[57:23] Kaybettiklerimize Üzülmemek, Verilenlerle Gururlanmamak: Kalbin İki İmtihanı
Kuran 57:23 merkezinde kayıp, keder, umut, sevinç, minnettarlık, gurur, kibir, kader, insan sorumluluğu ve paylaşma üzerine 19 bölümlük derinlikli bir tefekkür.

[57:23] Kaybettiklerimize Üzülmemek, Verilenlerle Gururlanmamak: Kalbin İki İmtihanı
Yazar: Berk KÖKSAL
Tarih: 04.11.2026
Yer: Mersin
Makalenin temel amacı, 57:23 ayetini diğer ilgili ayetlerle birlikte düşünmek; TANRI’nın birliğine şahitliğin kayıp, sevinç, bilgi, adalet, doğru sözlülük ve teslimiyet bakımından insan hayatında ne anlama geldiğini, üzüntüyle umutsuzluğu ve sevinçle gururu birbirinden ayırarak anlamaya çalışmaktır.
Esenlikler. Esenlik üzerinize olsun.
Hayatta beni en çok etkileyen şeylerden bazıları elimden çıkanlar; bazılarıysa hiç beklemediğim halde elime geçenler oldu. Bir şeyi kaybettiğimde, sanki hayatımın bir parçasını da onunla birlikte yitirmişim gibi düşündüğüm anlar var. Öte yandan bir iş yolunda gittiğinde, içimde sessizce beliren başka bir tehlike hissediyorum: Sonucu bütünüyle kendime mal etmek. Biri beni eksiltiyor, diğeri kendimi olduğumdan büyük görmeye çağırıyor. 57:23’ü okuduğumda aynı cümlede bu iki halle yüzleşiyorum.
Peki ayet, insandan hiç üzülmemesini ve hiç sevinmemesini mi istiyor? Böyle okursam, acı çeken birini teselli etmeye çalışırken onu susturabilir; nimet gören birini minnettarlığından dolayı bile suçlayabilirim. Oysa başka ayetlerde Yakup’un kederi anlatılıyor, TANRI’nın lütfuyla sevinmeye çağrı yapılıyor. Demek ki cevabı yalnız bir kelimeye bakarak bulamam. Önce 57:23’ün önündeki ve arkasındaki ayetleri okumalıyım.
Yalnız TANRI’yı Sevmek tefekkürümde sevdiğim şeylerin TANRI’nın yerini alması tehlikesini düşünmüştüm. Kötülüğe En Güzel Karşılık yazısında ise bir acının adalet ve davranışla ilişkisini ele almıştım. Şimdi ikisi aynı soruda buluşuyor: Bir kaybın beni ne kadar yöneteceğine, bir başarının beni kim sanacağıma karar vermesine izin verecek miyim?
Özet
57:23
لِّكَيْلَا تَأْسَوْا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا۟ بِمَآ ءَاتَىٰكُمْ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
Thus, you should not grieve over anything you miss, nor be proud of anything He has bestowed upon you. GOD does not love those who are boastful, proud.
Bu yüzden, kaçırdığınız hiçbir şeye üzülmemeli, O’nun size ihsan ettiği hiçbir şeyle de gururlanmamalısınız. TANRI, böbürlenen, gururlu kimseleri sevmez.
Kaynak: kuranteyit.com
57:22 — Yeryüzünde ya da size olan her şey, yaratılıştan bile önce, zaten kaydedilmiştir. Bunu yapmak TANRI için kolaydır.
12:84 — “Ben Yusuf’a üzülüyorum” diyerek onlardan yüz çevirdi. Gözleri çok fazla üzülmekten beyaza döndü; o hakikaten üzgündü.
10:58 — De ki: “TANRI’nın lütfu ve merhametiyle sevinsinler.” Bu, biriktirebilecekleri herhangi bir servetten çok daha iyidir.
27:40 — Kitaptan bilgi sahibi olanı dedi ki: “Sen göz açıp kapayıncaya kadar onu sana getirebilirim.” Önüne onun yerleştiğini gördüğünde dedi ki: “Bu, Rabbimden bir nimettir, benim minnettar mı yoksa nankör mü olduğumu göstermek için beni onunla test ediyor. Kim minnettar olursa kendi iyiliği için minnettar olur ve kim nankör olursa, zira Rabbim ona muhtaç değildir, En Şereflidir.”
57:24 — Onlar cimridirler, insanlara da cimri olmayı tembih ederler. Eğer biri yüz çevirirse, o zaman TANRI Zengindir, Övgüye Layık Olandır.
1. Tek Ayette İki Uç: Kaybın Acısı ve Kazancın Gururu
Ayet
57:23
لِّكَيْلَا تَأْسَوْا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا۟ بِمَآ ءَاتَىٰكُمْ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
Thus, you should not grieve over anything you miss, nor be proud of anything He has bestowed upon you. GOD does not love those who are boastful, proud.
Bu yüzden, kaçırdığınız hiçbir şeye üzülmemeli, O’nun size ihsan ettiği hiçbir şeyle de gururlanmamalısınız. TANRI, böbürlenen, gururlu kimseleri sevmez.
Kaynak: kuranteyit.com
Ayetin Tefekkürü
57:23’ün iki yarısı bana aynı kalbin iki farklı zamanda nasıl sınandığını gösteriyor. Birinci zaman, beklediğim şey gerçekleşmediğinde geliyor: Elde edemediğim bir imkan, kaçırdığım bir fırsat, bittiğini kabul etmekte zorlandığım bir dönem. İkinci zaman ise işler yoluna girdiğinde. Bir kapı açılıyor, bir emek karşılık buluyor, biri bana değer veriyor. İlkinde dünya sanki bana eksik davranmış gibi; ikincisinde sanki bütün bunların nedeni yalnız benmişim gibi hissedebilirim.
Ayeti yalnız üzüntüye karşı bir emir olarak okumak, ikinci yarısını kaçırmak olur. Çünkü insanın kalbi bazen kayıp yüzünden kırılıyor, bazen sahip oldukları yüzünden katılaşıyor. Gururlandığımda kendimi başkalarıyla karşılaştırmaya, sahip olduklarımı üstünlüğümün kanıtı saymaya başlayabilirim. Bu değişim, kaybın acısı kadar gürültülü değildir. Bazen dışarıdan başarılı görünen bir hayatın içinde büyür.
Ben burada iki duygunun bütünüyle yok edilmesini değil, bunların beni TANRI karşısındaki yerimden uzaklaştırmamasını düşünmeye davet ediliyorum. Bu bir tefekkür çıkarımı; ayetin insana psikolojik olarak hiçbir keder hissetmeyeceğini vaat ettiğini söyleyemem. Ama kaybı nihai bir yıkıma, nimeti de kişisel büyüklük belgesine dönüştürme alışkanlığımı sorgulamak için güçlü bir gerekçe buluyorum.
Ayet referansı: 57:23.
2. “Bu Yüzden”: Ayetin Başladığı Yer Aslında Bir Önceki Ayet
Ayet
57:22 — Yeryüzünde ya da size olan her şey, yaratılıştan bile önce, zaten kaydedilmiştir. Bunu yapmak TANRI için kolaydır.
57:23 — Bu yüzden, kaçırdığınız hiçbir şeye üzülmemeli, O’nun size ihsan ettiği hiçbir şeyle de gururlanmamalısınız. TANRI, böbürlenen, gururlu kimseleri sevmez.
Ayetin Tefekkürü
57:23’ü tek başına okuduğumda bir duygu öğretisi görüyorum. 57:22’yi de okuduğumda bunun daha geniş bir bilgi meselesi olduğunu fark ediyorum. Benim için henüz meydana gelmemiş, hatta hayal bile edilmemiş olaylar TANRI’nın bilgisine kapalı değil. Ayetin başındaki kayıt ifadesi beni zamanın içindeki konumumla yüzleştiriyor. Ben ancak yaşadıktan sonra biliyorum; olup bitenin bütününü bildiğimi sanmam ise bambaşka bir iddia.
Buradaki bağlantıyı dikkatle kurmalıyım. “Madem her şey kayıtlı, benim hiçbir şey yapmam gerekmiyor” demek ayette yazmıyor. Kayıt, benim tembelliğime verilmiş bir izin değil. Kaybettiğim şeyi hayatın bütün anlamı, elde ettiğim şeyi de kendimin mutlak başarısı saymamam için düşünsel bir sınır sunuyor. Bilmediğim bir bütünün içinde bulunduğumu kabul etmek, sonuçlara verdiğim aşırı önemden biraz uzaklaşmamı sağlayabilir.
Bazen olayların nedenini tümüyle çözdüğümü düşünmek istiyorum. Bir kapı kapandıysa kesin ceza, bir kapı açıldıysa kesin ödül demek kolay. Fakat 57:22-23 bana böyle bir neden-sonuç anahtarı vermiyor. Daha çok, bilgimin küçüklüğünü ve geçici olan karşısındaki tutumumu gözden geçirmemi istiyor. Bu yüzden kayıpla gurur, kaderle insan sorumluluğu arasındaki ilişkiyi aceleyle tek bir cümleye sığdırmamalıyım.
Ayet referansları: 57:22-23.
3. Üzülmemek, Ağlayamamaktan mı Geçiyor? Yakup’un Kederi
Ayet
12:84 — “Ben Yusuf’a üzülüyorum” diyerek onlardan yüz çevirdi. Gözleri çok fazla üzülmekten beyaza döndü; o hakikaten üzgündü.
12:86 — O dedi ki: “Ben sadece çıkmazım ve üzüntüm hakkında TANRI’ya şikâyet ediyorum, zira TANRI’dan sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.
53:43 — Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.
Ayetin Tefekkürü
57:23’ü “doğru insan hiç ağlamaz” şeklinde okusaydım, 12:84’ün karşısında ne yapardım? Yakup’un üzüntüsü hafif bir iç sıkıntısı olarak anlatılmıyor. Oğlunu hatırlıyor; derin kederi bedenine bile yansıyor. Metin onun gerçekten üzgün olduğunu açıkça söylüyor. Bu gerçeği yok sayarak acıyı imansızlığın delili ilan edemem.
12:86’da beni etkileyen şey, Yakup’un hüznünü kime taşıdığı. İçindeki çıkmazı ve üzüntüyü TANRI’ya anlatıyor. Kederi inkâr etmiyor; onu bir bağın içinde dile getiriyor. 53:43’te güldürenin ve ağlatanın TANRI olduğunun bildirilmesi de insan hayatındaki gözyaşını başlı başına yasak bir hal gibi görmeme engel oluyor.
O halde daha dikkatli bir ayrım gerekiyor: Üzüntü duymak başka, üzüntünün hayatımdaki tek hakikat olduğuna karar vermek başka. İnsan sevdiği için yas tutabilir, özlediği için ağlayabilir. Ayetlerden çıkarabildiğim, bu acının altında ezilen insana onu susturacak bir söz söylemek değil; acıyı yaşarken TANRI’ya yöneliş ve umut imkanının da bulunduğunu görmektir. Bir insanın ne kadar sürede toparlanacağını ise bu ayetlerden hesaplayamam.
Ayet referansları: 12:84, 12:86, 53:43; 57:23 ile birlikte.
4. Kederin İçinde Umut: Yakup Neden Aramaktan Vazgeçmedi?
Ayet
12:87 — “Ey oğullarım, gidin Yusuf ile kardeşini getirin ve TANRI’nın lütfundan asla umudunuzu kesmeyin. İnkâr eden insanlar dışında hiç kimse TANRI’nın lütfundan umudunu kesmez.”
39:53 — İlan et: “Ey Benim sınırları aşmış olan kullarım, TANRI’nın merhametinden asla ümit kesmeyin. Zira TANRI bütün günahları bağışlar. O Bağışlayıcıdır, En Merhametlidir.”
Ayetin Tefekkürü
Yakup’un anlatısında aynı insanın hem üzgün hem de umutlu oluşu beni düşündürüyor. Üzüntüsünden söz etmesinin ardından oğullarını Yusuf’u ve kardeşini aramaya gönderiyor; TANRI’nın lütfundan umut kesmemelerini söylüyor. Acıyı hissetmesi, yapabileceği bir şey kaldığında onu yapmasına engel olmuyor. Belki de burada en önemli ayrım keder ile ümitsizlik arasında beliriyor.
39:53, sınırları aşmış kullara bile TANRI’nın merhametinden ümit kesmemeleri yönünde bir çağrı taşıyor. Bu ayeti, her kaybettiğim şeyi mutlaka geri alacağıma dair bir sözleşmeye çeviremem. Yakup’un hikâyesindeki sonuç da her acının aynı biçimde sona ereceğini garanti etmiyor. Fakat umut, bana göre, istediğim sonucun kesinlikle gerçekleşeceğinden emin olmak değil; TANRI’nın merhametini ve doğru davranma imkanını kendi düşüncelerimle kapatmamak.
Bir kayıp yaşadığımda geleceği yalnız o anın karanlığıyla ölçmeye yatkınım. Oysa yarının bilgisini taşımıyorum. Kederliyken sözüm sertleşebilir, insanlara haksız davranabilirim; ya da içime kapanıp hiçbir şeyi denemem. 12:87 ve 39:53, böyle zamanlarda insana acele hükümler kurmadan yeniden yön bulmayı düşündürüyor. Ümidin varlığı, gözyaşının yokluğu anlamına gelmek zorunda değil.
Ayet referansları: 12:87, 39:53; bağlam için 12:84-86.
5. Kaybetmek İstisna Değil: Can, Mal ve Geçim İmtihanı
Ayet
2:155 — Biz sizi mutlaka bir miktar korkuyla, açlıkla ve para, can ve ürün kaybıyla test edeceğiz. Kararlı olanlara müjde ver.*
2:156 — Onlar başlarına bir sıkıntı geldiğinde, derler ki: “Biz TANRI’ya aitiz ve O’na geri dönüyoruz.”
2:157 — Bunlar Rablerinden nimetler ve merhamet hak ettiler. Bunlar hidayete ermiş kimselerdir.
Ayetin Tefekkürü
57:23’te kaçırılan şeyler anılırken 2:155 kaybı çok somutlaştırıyor. Korku, açlık, para, can ve ürün kaybı. Bunların her biri bir insanın hayatını farklı biçimde sarsar. Para kaybıyla bir yakının kaybını aynı cümleye sığdırıp acıların ağırlığını eşitlemek istemiyorum. Ayet çeşitli sınanma alanları sayıyor; bu, hepsinin insanda aynı yara açacağı anlamına gelmez.
2:156’daki sözleri okuyunca ne kaybettiğimi düşünmekten önce kime ait olduğumu hatırlamam gerektiğini hissediyorum. Bu, yaşadığım zararı önemsizleştirmiyor. Birinin evini, işini veya yakınını kaybetmiş olması gerçek bir acıdır. Fakat sahip olmanın sınırsız ve kalıcı olmadığı gerçeğiyle yüzleşmeden, kaybın beni bütünüyle yutmasına karşı nasıl duracağımı da bilemeyebilirim.
Ayetin kararlılara yönelttiği müjde, acının yaşanmadığı bir hayatın ödülü gibi durmuyor. Daha çok sarsıldığında neye tutunacağını arayan insanın önüne çıkıyor. Biri kaybından dolayı ağladığında ona 2:156’yı bir susturma cümlesi olarak kullanırsam, merhametten uzaklaşabilirim. Bu sözü önce kendime, kendi sınırım ve dönüşüm üzerine söylemek daha sahici geliyor.
Ayet referansları: 2:155-157, 57:23.
6. Bir Şeyi Kaçırdım: Gerçekten Onun Benim İçin İyi Olduğunu Biliyor muyum?
Ayet
2:216 — Hazzetmediğiniz hâlde savaş sizin üzerinize yüklenebilir. Ancak sizin için iyi olan bir şeyden hazzetmiyor olabilirsiniz ve sizin için kötü olan bir şeyden hoşlanıyor olabilirsiniz. TANRI bilir, oysa siz bilmezsiniz.
64:11 — TANRI’nın iradesine uygun olması dışında başına hiçbir şey gelmez. Kim TANRI’ya inanırsa, O onun kalbine rehberlik edecektir. TANRI her şeyin tamamen farkındadır.
Ayetin Tefekkürü
Hayatımda gerçekleşmeyen bazı şeyleri yıllarca “kayıp” diye adlandırabilirim. Daha yüksek bir gelir, bir iş, bir fırsat, bir ilişki… Ama ben kaçırdığım şeyin yalnız görünen tarafını biliyorum. 2:216 belirli bağlamında insanın hoşlandığı ile kendisi için iyi olanın her zaman örtüşmeyebileceğini söylüyor. Buradan her kaybın gizli bir ödül olduğunu iddia edemem; bu ayetin izin vermediği bir kesinlik olur. Yine de kendi beğenimi mutlak bilgi yerine koymamam gerektiğini görüyorum.
64:11’de TANRI’nın iradesi ve kalbe rehberliği yan yana geliyor. Böylece mesele, yaşananın nasıl gerçekleştiği kadar, sonrasında insanın nasıl yön bulduğu haline geliyor. Bir olayın olmasını istememiş olabilirim. O andaki acım gerçektir. Ama acım, olayın bütün anlamını bildiğimin kanıtı değildir. Bu fark benim için küçük değil.
Bazen kendime “Neden olmadı?” diye sorarken aslında “Neden benim istediğim olmadı?” diyorum. Bu iki soru aynı şey değil. 57:23’teki sakinliğe yaklaşmak, her kötü görünen olaydan güzel bir sonuç çıkaracağım iddiası değil; sınırlı bilgimle kendimi ve başkalarını yargılamayı azaltmak olabilir. Özellikle başkasının acısına karşı “Bunda mutlaka hayır vardır” diyerek onun yaşadığını küçümsemekten sakınmalıyım.
Ayet referansları: 2:216, 64:11, 57:22-23.
7. Sevinmek Yasak mı? Lütufla Sevinmek ve Nimetle Gururlanmak
Ayet
10:58 — De ki: “TANRI’nın lütfu ve merhametiyle sevinsinler.” Bu, biriktirebilecekleri herhangi bir servetten çok daha iyidir.
18:46 — Para ve evlatlar bu hayatın sevinçleridir, ama doğru işler Rabbinden ebedî bir mükâfat ve çok daha iyi bir umut sağlar.
53:43 — Sizi güldüren ya da ağlatan O’dur.
Ayetin Tefekkürü
57:23’ün Türkçe çevirisi gururlanmamayı öğütlerken 10:58 TANRI’nın lütfu ve merhametiyle sevinmeye çağırıyor. Eğer bu ikisini birbirinden ayırmazsam ayetlerin birinde sevinç yasaklanmış, diğerinde emredilmiş gibi bir çelişki üretebilirim. Oysa sevinçle gurur aynı şey değil. Bir çocuğun güldüğünü görmek, uzun bir zorluğun ardından huzura kavuşmak, bir güzelliğe minnet duymak; bunların hiçbiri kendimi başkalarından üstün ilan etmemi gerektirmiyor.
18:46 para ve evlatları bu hayatın sevinçleri olarak anıyor, fakat doğru işlerin daha kalıcı değerine de dikkat çekiyor. Bu ayette dünyevi sevincin varlığı inkâr edilmiyor. Yalnızca onun son ölçü olduğu düşüncesi sarsılıyor. Benim için en zor denge burada: Sevdiğim nimeti küçümsemeden sevebilmek; fakat kaybetme ihtimaliyle ya da başkalarında bulunmayışıyla kendime bir üstünlük hikâyesi yazmamak.
53:43’ü de unutmak istemiyorum. Güldürmenin ve ağlatmanın TANRI’ya bağlandığı yerde, sevinci yasaklamak kadar gözyaşını mahkûm etmek de aceleci olur. 57:23’teki uyarıyı daha çok sevinci benliğim için bir tahta dönüştürmeye karşı anlıyorum. Sevinebilirim; ama sevincim, kendimi büyük görmemin gerekçesi olmamalı.
Ayet referansları: 10:58, 18:46, 53:43, 57:23.
8. Bir Nimet Geldiğinde İlk Cümlem Ne Oluyor?
Ayet
27:40 — Kitaptan bilgi sahibi olanı dedi ki: “Sen göz açıp kapayıncaya kadar onu sana getirebilirim.” Önüne onun yerleştiğini gördüğünde dedi ki: “Bu, Rabbimden bir nimettir, benim minnettar mı yoksa nankör mü olduğumu göstermek için beni onunla test ediyor. Kim minnettar olursa kendi iyiliği için minnettar olur ve kim nankör olursa, zira Rabbim ona muhtaç değildir, En Şereflidir.”
16:53 — Keyfini çıkardığınız her nimet TANRI’dandır. Ne var ki, ne zaman üzerinize herhangi bir sıkıntı çekseniz, hemen O’na yakınırsınız.
14:7 — Rabbiniz hükme bağladı: “Bana ne kadar çok şükrederseniz, Ben size o kadar çok veririm.” Ancak nankörlüğe dönerseniz, o zaman Benim azabım şiddetlidir.
Ayetin Tefekkürü
27:40’taki sahnede güçlü bir imkan ortaya çıktığında verilen karşılık dikkat çekici. Elde edilen şey yalnız başarı olarak değil, minnettarlığın sınandığı bir nimet olarak görülüyor. Bu farkın hayatımdaki karşılığını düşünüyorum. Çalıştım, öğrendim, uğraştım; bunların gerçekliğini inkâr etmek gerekmiyor. Fakat sonuç ortaya çıktığında hikâyeyi yalnız kendi yeteneğimle bitirmem de gerekmiyor.
16:53 nimetlerin TANRI’dan geldiğini hatırlatıyor. Böyle bakınca başarı, kendimi üstün görebileceğim bir basamak değil, nasıl karşılık vereceğimi sorgulamam gereken bir durum oluyor. Minnettarlık yalnız ağzımdan çıkan güzel bir söz mü? Yoksa imkanlarım arttığında daha adil davranmam, başkasını küçümsememem, ihtiyacı olanı görmem için de bir sebep mi? Bu soruyu 27:40’taki şükür-nankörlük ayrımıyla birlikte sormak istiyorum.
14:7’de şükürle artış arasında bir vaat bulunuyor. Yine de bu vaat üzerinden her minnettar insanın dünyada mutlaka istediği maddi başarıyı elde edeceği hükmüne varamam. Nimetin yalnız miktarını değil, ona verdiğim karşılığı düşünmeliyim. Şükür, bana göre, sahip olduğum şeyi kullanırken kendimin onun nihai kaynağı olmadığını unutmamaktır.
Ayet referansları: 27:40, 16:53, 14:7.
9. Karun: Nimeti Kendi Üstünlüğüne Çeviren İnsan
Ayet
28:76 — Karun (köle çalıştırıcısı), Musa’nın halkından biriydi; onlara ihanet etti ve onlara baskı uyguladı. Biz ona o kadar hazine verdik ki, anahtarları en güçlü bir topluluğun bile neredeyse taşıyamayacağı kadar ağırdı. Halkı ona dedi ki: “Bu kadar kibirli olma; TANRI kibirli olanları sevmez.
28:78 — Dedi ki: “Bütün bunları kendi parlak zekâlılığım sayesinde elde ettim.” Fark etmedi mi ki TANRI, ondan çok daha güçlü ve sayı bakımından daha fazla olan nice nesilleri ondan önce imha etmişti? (İmha edilmiş) o haddi aşanlara suçları hakkında sorulmadı.
28:79 — Bir gün, tüm ihtişamıyla halkının karşısına çıktı. Bu dünyevi hayatı tercih edenler, “Ah, keşke Karun’un elde ettiklerine biz de sahip olsak. Gerçekten de o, çok şanslı” dediler.
Ayetin Tefekkürü
Karun’un anlatısı bu konuya kolay unutulmayacak bir örnek getiriyor. Çok fazla mala sahip olması tek başına hikâyenin tamamı değil; baskı uygulaması, kendisine yöneltilen uyarı ve servetini nasıl açıkladığı da anlatılıyor. Karun elde ettiği şeyin açıklamasını kendi parlak zekâsında buluyor. Ben o cümlede servetten önce başka bir şeyi görüyorum: Başarıya bakarken kendinden başka kimseyi göremeyen zihni.
Çalışıp kazanmakla yalnız kendine paye vermek arasındaki sınır bazen çok ince. Başarı hikâyesinin içinde ailem, bana fırsat veren insanlar, içinde yaşadığım koşullar ve benim seçmediğim sayısız etken olabilir. Ayet bunların hepsini tek tek saymıyor; ama serveti yalnız kişisel zekâya indirgeyen övünmenin tehlikesini ortaya koyuyor. Buradan herkesin başarısının değersiz olduğunu çıkarmam. Ancak başarımdan mutlak bir üstünlük hükmü üretmek için bir dayanak da bulamam.
28:79’daki kalabalığın imrenmesi sahneyi tamamlıyor. Gurur yalnız sahip olanın sorunu olmayabilir; ona bakıp aynı ihtişamı hayatın en büyük kazancı sayanların da ölçüsü kayabilir. Birini maddi gücü nedeniyle hayranlıkla izlerken, gerçekte neyine imrendiğimi sorgulamalıyım: Malına mı, doğruluğuna mı, merhametine mi? Bu ayrımı yapmazsam kendi kalbimi başkasının gururuna hazırlayabilirim.
Ayet referansları: 28:76, 28:78-79.
10. Karun’a Verilen Öğüt: Dünyadan Kaçmak Değil, Dünyayı Doğru Kullanmak
Ayet
28:77 — “Ahiret yurdunu aramak için bu dünyadaki nasibini ihmal etmeden TANRI’nın sana ihsan ettiği rızıkları kullan. Sen, TANRI’nın sana karşı hayırsever olması gibi hayırsever ol. Yeryüzünü bozmaya devam etmeyin. TANRI bozguncuları sevmez.”
28:80 — Bilgi ile nimetlendirilmiş olanlara gelince, onlar da şöyle dediler: “Size yazıklar olsun, inanan ve doğru bir hayat sürenler için TANRI’nın mükâfatı çok daha iyidir.” Kararlı olanlar dışında hiç kimse buna erişmez.
28:82 — Bir önceki gün ona imrenenler dediler ki: “Şimdi farkına vardık ki kulları arasından seçtiği kimseye rızık sağlayan ve kısıtlayan TANRI’dır. Eğer TANRI’nın bize yönelik lütfu olmasaydı, yeryüzünün bizleri de yutmasına yol açabilirdi. Biz şimdi farkına vardık ki inkârcılar asla başarıya ulaşamazlar.”
Ayetin Tefekkürü
Karun’a verilen öğütte benim için önemli bir denge var: Ahireti ararken dünyadaki nasibi ihmal etmemek. Bu, 57:23’ü bütün mutluluklardan vazgeçme buyruğu gibi okumama izin vermiyor. Sahip olunan şeylerden yararlanmakla onları hayatın tek ölçüsü haline getirmek arasında fark var. Önemli olan yalnız bir şeyin elimde bulunması değil, onunla ne yaptığım.
28:77’de hayırseverlik çağrısı, nimetle birlikte sorumluluğun da geldiğini gösteriyor. Kaybettiklerime takılıp kalmamak kadar kazandıklarımı yalnız kendim için tutmamak da gerekiyor. Böylece 57:23’teki gurur uyarısı soyut bir kişilik tavsiyesi olmaktan çıkıp başka insanların hayatına dokunuyor. Ben elde ettiğim nimeti bir üstünlük aracı mı yapıyorum, yoksa onunla iyilik yapma fırsatı da görüyor muyum?
28:80 ve 28:82, Karun’un ihtişamına bakanların bakışının değişebildiğini gösteriyor. Dün imrenilen şey bugün bambaşka görünebiliyor. Kişisel hayatımda da böyle anlar var: Birinin sahip olduğuna özenip aradan zaman geçince o hayranlığın ne kadar yüzeysel olduğunu fark edebiliyorum. Ayetlerin bana verdiği ölçü, yoksulluğu kutsamak ya da zenginliği tek başına suç saymak değil; malın insanı nasıl birine dönüştürdüğüne dikkat etmek.
Ayet referansları: 28:77, 28:80, 28:82; bağlam için 28:76-79.
11. İnsan Neden Sıkıntıda Da Bollukta Da Dengesini Kaybedebiliyor?
Ayet
11:9 — İnsanı ne zaman bizden gelen merhametle nimetlendirsek, sonra da onu çekip alsak, umutsuzluğa kapılıp nankörleşir.
11:10 — Ne zaman ona sıkıntı dokunduktan sonra biz onu nimetlendirsek, o der ki: “Bütün sıkıntı benden gitmiştir;” heyecanlanır, gururlanır.
11:11 — Kararlılıkla sebat eden ve doğru bir hayat sürenlere gelince, onlar bağışlanmayı ve cömert bir mükâfatı hak ederler.
Ayetin Tefekkürü
11:9-11’i art arda okuduğumda 57:23’ün insanı neden iki yönden uyardığını daha iyi anlıyorum. Önce bir nimet veriliyor, sonra çekilip alınınca insan umutsuzluğa ve nankörlüğe yönelebiliyor. Ardından tam tersi anlatılıyor: Sıkıntının ardından bolluk geliyor; insan heyecana ve gurura kapılıyor. Şartlar değişiyor, fakat iki durumda da insanın merkeze yerleştirdiği şey aynı kalabiliyor: Kendi anlık durumu.
Bazen neye sahip olduğumu değil, ne kadar süredir sahip olduğumu unutuyorum. Uzun süre elimde kalan bir nimeti sıradan kabul edip kaybedince haksızlığa uğramış hissedebiliyorum. Zor günler sona erdiğinde de bu kez sanki artık hiçbir zorluk bana dokunmayacakmış gibi davranabilirim. İki uçta da geleceğin garantisini bugünkü şartlardan çıkarmaya çalışıyorum. Oysa ayetler bunu güvenilir bir ölçü olarak sunmuyor.
11:11, bu iniş çıkışların ardından kararlılıkla sebat etmeyi ve doğru yaşamayı öne çıkarıyor. Benim için bu, ne iyi günlerde sorumluluğu unutmamak ne de kötü günlerde onu terk etmek demek. Bir şeyin kaybolması değerlerimi de götürmesin; bir şeyin artması başkalarına karşı tutumumu bozmasın. Kendi kalbimin güvenilirliğini ancak her iki halde de sınayabilirim.
Ayet referansları: 11:9-11, 57:23.
12. Bolluk da Darlık da İmtihan: İnsanın Kendi Hakkında Vardığı Yanlış Sonuç
Ayet
89:15 — İnsan, Rabbi tarafından nimetler ve sevinç aracılığıyla test edildiğinde, “Rabbim bana karşı cömerttir.” der.
89:16 — Ancak O onu rızıklarda bir azaltma yoluyla test ederse, o der ki: “Rabbim beni aşağılamaktadır!”
64:15 — Paranız ve evlatlarınız bir testtir, TANRI ise büyük bir mükâfata sahiptir.
Ayetin Tefekkürü
89:15-16’da insanın karşılaştığı iki durumdan kendisi hakkında iki keskin sonuç çıkardığı anlatılıyor. Nimet geldiğinde kendisine özel bir değer verildiğini düşünüyor; rızık azaldığında aşağılandığı sonucuna varıyor. Oysa her iki durum da ayette sınanma çerçevesinde ele alınıyor. Burada benim için sarsıcı olan, insanın hayat şartlarını doğrudan manevi derecesinin ölçüsü sayma eğilimi.
İyi bir gelir elde eden kişi TANRI katında mutlaka daha değerli midir? Zor durumda olan biri mutlaka aşağılanmış mıdır? Bu ayetlerden böyle bir hüküm çıkmıyor. Ben de kendi hayatımda başarının bana özel bir haklılık belgesi verdiğini veya kaybın TANRI’nın beni terk ettiğini kanıtladığını söyleyemem. Bir başkasının sıkıntısına bakıp onu suçlu ilan etmek de aynı aceleciliğin başka bir yüzü olur.
64:15 para ve evlatları bir test olarak anıyor. Dikkat çekici: İnsan en çok sevdiği ve korumak istediği şeylerde de sınanabiliyor. Bunları değersiz saymak gerekmiyor; ama değerli olmaları sonsuz güvenceye dönüşmüyor. Ben bu ayetlerden bollukta şükretmenin, darlıkta umut kesmemenin neden aynı ahlaki bütünün parçaları olduğunu daha iyi anlıyorum.
Ayet referansları: 89:15-16, 64:15, 57:23.
13. Geçici Olanı Sonsuz Sanmak: Dünyevi Övünmenin Kırılganlığı
Ayet
57:20 — Bilin ki bu dünyevi hayat, oyun ve eğlenceden, aranızda övünmeden, para ve evlat biriktirmekten fazlası değildir. Bu, bitkileri yetiştiren ve inkârcıları memnun eden bol yağmur gibidir. Ancak sonra bitkiler işe yaramaz kuru ota dönüşür ve rüzgârla savrulur. Ahirette ya şiddetli bir azap ya da TANRI’dan bağışlanma ve onay vardır. Bu dünyevi hayat geçici bir illüzyondan fazlası değildir.
18:45 — Onlara bu hayatın örneğini su olarak ver; yeryüzünün bitkilerini üretmek için onu gökyüzünden indiririz, sonra onlar rüzgâr tarafından savrulan kuru ota dönüşürler. TANRI her şeyi yapmaya muktedirdir.
18:46 — Para ve evlatlar bu hayatın sevinçleridir, ama doğru işler Rabbinden ebedî bir mükâfat ve çok daha iyi bir umut sağlar.
Ayetin Tefekkürü
57:20, 57:23’ten hemen önce, hayatın oyuna, eğlenceye, övünmeye ve biriktirmeye dönüştürülebilen yönünü anlatıyor. Bitkilerin büyüyüp sonra kuruması örneği bana dünyanın bir gün gerçek, ertesi gün sahte olduğunu söylemiyor; sahip olduklarımın kalıcılığını abartmamam gerektiğini gösteriyor. Yeşilken hayran olduğum şey kuruduğunda değişiyor. Benim ona yüklediğim mutlak anlam ise değişime dayanamayabiliyor.
18:45’te de rüzgârın savurduğu bitkiler var. 18:46 ise para ve evlatları hayatın sevinçleri olarak anıp doğru işlerin daha iyi ve kalıcı değerini hatırlatıyor. Bu iki ayeti birlikte okuyunca dünyadan kaçmak yerine dünyanın sınırlarını anlamaya yaklaşıyorum. Sahip olduğum şey kıymetli olabilir; fakat sırf değerli diye ebedi değildir.
Bir şeyin elimde kalmayacağını bilmek, ona hoyrat davranmamı gerektirmez. Tam tersine, bugün yanımda olan insana daha dikkatli davranmak, bugün sahip olduğum imkanı daha doğru kullanmak için sebep olabilir. Üzülmeme ve gururlanmama dengesi burada somutlaşıyor: Geçiciyi küçümsemek değil, ona TANRI’nın yerine geçecek bir ağırlık yüklememek. Böyle düşününce hem kaybın korkusu hem de sahip olmanın gösterişi benim üzerimdeki gücünü biraz kaybediyor.
Ayet referansları: 57:20, 18:45-46, 57:23.
14. Gurur İnsanlarla Arama Nasıl Giriyor?
Ayet
31:18 — “İnsanlara kibirlice davranma ve yeryüzünde gururla da dolaşma. TANRI kibirli gösterişçileri sevmez.
31:19 — “Alçak gönüllülükle yürü ve sesini alçalt—seslerin en çirkini eşeğin sesidir.”
3:188 — Kendi işleri hakkında övünenler ve gerçekten yapmadığı bir şey için övülmeyi arzu edenler azaptan kaçabileceklerini sanmasınlar. Onlar acı veren bir azabı üzerlerine çekmişlerdir.
Ayetin Tefekkürü
Kibir bazen insanın kendi içinde sessizce büyür; fakat orada kalmayabilir. 31:18, başkalarına karşı tutuma ve yürüyüşe kadar uzanan bir uyarı taşıyor. Demek ki gurur yalnız kendi hakkımdaki düşüncem değil, karşımdaki insana nasıl yaklaştığım meselesi. Ona söz hakkı veriyor muyum? Başarısını küçümsüyor muyum? Benden daha az şeye sahip olduğu için sesimi yükseltiyor muyum?
31:19’daki ses ve yürüyüş uyarısını okuduğumda gösterişin bazen övünme cümlelerinden önce davranışta ortaya çıktığını düşünüyorum. 3:188 ise kendisine ait olmayan bir övgüyü bile arzulayan insana dikkat çekiyor. Beni rahatsız eden soru şu: Yalnız yaptığım işin görünmesini mi istiyorum, yoksa insanlar beni olduğumdan daha büyük biri sansın mı istiyorum? İkisi arasında ahlaki bir fark olabilir.
57:23’teki gururlanmama çağrısını bu yüzden yalnız içimde çözmem gereken bir kişisel duygu olarak sınırlayamam. Bir nimetin bana verilmiş olması, karşımdakinin onurunu azaltmaz. Gerçek bir başarım olabilir; emeğim de vardır. Fakat emeğimin varlığı, başkalarını aşağılamak veya hak etmediğim övgüyü toplamak için bir gerekçe yaratmıyor. Gururun bedelini çoğu zaman çevremdeki insanlar ödüyor olabilir.
Ayet referansları: 31:18-19, 3:188, 57:23.
15. Gururdan Sonra Gelen Ayet: Cimrilik Neden Aynı Konuşmanın İçinde?
Ayet
57:24 — Onlar cimridirler, insanlara da cimri olmayı tembih ederler. Eğer biri yüz çevirirse, o zaman TANRI Zengindir, Övgüye Layık Olandır.
4:37 — Cimri olanlar, insanları cimri olmaya teşvik ederler ve TANRI’nın ikramlarından kendilerine ihsan ettiği şeyleri gizlerler. Biz inkârcılar için utanç verici bir azap hazırladık.
57:7 — TANRI’ya ve elçisine inanın ve O’nun size ihsan ettiği şeylerden verin. Aranızdan inanan ve (bağış) yapanlar büyük bir mükâfat hak ettiler.
Ayetin Tefekkürü
57:23’ü okuduktan sonra 57:24’ü atlamamak istiyorum. Gurur uyarısının hemen ardından cimrilikten ve başkalarını cimriliğe yönlendirmekten söz ediliyor. Buradan her gururlu insanın mutlaka cimri olduğunu söylemem gerekmiyor; ayetin kurduğu yakınlık yine de düşündürücü. Sahip olduklarını kendisinin mutlak hakkı gibi gören birinin paylaşma konusunda da katılaşması mümkün.
4:37’de cimrilik ve insanları cimriliğe teşvik etme konusu yine TANRI’nın verdiği nimetlerle birlikte geçiyor. 57:7 ise insana ihsan edilenlerden verme çağrısını taşıyor. Bu ayetleri yan yana koyduğumda gururun yalnız büyük sözler söylemek olmadığını görüyorum. Bazen sessizce biriktirdiğim, vermeyi reddettiğim, hatta başkalarının vermesine de engel olmaya çalıştığım yerde ortaya çıkabilir.
Bir başarı beni kendimle övünmeye değil, sorumluluğa götürmeli. Malımın varlığı başkasının hakkını görmemi zorlaştırıyorsa, sevincimin yönü değişmiş olabilir. Burada paylaşmanın miktarıyla ilgili yeni bir hüküm uydurmak istemiyorum; bu ayetler üzerinden baktığım şey, nimet karşısındaki temel tutum. Şükürle gelen genişlik, gururla gelen daralmaya dönüşmesin.
Ayet referansları: 57:23-24, 4:37, 57:7.
16. Kaderi Kabul Etmek, Sorumluluktan Vazgeçmek midir?
Ayet
53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.
13:11 — (Meleklerin) vardiyaları, her birinizle beraber kalacak şekilde sırayla gelir—onlar sizin önünüzde ve arkanızdadırlar. Sizinle beraber kalırlar ve sizi TANRI’nın emirlerine uygun olarak korurlar. Böylece, TANRI kendileri değişmeye karar vermedikçe hiçbir halkın durumunu değiştirmez. TANRI herhangi bir halk için herhangi bir zorluk irade ederse, hiçbir güç onu durduramaz. Zira O’nun yanında Efendi ve Sahip olarak hiç kimseleri yoktur.
9:51 — De ki: “TANRI’nın bizim için hükme bağladığının dışında başımıza hiçbir şey gelmez. Bizim Efendimiz ve Sahibimiz O’dur. İnananlar TANRI’ya güvensinler.”
Ayetin Tefekkürü
57:22’deki kayıt ve 57:23’teki duygu uyarısı bazı sorular doğuruyor: Olaylar TANRI’nın bilgisi içindeyse benim çabamın anlamı nedir? Bir yanlış yaptığımda yalnızca “Böyle olması gerekiyormuş” diyerek hesabımdan çıkabilir miyim? 53:39’u okuduğumda böyle bir kaçış bulamıyorum. İnsanın kendi işlerinden sorumlu olduğu söyleniyor. Bu cümle, yaşadığım olayların arkasına saklanmama izin vermiyor.
13:11 de insanların değişme kararıyla ilgili güçlü bir ifade taşıyor. Buradan bütün sonuçların tek başıma benim kontrolümde olduğu sonucuna varamam; aynı ayet TANRI’nın iradesinden de söz ediyor. Ama 57:23’ü pasiflik öğretisine dönüştürmek için de bir dayanağım yok. Kayıp karşısında kararlı olmak, bir daha denememek demek değil. Nimet karşısında gururlanmamak, çalışmayı ve doğru işleri değersiz saymak demek de değil.
9:51’de güvenin yönü TANRI’ya çevriliyor. Benim için teslimiyet, hiçbir şey yapmadan oturmak değil; yapabileceğimi dürüstçe yaparken sonucu kendimin mutlak mülkü görmemek. Yanlışım varsa düzeltmeye çalışırım. Birinin hakkını çiğnediysem kaderin arkasına gizlenmem. Elimden gelenin ötesinde kalan şeyi de kendimi ve çevremi tüketen bir öfkeye dönüştürmemeye çalışırım. Bunların hepsi ayetlerden düşündüğüm ahlaki yönlerdir; kaderin bütün işleyişini açıklamış olduğum iddiası değildir.
Ayet referansları: 53:39, 13:11, 9:51, 57:22-23.
17. Arapça Kelime Kökleri: Üzüntü, Kaçırmak, Sevinç ve Övünme
Ayet
57:23 — Bu yüzden, kaçırdığınız hiçbir şeye üzülmemeli, O’nun size ihsan ettiği hiçbir şeyle de gururlanmamalısınız. TANRI, böbürlenen, gururlu kimseleri sevmez.
10:58 — De ki: “TANRI’nın lütfu ve merhametiyle sevinsinler.” Bu, biriktirebilecekleri herhangi bir servetten çok daha iyidir.
12:84 — “Ben Yusuf’a üzülüyorum” diyerek onlardan yüz çevirdi. Gözleri çok fazla üzülmekten beyaza döndü; o hakikaten üzgündü.
Ayetin Tefekkürü
57:23’ün Arapçasındaki تَأْسَوْا۟ (taʾsaw) biçimi, أ-س-و (ʾ-s-w) kökünün keder ve üzüntü alanıyla bağlantılıdır. فَاتَكُمْ (fātakum) ise ف-و-ت (f-w-t) kökü üzerinden kaçırmak, elden çıkmak anlamını taşır. Bu iki kelimeyi birlikte görünce ayetin yalnız kaybedilmiş bir eşyanın kendisini değil, kaçırdığım şeyle kurduğum iç ilişkiyi de düşündürdüğünü hissediyorum. Ancak kök bilgisi, ayetin insanın bütün duygularını yasakladığını kanıtlamaz.
İkinci yarıdaki تَفْرَحُوا۟ (tafraḥū) kelimesinin kökü ف-ر-ح (f-r-ḥ) ve sevinçle ilişkilidir. Reşat Halife’nin Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirisinde “nor be proud”, bunun Türkçe çevirisinde “gururlanmamalısınız” ifadesi yer alıyor. 10:58’in Arapçasında da sevinçle ilgili aynı kökten bir kullanım bulunması dikkate değer. Demek ki aynı anlam alanındaki kelimeleri buldum diye ayetlerin bağlam farkını silemem. 10:58 lütuf ve merhametle sevinmeye çağırırken 57:23 elde edileni bir gurur kaynağına dönüştürmemeye yöneltiyor.
ءَاتَىٰكُمْ (ātākum) verilen şeyi hatırlatır; أ-ت-ي (ʾ-t-y) köküyle ilişkilidir. Son kısımdaki مُخْتَالٍ (mukhtālin), خ-ي-ل (kh-y-l); فَخُورٍ (fakhūrin) ise ف-خ-ر (f-kh-r) kökleriyle bağlantılıdır ve kendini beğenme, övünme anlam alanlarını açar. Burada bir kelimeyi bütün tarihsel anlamlarıyla ayete zorla taşımıyorum. Kelime kökleri, Yetkilendirilmiş İngilizce Çevirinin Türkçe çevirisini değiştirmek için değil, çevirinin işaret ettiği tutumu daha dikkatli düşünmek için yardımcı olabilir. Asıl sınırı yine ayetin cümlesi ve onu çevreleyen ayetler çizer.
Ayet referansları: 57:23, 10:58, 12:84; bağlam için 57:22-24.
18. Diğer İddialar
Ayet
57:22 — Yeryüzünde ya da size olan her şey, yaratılıştan bile önce, zaten kaydedilmiştir. Bunu yapmak TANRI için kolaydır.
57:23 — Bu yüzden, kaçırdığınız hiçbir şeye üzülmemeli, O’nun size ihsan ettiği hiçbir şeyle de gururlanmamalısınız. TANRI, böbürlenen, gururlu kimseleri sevmez.
12:84 — “Ben Yusuf’a üzülüyorum” diyerek onlardan yüz çevirdi. Gözleri çok fazla üzülmekten beyaza döndü; o hakikaten üzgündü.
10:58 — De ki: “TANRI’nın lütfu ve merhametiyle sevinsinler.” Bu, biriktirebilecekleri herhangi bir servetten çok daha iyidir.
53:39 — Her insan kendi işlerinden sorumludur.
Ayetin Tefekkürü
Bu ayetler hakkında bazı geleneksel ya da felsefi okumalar, ideal insanı hiçbir üzüntü hissetmeyen biri olarak tasvir edebilir. Bu yaklaşımın hedefi insanı sarsıntı karşısında dayanıklı kılmak olabilir. Yine de Yakup’un 12:84’te anlatılan kederi karşısında, böyle bir düşünceyi KURAN’ın bütün duygusal hayat için koyduğu kesin kural olarak sunmakta zorlanıyorum. Ters uçta, 57:23’ün uyarısını yalnızca güzel bir teselli cümlesine indirgemek de ayetin gururla ilgili açık yönünü gölgede bırakabilir.
Kader hakkında yapılan bazı yorumlar, 57:22’deki kayıt ifadesinden insanın hiçbir sorumluluğu olmadığı sonucuna varabilir. Başka yorumlar da bu ifadeyi neredeyse önemsiz sayıp bütün sonucu yalnız insanın kendi gücüne bağlayabilir. Bu iki uçtan birini kabul etmek zorunda olduğumu düşünmüyorum. 53:39’da kişisel sorumluluk ve 57:22’de TANRI’nın bilgisi aynı metinde bulunuyor. Bu ilişkinin bütün ayrıntılarını bildiğimi iddia etmeden ikisini de ciddiye alabilirim.
Bir başka yaklaşım, dünyadaki başarıyı TANRI tarafından özel olarak onaylandığının işareti; kaybı ise kesin bir değersizlik hükmü sayabilir. 89:15-16’daki sınanma dili böyle kolay sonuçlara karşı ihtiyat gerektiriyor. Burada farklı düşünceleri sıralamak, önceki bölümlerin dayanağını değiştirmiyor. Benim için tefekkürün temel ölçüsü yine 57:22-24, Yakup’un kederi ve TANRI’nın lütfuyla sevinmeye çağıran ayetin birlikte okunmasıdır.
Ayet referansları: 57:22-24, 12:84-87, 10:58, 53:39, 89:15-16.
19. Sonuç: Kayıp Beni Yutmasın, Nimet Beni Büyütmesin
Ayet
57:22 — Yeryüzünde ya da size olan her şey, yaratılıştan bile önce, zaten kaydedilmiştir. Bunu yapmak TANRI için kolaydır.
57:23 — Bu yüzden, kaçırdığınız hiçbir şeye üzülmemeli, O’nun size ihsan ettiği hiçbir şeyle de gururlanmamalısınız. TANRI, böbürlenen, gururlu kimseleri sevmez.
57:24 — Onlar cimridirler, insanlara da cimri olmayı tembih ederler. Eğer biri yüz çevirirse, o zaman TANRI Zengindir, Övgüye Layık Olandır.
12:86 — O dedi ki: “Ben sadece çıkmazım ve üzüntüm hakkında TANRI’ya şikâyet ediyorum, zira TANRI’dan sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.
27:40 — Kitaptan bilgi sahibi olanı dedi ki: “Sen göz açıp kapayıncaya kadar onu sana getirebilirim.” Önüne onun yerleştiğini gördüğünde dedi ki: “Bu, Rabbimden bir nimettir, benim minnettar mı yoksa nankör mü olduğumu göstermek için beni onunla test ediyor. Kim minnettar olursa kendi iyiliği için minnettar olur ve kim nankör olursa, zira Rabbim ona muhtaç değildir, En Şereflidir.”
Ayetin Tefekkürü
57:23’le ilk karşılaştığımda birbirine uzak görünen iki uyarı okumuştum: Kaçırdığına üzülme, verilene gururlanma. Şimdi bunları bir arada tutanın daha derin bir mesele olduğunu düşünüyorum. Her iki durumda da insan, kendisini olayların merkezine koyabiliyor. Kaybında bütün hayatın ona karşı olduğunu, kazancında ise bütün iyiliğin kendisinden kaynaklandığını düşünebiliyor. Ayet bu iki aşırılığın arasına TANRI’nın bilgisini, ihsanını ve insanın kendi sınırını yerleştiriyor.
Yakup’un kederi bana üzülmenin kendisinin insanı TANRI’dan uzaklaştırdığını söylememem gerektiğini öğretti. Üzüntüsünü TANRI’ya anlatması, bir acının içinde de yöneliş bulunabileceğini gösteriyor. 10:58 ise sevincin tek başına kusur olmadığını hatırlatıyor. Dolayısıyla aradığım şey duygusuz bir insan olmak değil. Ağlayabiliyor, sevinebiliyor, çalışabiliyor ve kaybedebiliyor olacağım. Fakat bunların hiçbiri TANRI’nın yerini almamalı, hiçbiri başkasına karşı haksızlığıma bahane olmamalı.
27:40’ın öğrettiği soruyu özellikle yanımda taşımak istiyorum: Nimet geldiğinde minnettar mı olacağım? 57:24’ün uyarısını da unutmamalıyım: Elde ettiğimi gururun ve cimriliğin içine hapsetmek mümkün. Öyleyse bolluk zamanında sevinirken paylaşabilmeli; daraldığımda acımı inkâr etmeden umudumu korumaya çalışmalıyım. Başkasının hayatını benim bugünkü rahatlığımla veya darlığımla yargılamamalıyım.
Bu tefekkürün sonunda kendime verebileceğim kesin bir duygu reçetesi yok. Ama yönü olan bir soru var: Elimden giden şey benim kim olduğumu belirleyecek mi? Elime geçen şey beni kendimden büyük biri olduğuma inandıracak mı? Her iki soruya da hemen ve kusursuz cevap veremeyebilirim. Yine de ayet, kalbimin iki uç arasında savrulduğunu fark etmem için güçlü bir ölçü sunuyor.
Bugün elimde olan yarın elimde olmayabilir. Kaçırdığımı sandığım bir şeyin bütün anlamını da bugün bilemeyebilirim. Bu yüzden sevinci şükürle, kederi umutla, emeği sorumlulukla, sahip olduklarımı adaletle birlikte taşımak istiyorum. Kaybın beni yutmasına, nimetin beni büyütmesine izin vermeden. TANRI’ya teslimiyetin hayatımdaki sessiz imtihanlarından biri belki de tam budur.
Ayet referansları: 57:20, 57:22-24, 12:84-87, 10:58, 27:40, 53:39, 89:15-16.
Not
2:32 — Onlar, “Sana yücelik olsun. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Sen Her Şeyi Bilensin, En Bilgesin.” dediler.
En doğrusunu TANRI bilir.
Kaynak: kuranteyit.com
Keşfet
İlgili Yazılar
![[53:43] Bizi Güldüren ve Ağlatan Kimdir?](/images/writings/bizi-gulduren-ve-aglatan-kimdir.jpg)
Kuran Tefekkürleri
[53:43] Bizi Güldüren ve Ağlatan Kimdir?
Necm 53:43 merkezinde gülmek, ağlamak, üzüntü, sevinç, teslimiyet, güven, derin saygı, hesap ve TANRI'nın mutlak kudreti üzerine 19 bölümlük bir Kuran tefekkürü.
Makaleyi oku
Kuran Tefekkürleri
Fırtınada Yalnız TANRI, Kıyıda Eski Hayat: Kriz Geçince Neden Unutuyoruz?
Lokman 31:32 ve ilgili ayetler üzerinden kriz anında yalnız TANRI’ya yönelmek, dua, samimiyet, kurtuluş, şükür, nankörlük ve rahatlık döneminde unutmak üzerine bir tefekkür.
Makaleyi oku
Kuran Tefekkürleri
İbrahim’in Yolunu Nasıl İzleyeceğim? İbrahim’in Bulduğu Yolu Ben Nasıl Bulurum?
İbrahim’in Kuran’daki yolu üzerinden tevhid, hakikati arama, rehberlik, teslimiyet, şükür, putperestlikten uzak durma ve kulluk üzerine bir tefekkür.
Makaleyi oku