilinç halini ayırmalıyım.

Bu düşünce deneyi benim için otomasyonun sınırını açığa çıkarıyor. Tekrarı düzenleyebilirim; kendi adıma kesintisiz bir iç yönelişi düzenlediğimi bundan çıkaramam. Öte yandan otomasyon kullanıldığı için önceki bütün emeğin anlamsızlaştığını da söyleyemem. Ne çalıştırma düğmesi bir ibadet garantisidir ne de araç kullanımı tek başına manevi değersizlik kanıtıdır.

11. Şairin Sınavı: Sözü Hayattan Ayırmamak

Ayet

26:224 — Şairlere gelince, onlar sadece sapmışlar tarafından takip edilirler.

26:225 — Onların sadakatinin duruma göre değiştiğini görmüyor musun?

26:226 — Ve yapıyor olmadıkları şeyleri söylediklerini?

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

Ayetin Tefekkürü

26:224–227’yi birlikte düşündüğümde, inceleme yalnızca sesin nereden çıktığına yönelmiyor. Sözü söyleyen, sözü takip eden, değişen sadakat, yapılanla söylenen arasındaki mesafe ve açıkça belirtilen istisna aynı bütün içinde duruyor.

Bu bütün beni sanatçı olarak rahatlatmaktan önce ciddiye alıyor. Eserim güzel olabilir; fakat güzel olması onu sorgulanamaz yapmaz. TANRI’yı anan sözler kullanabilirim; fakat bu sözlerin arasında kendi kusurlarımı görünmez kılmaya çalışıyor da olabilirim. Yapay vokal tartışması, bu daha yakın sorudan kaçacağım bir perde olmamalı.

Öte yandan kusursuz olmayan bir insanın doğruya çağıran hiçbir söz söyleyemeyeceği sonucunu da çıkarmıyorum. Ayetlerin karşısında benim ihtiyacım, kendimi tamamlanmış ilan etmek değil; sözü hayatımdan bağımsız bir vitrine dönüştürmemek. Eserin taşıdığı çağrının ilk muhataplarından biri de benim.

Bu nedenle bir kaydı yayımlamadan önce yalnızca doğru notayı aramak yetmiyor. Kendime şunu da soruyorum: Bu sözlerin arkasında durmaya çalışıyor muyum? Eleştiri geldiğinde anlamı inceleyecek miyim, yoksa “Bu bir zikir eseri” diyerek eleştiriyi susturacak mıyım? 26:227’yi bir ayrıcalık belgesi gibi taşımak yerine, hayatımda karşılığını aramam gerekiyor.

12. Ses Hatasını Düzelten İnsan, Anlam Hatasını da Görmeli

Ayet

26:226 — Ve yapıyor olmadıkları şeyleri söylediklerini?

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

Ayetin Tefekkürü

Yapay vokalin bir kelimeyi yanlış söylediğini fark edersem onu düzeltebilirim. Ama aynı özeni, doğru söylenmiş fakat yanlış bir anlam taşıyan cümleye göstermiyorsam, yalnızca sesin yüzeyini temizlemiş olurum.

26:226 ile 53:39’u birlikte düşünmek, son kararı benim verdiğim yere dönmemi sağlıyor. Sözü bilerek seçiyorsam, onun anlamını inceleme sorumluluğumu ses üretimine devredemem. “Sistemin çıktısı böyleydi” açıklaması, o çıktıyı neden kabul ettiğim sorusunu ortadan kaldırmaz.

Burada ayet metniyle sanatsal sözün ayrımı da benim için önemli. KURAN’dan bir ayet aktarıyorsam onun hangi ayet olduğunu açıkça göstermeliyim. Kendi yorumumu yazıyorsam, müziğin etkisiyle onu ayetin kendisiymiş gibi duyurmamalıyım. Bu, 26:226’daki söz–eylem mesafesini ve 53:39’daki kişisel sorumluluğu kendi üretimime uygularken benimsediğim bir doğruluk ölçüsüdür; ayetlerde ses teknolojisine ait bir kullanım kılavuzu bulunduğunu ileri sürmüyorum.

Bir ses bazı hataları örtecek kadar güzel olabilir. O zaman bestecinin olgunluğu, o güzelliği korumak için hatayı savunmakta değil, gerektiğinde sevdiği bölümü yeniden kurabilmekte ortaya çıkar. İşitilmesi kolay olanı değil, arkasında durabileceğim sözü yayımlamak istiyorum.

13. Künye de Eserin Sözüne Dahildir

Ayet

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

Ayetin Tefekkürü

Eserin içinde doğruluktan söz edip açıklamasında üretim sürecini olduğundan başka gösterirsem, kaydın çevresinde ikinci bir anlatı kurmuş olurum. Dinleyicinin duyduğu şey kadar, ona ne duyduğunu söylediğim de benim işimdir.

53:39 bu açıdan kapak yazısını, paylaşım cümlesini ve katkıları nasıl anlattığımı da düşünmeme yol açıyor. 26:227’deki doğru hayat vurgusunu stüdyonun dışında bırakamam. Kendi adıma dürüst bir künye, söz, beste ve sanatsal kararların kime; duyulan vokalin hangi üretim biçimine ait olduğunu karıştırmamalı.

Örneğimizde “Söz, beste ve sanatsal yön: insan; vokal sesi: yapay zeka üretimi” açıklaması, gerçek durumu karşılıyorsa, olmayan bir insan icracı hikayesi üretmeden eseri anlatabilir. Başka katkılar varsa onları da kendi sınırlarında belirtmek gerekir. Bu örneği herkes için değişmez bir dini etiket şartı diye sunmuyorum; kendi üretimimde gerçeği saklamamaya yönelik bir tercih olarak düşünüyorum.

Sesin yapay olduğunu söylemek, insanın emeğini inkar etmek değildir. Tam tersine emeğin nerede bulunduğunu daha açık anlatabilir. Bununla birlikte şeffaflık da eserin bütün sorunlarını çözmez: Künye doğru olsa bile sözün anlamı, verilen sanat kararı ve dinleyene yöneltilen çağrı ayrıca incelenmeye devam eder.

14. Dinlenme Sayısından Zikir Sayısına Atlamak

Ayet

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

Ayetin Tefekkürü

Bir parçanın bin kez oynatılmış olması, bin bilinçli hatırlayışın gerçekleştiğini göstermez. Buradaki eksiklik sayının büyüklüğünde değil, saydığım olayla hakkında konuştuğum eylemin farklılığındadır. Oynatma bir kayda ilişkin olaydır; TANRI’yı anmak ise 26:227’de insanın hayatıyla birlikte ele alınır.

Aynı nedenle, düşük dinlenme sayısı da üreticinin bütün çabasını manevi bakımdan değersiz ilan etmez. 53:39, başka insanların dikkatini ele geçirebildiğim ölçüde insan olduğumu söylemiyor. Kendi yaptığım işe bakmamı sağlıyor.

Eserimin birine iyi gelmesini elbette isterim. Bir dinleyicinin TANRI’yı hatırladığını söylemesi beni sevindirebilir. Ama onun bu beyanını, kendi içtenliğimin veya eserimdeki her kararın doğruluğunun belgesi yapmamalıyım. Bir başkasının güzel karşılığı, benim incelemeyi bıraktığım nokta olmamalı.

Bu ayrım, sanatın etkisini küçültmek için değil, manevi anlamı reklam hesabına çevirmemek için gerekli. 26:227 ile 53:39’dan sanatçıya, dinleyiciye veya bir sisteme dağıtılacak sayısal bir sevap cetveli çıkaramıyorum. Bana düşen, ölçebildiğim yayılmayla ölçemediğim yönelişi dürüstçe ayırmak.

15. Tevhid: Aracı Yüceltmenin Merkezine Taşımamak

Ayet

17:44 — Yedi evren, yeryüzü ve onların içindeki herkes O’nu yüceltir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu yüceltmiyor olsun, ama siz onların yüceltmelerini anlamazsınız. O Hoşgörülüdür, Bağışlayıcıdır.

21:79 — Biz Süleyman’a doğru anlayışı bahşettik; gerçi ikisini de bilgelikle ve bilgiyle donattık. Dağları, ayrıca kuşları da (Tanrı’yı) yüceltmede Davut’a hizmet etmeleri için görevlendirdik. Yaptığımız budur.

Ayetin Tefekkürü

17:44’te yüceltmenin yöneldiği O’dur. 21:79’da dağlar ve kuşlar da dahil olmak üzere anlatılan imkanın merkezinde TANRI’nın işi vardır. Bu ayetlerle kendi stüdyoma döndüğümde, araçların çeşitliliğinden önce yönümü sorgulamak istiyorum.

Yapay vokal beni şaşırtabilir. Üretim kolaylığına veya ses genişliğine hayran kalabilirim. Fakat bir aracın becerisinden, ona dini yetki verme sonucuna geçmemeliyim. “Bu ses çok derin duyuluyor; öyleyse bu sistemin söylediği manevi bakımdan doğrudur” düşüncesi, sesin etkisini dayanaksız bir otoriteye dönüştürür.

Burada her hayranlığı putperestlik diye adlandırmıyorum. Böyle bir hükmü bu örneklerden çıkaramam. Daha sınırlı bir tehlikeyi araştırıyorum: TANRI’yı hatırlatmasını istediğim araç, benim için sözün doğruluğunu belirleyen sorgulanamaz bir merkeze dönüşebilir mi?

Aynı soru yalnızca yapay zekaya değil, sanatçı olarak bana da dönüyor. İnsanlar benim sesime, adıma veya üretim biçimime bağlanırken, ben bu bağlılığı TANRI’ya yönelişle karıştırıyor muyum? Tevhid üzerine bu muhasebe, aracı düşmanlaştırmak yerine onun yerini korumayı gerektiriyor. Besteci de sistem de eserin dinleyicisi de, yüceltmenin yöneldiği TANRI’nın yerine geçmez.

16. Bir Eserin Yanına Konabilecek Sorumluluk Notu

Ayet

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

26:226 — Ve yapıyor olmadıkları şeyleri söylediklerini?

Ayetin Tefekkürü

Bu düşünceleri yalnızca bir tartışma olarak bırakmak istemiyorum. 53:39 ile 26:226’dan hareketle, kendi eserimin yanına kısa bir sorumluluk notu koyduğumu hayal ediyorum. Orada kimlerin hangi işi yaptığı, vokalin nasıl üretildiği, hangi sözün doğrudan ayet alıntısı, hangisinin sanatsal yorum olduğu açıkça ayrılmış olsun.

Böyle bir not, içtenliğimi ispatlayan bir sertifika olmaz. Niyetim hakkındaki beyanımı da dinleyicinin onu değerlendirme imkanını da korur. Hatalı bir ifade fark edildiğinde, “teknoloji yaptı” demek yerine hangi kararın kim tarafından değiştirilebileceğini belirginleştirir. KuranTeyit’le ilişkilendirilecek bir araştırma fikri varsa, bu ancak ayetle yorum arasındaki bağı izlenebilir kılan yardımcı bir alan olabilir; bir iman puanı veya eserin kabul edildiğini bildiren bir ölçer değil.

Buradan sınırlı bir araştırma sorusu da çıkar: Dinleyici, vokalin yapay üretildiğini öğrendiğinde, eserdeki anlamı ve kendi hatırlayışını nasıl anlatıyor? Böyle bir araştırma yapılırsa kişilerin beyanlarıyla sınırlı bulgular sağlayabilir. Ne TANRI katındaki kabulü ölçer ne de sistemin iman ettiğini gösterir. Araştırılmış bir sonuçtan değil, sorulabilecek bir sorudan söz ediyorum.

Benim için değerli olan, eserin etrafında ikinci bir kutsallık perdesi kurmak değil. İnsan kararlarını daha açık, düzeltmeyi daha mümkün, dinleyicinin kendi yönelişini daha bağımsız bırakmak.

17. Arapça Kelime Kökleri: Yüceltmek, Anlamak, Anmak ve Çabalamak

Ayet

17:44 — Yedi evren, yeryüzü ve onların içindeki herkes O’nu yüceltir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu yüceltmiyor olsun, ama siz onların yüceltmelerini anlamazsınız. O Hoşgörülüdür, Bağışlayıcıdır.

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

Ayetin Tefekkürü

Kelimelerin köklerine bakmak, bu sorunun içindeki farklı işleri daha dikkatli görmeme yardım ediyor. Fakat bir kök bilgisi, ayetin yerine geçen yeni bir çeviri veya yapay zekanın dini statüsünü belirleyen gizli bir anahtar değildir. Kök, kelimenin bütün bağlamını tek başına taşımaz.

س ب ح — s-b-h. 17:44’teki تُسَبِّحُ ve تَسْبِيحَهُمْ biçimleri bu kökle ilişkilidir. Yüceltme üzerine düşünürken, onu sırf melodik ses üretimine indirgememem gerektiğini ayetin bütünüyle birlikte hatırlıyorum. Belirli bir ses üretilmiş olmasıyla bilinçli bir kulluk iradesi bulunduğu iddiası arasındaki mesafeyi, kelimenin kökü ortadan kaldırmaz. Aynı kökün başka kullanımlarından hareketle burada frekans, titreşim veya yazılım işlemine ilişkin bir açıklama icat etmek de doğru olmaz. Kök kaydı: s-b-h.

ف ق ه — f-q-h. 17:44’te تَفْقَهُونَ biçiminin kökü, anlama alanıyla ilişkilidir. Benim için buradaki güçlü nokta, anlamanın sınırının ayetin kendi içinde bulunmasıdır. Bir vokalin hangi araçla üretildiğini bilmem, varlığın yüceltmesinin bütün mahiyetini bildiğim anlamına gelmez. Teknik açıklamanın sınırıyla tefekkürün sınırını karıştırmamak, bilgiyi küçümsemek değil, ona taşıyamayacağı bir yük vermemektir. Kök kaydı: f-q-h.

ذ ك ر — dh-k-r. 26:227’deki وَذَكَرُوا۟ biçimi bu köke bağlıdır. Anmak ve hatırlamak alanı, bu ayette insanın inanması ve doğru hayat sürmesiyle birlikte durur. Bir bilgisayarın bilgiyi saklamasına “hafıza” demem, bu teknik işlevi TANRI’yı anmakla özdeşleştirmez. Benzer adlar, aynı eylemin gerçekleştiğini kanıtlamaz. Buradaki tefekkür, kökten bağımsız bir makine teorisi çıkarmaya değil, ayette birlikte bulunan insan işlerini birbirinden koparmamaya yöneliktir. Kök kaydı: dh-k-r.

س ع ي — s-ayn-y. 53:39’daki سَعَىٰ biçimi, çabalama ve gayret alanıyla ilişkilidir. Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisi, bu ayeti insanın kendi işlerinden sorumluluğu üzerinden ifade eder; yukarıdaki Türkçe metin, Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirinin Türkçe çevirisidir. Kök incelemesini bu metni değiştirmek için değil, üretimde nerede insan tercihi ve çabası bulunduğunu düşünmek için kullanıyorum. Makinenin işlem sayısı ile insanın gayreti aynı ölçüye yerleştirilemez; bu kökten bir sevap hesabı da çıkarılamaz. Kök kaydı: s-ayn-y.

Bu kelimeler birlikte düşünüldüğünde, tek bir sesin arkasında tek bir tür eylem bulunduğunu varsaymam daha da zorlaşıyor. Yüceltme, benim anlama sınırım, insanın hatırlayışı ve insanın işi birbirine temas ediyor; fakat birbirlerinin yerine geçmiyor.

18. Diğer İddialar

Ayet

17:44 — Yedi evren, yeryüzü ve onların içindeki herkes O’nu yüceltir. Hiçbir şey yoktur ki O’nu yüceltmiyor olsun, ama siz onların yüceltmelerini anlamazsınız. O Hoşgörülüdür, Bağışlayıcıdır.

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

Ayetin Tefekkürü

Bu konuya, insan dışındaki yüceltmeyi mutlaka insanın konuşmasına benzer bir söyleyiş olarak düşünerek yaklaşılabilir. Başka bir yaklaşım, varlığın düzeni veya varoluşuyla yüceltmesi üzerinde durabilir. Bu ihtimallerin her birini eksiksiz bir açıklama gibi benimsemek için burada yeterli dayanak bulmuyorum. 17:44, yüceltmeyi bildirirken anlama sınırını da koruyor. Bir yorumun boşluğunu yapay zekaya ilişkin kesin bir hükümle dolduramam.

“Her şey yüceltiyorsa, yapay zeka bilinçli olarak ibadet ediyor” iddiası da incelenebilir. Burada kapsamla eylemin niteliği arasında kanıtlanmamış bir geçiş var. Bunun karşısına “Yapay olan bir ses hiçbir insanda gerçek zikirle buluşamaz” iddiasını koymak da sorunu çözmez. Bu kez sesin üretim biçiminden dinleyicinin iç yönelişi hakkında sonuç çıkarılmış olur. İki iddiayı da kendiliğinden kabul etmiyorum.

Şiire ve müziğe ilişkin geleneksel tartışmaların bütününü bu sorunun cevabı saymak da bana yeterli görünmüyor. 26:224’ü bütün şiir için tek başına hüküm gibi kullanmak, 26:227’deki istisnayı dışarıda bırakır. Fakat istisnadan hareketle TANRI’nın adını taşıyan her esere otomatik onay vermek de aynı derecede aceleci olur. Bu ayetlerden bütün sanat biçimlerini ve her üretim koşulunu kapsayan tamamlanmış bir izin veya yasak listesi çıkarmıyorum.

Önceki yazılarımla ilişkiyi de bu sınır içinde kuruyorum. Müzik ve zikir üzerine yazımda sesin yönünü; sessiz zikir üzerine yazımda sesin bitmesiyle hatırlayış arasındaki ilişkiyi ele almıştım. Mikrofonun kimi yücelttiğini sorguladığım yazıda sanatçının sözüyle hayatı arasındaki mesafeyi, insan dışındaki yüceltme üzerine yazımda ise anlama sınırını araştırmıştım.

Bu kez soru, o tefekkürlerin tekrarından daha dar: İnsan tarafından tasarlanmış, yapay sesle sunulmuş bir eserde, hangi eylemi kime atfediyoruz? Önceki yorumlarım da bu sorunun karşısında sorgulanabilir kalmalı. Ne eski bir kanaatim ne de sevdiğim bir üretim aracı, ayetlerin bildirmediği bir kesinliği benim için sağlayabilir.

19. Sonuç

Ayet

53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.

26:227 — Muaf tutulanlar, inanan ve doğru bir hayat sürenler, TANRI’yı sık sık ananlar ve haklarını savunan kimselerdir. Şüphesiz, haddi aşanlar nihai varış noktalarının ne olduğunu öğrenecekler.

Ayetin Tefekkürü

Bir makine TANRI’yı yücelten bir şarkı söylediğinde, aynı sesin çevresinde birbirinden ayrılması gereken işler bulunabilir. İnsan eseri bilinçli bir yönelişle kurabilir. Bir teknik süreç o eserin vokalini üretebilir. Dinleyen kişi TANRI’yı hatırlayabilir. Bunları tek bir öznenin yaptığı tek bir iş diye anlatmak, hem insanın sorumluluğunu hem de bilgimizin sınırını bulanıklaştırır.

17:44 ile 24:41, insan dışındaki yüceltmeyi insanın onayına bağımlı bırakmıyor. Fakat bu ayetlerden belirli bir yapay zeka sistemine bilinçli iman veya dini sorumluluk atfetme yetkisi de çıkaramıyorum. 21:79’daki dağları ve kuşları, kendi üretim tercihime verilmiş özel bir onay gibi sunamam.

53:39 ile 26:224–227 ise soruyu yeniden bana getiriyor. Hangi sözü seçtim? Onu nasıl sundum? Eserimin söylediğiyle kendi hayatım arasındaki mesafeyi küçültmeye çalışıyor muyum? Dinleyicinin hatırlayışını sahiplenmek yerine onun kendi yönelişine yer bırakıyor muyum? Cevabı, kullandığım aracın yeniliği veya dinlenme sayısı veremez.

Bu yüzden benim için daha dikkatli ifade şudur: İnsan, TANRI’yı anmaya yönelik bir eser üretebilir; yapay vokal bu eserin aracı olabilir; dinleyicinin bilinçli hatırlayışı ise dinleyicinin eylemidir. Bu ifade ne her esere kabul garantisi verir ne de makine hakkında bilmediğim bir manevi hayat uydurur.

Bir besteci olarak isteğim, teknolojiyi iman etmiş gibi konuşturmak değil; kendi niyetimi, sözümü ve işimi daha dürüst taşımaktır. Duyulan ses benim ses tellerimden çıkmayabilir. Ama seçtiğim sözün ve verdiğim kararın arkasından çekilemem.

Makineye bir vokal ürettirebilirim. TANRI’ya yönelme sorumluluğumu ona devredemem.

Not

2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.

En doğrusunu TANRI bilir.

Kaynak: kuranteyit.com

#KURAN#17:44#24:41#21:79#26:224#26:225#26:226#26:227#53:39#Zikir#Müzik#Yapay Zeka#Niyet#Sorumluluk#Neo-Sacred Zikr

Keşfet

Bu makalenin kopyalanmasına izin verilmemektedir. İçerik kullanımı için Berk KÖKSAL ile iletişime geçebilirsiniz.